PUSULA |

"Halk iradesi" ve Jakobenler

14-07-2019 07:40

Jakobenleri Fransız Devrimi’nin en ilerici unsuru yapan özelliklerden biri devrilen iktidar sahiplerinin yüzüne bakmamalarıydı. İçinden çıkmış olsalar da burjuvaziyi ürküten bu tavır işçi sınıfının devrimci kimliğinin en temel özelliklerinden birini miras bırakırken bugün de sermaye düzenini ürkütmeyi sürdürüyor.

Nevzat Halil

Jakobenleri Fransız Devrimi’nin en ilerici unsuru yapan özelliklerden biri devrilen iktidar sahiplerinin yüzüne bakmamalarıydı. İçinden çıkmış olsalar da burjuvaziyi ürküten bu tavır işçi sınıfının devrimci kimliğinin en temel özelliklerinden birini miras bırakırken bugün de sermaye düzenini ürkütmeyi sürdürüyor. Oysa “halk iradesi” ezilen sınıfların iradesi için kullanılmıyorsa egemen sınıfların bir aldatmacasından başka bir şey değildir.

Burjuvazinin kendi içerisinden çıkarmasına rağmen başta her türünden liberaller olmak üzere sermaye sınıfı ve ortaklarının en büyük düşmanı olmayı sürdürüyor Jakobenler.

Her biri “büyülü” olan ve düzen aktörlerinin kendi meşreplerince kullanılan demokrasi, halk iradesi, millet iradesi gibi kavramlar her dönemde egemen sınıfların çıkarının bütün toplumun çıkarı olduğu sanrısını yaratmak dışında bir işe yaramazlar.

Jakobenleri, “istenmeyen çocuk” yapan gerek devrilen aristokrasi ve ruhban sınıfına karşı gerekse bunlarla uzlaşmak isteyen burjuvaziye karşı “baldırı çıplaklar” ile birlikte en sert şekilde karşı durmalarıdır. Bu sertlik bir yandan giyotinde kendini gösterse de diğer yandan bu eski ve yeni egemen sınıflar için siyaset alanını daraltmaktan da geçmektedir.

Jakobenler için pek çok şey söylenebilir. Ancak düşmanlarının yönelttiği halka ve halkın iradesine ve değerlerine yabancı olmak veya diktatörlük suçlamaları ise esasında devrim düşmanlığının yansımasıdır. Tıpkı yaklaşık 150 yıl sonra Büyük Ekim Devrimi’ni gerçekleştirenlere karşı söylenenlerin bugün bile aynı anlamı taşıması gibi.

Halk nedir?

Egemen sınıflar için ulus veya halk kavramlarının yegane önemi kendi çıkarlarını bu soyutlamalar üzerinden ezilen sınıfların bireylerine kabul ettirebilme araçları olmalarından kaynaklanır. Bunun dışında ne ulusları ne halktan olmak gibi bir arayışları vardır. Aksine halk “avam”dır.

Milyarlarca dolarlık servetleri olanlar, günlük gelirleri en yoksul on milyonlarca Asyalı ve Afrikalı’nın toplam gelirine eşit olanlar, televizyonlarda, gazete köşelerinde milyonlarca liralık şişkin ücretleri her gün tekrar tekrar aynı yalanları söyleyenler, şükretmeyi öğretirken lüks arabalardan inmeyenler ile yoksullar, emeği ile geçinenler, güçsüzler aynı topluluğun parçası olarak sayılabilir mi?

Şekli bir eşitlikten ötesine geçmek hedefi varsa halk, ulus veya bir başka şekilde bir topluluğa isim verecekseniz o topluluğunun azami ölçüde benzeşmesi, ortak hedeflere ve çıkarlara sahip olması gerekir. Jakobenler bu yalın gerçeğin üzerine inşa ettikleri devrimcilikleriyle eşitlik, özgürlük ve kardeşlik hedefini sonuna kadar götürmeye kararlıydılar.

Buradan yola çıkarak, halk kavramının somutluğa erişebilmesi için başta ücretli çalışanlar olmak üzere emeğiyle geçinenleri, mülk ve servet sahibi olmayanları, yoksulları kapsamak zorunda olduğun söyleyebiliriz.

Jakobenler esas olarak burjuvazinin içinden çıkıp aristokrasi ve kilisenin iktidarını yerle bir ederken arkada bir şey bırakmamak üzere hareket ediyorlardı. Bırakılacak her kalıntı burjuvazi içerisindeki uzlaşmacı kesimlerle bağ kurup eski düzeni geri getirecekti. Nitekim o ya da bu ölçüde gerçekleşen tam da bu oldu. Bir kez eski düzenin kötülükleri yeni düzenle de hemhal olunca artık devrim de yenilmiş oluyordu.

Düzen sahiplerinin siyasetten kazınması

İşte Jakobenlerin “ölümcül günahı” budur. Eski düzenin hiçbir kalıntısını bırakmamak üzere keskin bir irade. Bu iradeyi hayata geçirmek üzere “baldırı çıplaklar” ile birlikte hareket etmek.

Robespierre 1794’te şunları yazıyordu: “…kralcılara hoşgörü, malum kişiler için ağlamak, zalimlere merhamet! Hayır! Masuma merhamet, zayıfa merhamet, bedbahta merhamet, insanlığa merhamet.”

Bugün de sermaye düzeni bütün televizyon kanallarının, gazetelerin ve diğer kitle iletişim araçlarının sahibi ve denetleyicisidir. Sermaye düzeni kurumsal din ile yoksul kitleleri uyuşturmaktadır. Sermaye düzeni kamu kaynaklarını umarsızca talan edip servetini katlarken siyasi aktörlerini de yine bu kaynaklarla beslemektedir. Bunları daha da uzatabiliriz.

Buna karşın aynı sermaye düzeni halkın iradesi ve değerlerinden dem vurarak bu eşitsiz, baskıcı, sömürüye dayalı düzene itiraz edenlere ise demokrasi dersleri vermekten de imtina etmemektedir.

Bu büyük kuşatma ve baskı ile kendi çıkarlarını ve iradesini ve değerlerini herkesin çıkarları ve iradesi ve değerleri saydırmayı başarmaktadır.

Halkın iradesi iktidar halkınsa vardır

Tüm bunlar neticesinde varılacak sonuç halk iradesinin ancak iktidar halkın elindeyse gerçek olabileceğidir. Onun dışında halkın kendi iradesini ifade etmesi imkansız olmasa da çok çok zorlaştırılmaktadır. Jakobenler tam da bu gerçeğin üzerine halkın taleplerinin, iradesinin ve değerlerinin eksiksiz hayata geçirilmesi ve bir daha esir alınmaması için eski düzenin kökünü bütünüyle kazımaya girişmiştir.

Bu devrimci şiddeti soykırım, katliam, totaliterlik, diktatörlük olarak anlatmaya çalışanlar dün başlarına gelenlerin yarın tekrarlanmaması için çırpınmakta, çarpıtmaktadır.

Jakobenleri bugün de güncel kılan, işçi sınıfının devrimciliğine en büyük miraslardan birini bırakmasını sağlayan halk iradesine olan bu bağlılıklarıdır. Bu bağlılık önünde hiçbir engel tanımamakta, tüm engelleri keskin ve kesin bir şekilde ortadan kaldırmaya yönelmektedir. Zira merhamet masumlara, zayıflara, bedbahtlara ve insanlığa gösterilebilir.

Devrimin tüm güzelliği esasında masumların, zayıfların, bedbahtların ve insanlığın kaderini böyle eline almasında yatmaktadır.