PUSULA | Gezi’de dış mihraklar yalanı

Gezi’de dış mihraklar yalanı

31-05-2019 08:45

Türkiye tarihinin en büyük ve yaygın halk direnişi Haziran Direnişi’ni kriminalize etmek isteyen AKP’nin en sıklıkla başvurduğu başlık “dış mihraklar”. “Emperyalizmle mücadele” yalanları arasında Avrupalı emperyalistlerin Türkiye’deki beşinci kol faaliyetlerinin hamisi Osman Kavala ile birlikte Haziran Direnişi’ne leke çalmaya çalışıyorlar.

Nevzat Halil

Türkiye tarihinin en büyük ve yaygın halk direnişi Haziran Direnişi’ni kriminalize etmek isteyen AKP’nin en sıklıkla başvurduğu başlık “dış mihraklar”. “Emperyalizmle mücadele” yalanları arasında Avrupalı emperyalistlerin Türkiye’deki beşinci kol faaliyetlerinin hamisi Osman Kavala ile birlikte Haziran Direnişi’ne leke çalmaya çalışıyorlar.

Haziran Direnişi Türkiye tarihinin gördüğü en büyük halk ayaklanması olarak tarihe geçti. Ülkenin hemen her kentinde milyonlarca insanın katıldığı bir ayaklanma Türkiye siyasi tarihi açısından hemen her açıdan bir ilk veya en azından modern bir milat sayılabilir.

Aradan geçen altı yılda ise bugün itibariyle AKP Haziran Direnişi ile hesaplaşma zamanının geldiğini düşünüyor. İç siyasette gücünü korumak ve konsolide etmek için çırpınan AKP FETÖ’cü darbe girişiminden bu yana her başarısızlığını ve sorunu “dış mihraklar” ile açıklamaya çalışıyor. Haziran Direnişi ile onu kriminalize ederek hesaplaşma arayışlarında da “dış mihraklar” esaslı bir yer tutuyor.

Bu tartışmalarda AKP’nin kuruluş sürecindeki emperyalist merkezlerin rolü, AKP’nin emperyalist ülkelerden aldığı destek, Türkiye’de sermaye düzeninin sağ iktidarlarla emperyalist sisteme nasıl göbekten bağımlı hale getirildiği ve daha önemlisi Türkiye’nin NATO müdahaleleri başta olmak üzere eski sosyalist ülkelerin bölünmesi ve bağımlı birer ülke haline getirilmesi süreçlerinde oynadığı aktif rol ise gündeme gelmiyor.

AKP’nin kabak tadı veren “dış mihrakları”

Kuşkusuz Türkiye emperyalist sistem içerisinde yer alan bağımlı bir ülke olarak emperyalist müdahalelerden payını alıyor. Bu müdahalelerin sistemin parçası olan ülkelerde açık işgaller, askeri operasyonlar gibi kaba kuvvetle yapılmak yerine ekonomik ve siyasi nitelikte olduğunu ve çoğu zaman kapalı kapılar ardında görece incelikli işlediğini biliyoruz.

AKP çok uzun zamandır dış politikadaki hatalarının ve en temelinde dolar bolluğuna dayanarak ucuz finansman üzerine kurduğu ekonominin gerçeklerinin kendisini dayatmasına karşı sürekli olarak “dış mihraklar” kartına sığınıyor. Bu açıdan ülkenin emperyalist sistem içerisinde “görevlerini” yerine getirmesi için emperyalist ülkelerin

NATO’ya sözü olmayan, yıllarca Avrupa Birliği peşinde koşan, ABD’li patronları tarafından henüz milletvekili seçilmemişken veya bakanken Beyaz Saray’da ağırlananların, ABD Başkanı ile ayak üstü görüşmeleri bir onur vesilesi sayıp manşetlere çıkaranların dönüp her taşın altında yabancıların müdahalesini araması kabak tadı vereli çok oluyor.

AKP kendi kitlesini bir arada tutmak için başka yolu kalmadığını görüyor. Ancak bu durum bazıları gibi bildiğimiz, daha altı yıl önce yaşadığımız gerçekleri ve tarihi unutmamız anlamına gelmemeli.

Düzenin imdadına yetişenler “dış mihrak”mış

Emperyalist sistem içerisindeki dengeler ve mücadeleler zaman zaman açıkça bir tarafın adamı olanların diğer tarafın adamlarınca “harcanması” yeni değil. Bu bağlamda, Can Dündar ve Osman Kavala gibi isimlerin bugün sürgünde veya tutuklu olması, bunların yabancı bağlantıları, meşrebine ve yerine göre kah ABD kah İngiltere kah Almanya bayrağından battaniyelere sarınmaları üzerinden tarihi yeniden yazmaya çalışmak faydasızdır.

Gezi Parkı’nda başlayan Haziran Direnişi, her şeyden önce düzen siyasetinin temsil kabiliyetini yitirmesiyle ilgiliydi. Birkaç yıl öncesinden başlayan ve 2013’e dek süren Tekel Direnişi’nden üniversite sınavındaki şifre skandalına, internet sansüründen kadına şiddet ve kürtaj tartışmalarına çok sayıda etkili toplumsal eylemin gerçekleştiği bir kesitin ardından gelen Haziran Direnişi, AKP’nin arkasına veya daha doğru bir ifadeyle önüne 2010 referandumu sonrasında FETÖ’cüleri de alarak toplumu dönüştürme çabalarına karşı düzen muhalefetinin yetersizlikleri üzerine kurulmuştu.

Bu açık ve yalın gerçek unutulmamalıdır. Bu nedenle sosyalist sol halkın olağanüstü tepkisiyle birlikte kendi ölçeğini ve etkisini katlarken aynı zamanda bu hızlı döneme bütünü kapsayacak bir karşılık üretmekte de yetersiz kalmıştı.

Daha önemlisi, bugün Haziran Direnişi’nin “dış güçlerin oyunu” olduğuna ikna etmek üzere ileri sürülen isimler Haziran Direnişi günlerinde milyonların düzen muhalefetinden kopma emareleri göstermeleri üzerine Gezi Parkı’nı manipüle etmek için ellerinden geleni artlarına koymayan kritik roller üstlenmişti.

Bu açıdan Can Dündar’ın Milliyet gazetesinde manşete çıkartılan “flamasız Gezi” yazısı sosyalist solun kitleyle kurduğu bağların kalıcılığını engellemek için düzenin ve bu arada AKP’nin de imdadına yetiştiğini unutmuş olanlar hatırlamalıdır. Gezi Parkı’nı bir “Cihangir distopyası” haline getiren ve siyasetin veya bir başka deyişle sosyalist solun olmadığı bir sterilizasyon arayanlar üzerinden Haziran Direnişi’nin kirletilmesi kabul edilemez.

Yine o dönem ve hatta hala AKP’nin de bir bütün olarak düzenin de Haziran Direnişi’nin siyasi talepler olmadan sadece bir parkın geleceğine indirgenmesi veya “ilk üç gün” söylemiyle neredeyse en başından beri makbul olan bir “Gezi” tasviri yapılmak istenmesine en büyük cephanenin liberallerden geldiği akıldan çıkarılmamalı.

Emekçi halka leke sürülemez

Tüm Türkiye’de meydanları dolduran milyonların en temelde emekçi bir karaktere sahip olduğunu biliyoruz. Politikleştiği ölçüde bu karakterin öne çıktığı ancak “popülerleştirildiği” ölçüde bir mizah ögesine indirgenmek istendikçe bu karakterin yerini biçimsizliğin aldığını da hatırlıyoruz.

OTPOR ile başlayan renkli devrimlerle süren ve “Arap Baharı”na erişen toplumsal tepkilerin emperyalizm tarafından manipüle edilme ve teslim alınma örnekleri aklımızda. Dolayısıyla düzen ve emperyalizmin Haziran Direnişi’nden bütünüyle uzak durduğunu söyleyemeyiz. Hatta bu ölçekteki toplumsal olaylarda kimi zaman meydandan meydana dolaştırılan bir piyano kılığına dahi bürünebilen “ajan-provokatörlerin” eksik olmayacağını da iyi biliriz.

Bugün bunları örnek gösterip kendi dış bağlantılarını ve iplerini unutanların aynaya bakmayan bir utanmazlıkla Haziran Direnişi’nde “dış mihraklar” aramalarına pabuç bırakılmamalıdır.

Haziran Direnişi, dış mihrakların değil 1923 Cumhuriyeti’nin ilerici yönlerinin toplumdaki yerleşikliğinin ve bunların daha ileri taşınması zorunluluğunun bir anıtı olarak tarihte yerini almıştır. Bu tarih kirletilemez.