PUSULA | Gericiliğin dümende olduğu denizlerde: Aynı gemide miyiz?

Gericiliğin dümende olduğu denizlerde: Aynı gemide miyiz?

24-03-2019 09:07

Sosyalist siyaset ciddi bir iştir. Bugün başı örtülü veya açık, kadın erkek tüm emekçilerin toplumsal kurtuluşunun yolunu örme iddiasında, siyasetinizi toplumsallaştırma niyetinde misiniz? O halde gerçek, ayakları yere basan bir örgütlenmeyle ikinci cumhuriyet rejiminin çizdiği çerçeveden azade bir yolda yürümek zorundasınız.

Esin Yorulmaz

Türkiye’de dinci gericiliğin bir toplumsal örgütlenme aracı olan tarikatların ötesinde siyasal temsiliyetinin ete kemiğe büründüğü Milli Görüş hareketinin tarihi ile türbanın bu topraklarda görülmeye başlaması arasında bir paralellik, daha doğrusu iç içelik var. Burada elbette genel olarak insanlığın bir ihtiyacın sonucu olarak icat ettiği, kullandığı, kültür haline getirdiği vb. her tür kafaya takılan aksesuardan ve kıyafetten bahsetmiyoruz. Evet, adlı adınca bir siyasi hareketin sembolü olan türbandan bahsediyoruz.

Türbanın Türkiye’de kullanılmaya başladığı günlerden bugüne bir sembol olduğunu söylemek doğru ama baştaki marjinal bir siyasal sembol olma özelliğinden oldukça farklı bir noktaya gelindiğini de ifade etmeliyiz. Türbanı çıkışından bugüne kullanan kesimlerin marjinallikten toplumsallığa evrildiğini bunun aynı zamanda Türkiye’nin toplumsal/siyasal koşullarında yaşanan değişimi de işaret ettiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla bugün türban takan herkesin dinci gerici siyasetin militanı olduğunu iddia etmek doğru değil. Hatta tam tersinden bugün geniş emekçi yığınları içerisinde türbanın oldukça yaygın olduğunu söylemek mümkün. Hatta daha farklı bir noktaya gidersek türbanlı emekçilerin de dahil olduğu geniş emekçi yığınların sömürüsüyle servetine servet katan türbanlı zenginler var. Türbanlı ve emekçi kadınların karşısında binlerce liralık türbanlarıyla bindikleri milyonluk cipleri olan zengin kadınlar ve ülkeyi yönetenlerin eşleri var!

Bu yüzden doğrudur, türbanın bazı gerçeklerin üzerini örtmesine engel olmak gerekir. Peki hal böyle diye emek/sermaye çelişkisinin arkasına saklanıp siyasetin bazı çarpıcı gerçeklerini halının altına mı süpüreceğiz? Yılların tartışmasıdır, o zaman işçi sınıfının öncüsü olma iddiasındaki siyasal yapıların doğrudan işçici bir tarzla devinip durmaları yetmez mi? Siyaset denen meşgale ile sosyalistlerin, komünistlerin işi nedir? Yılların tartışması demişken, emek/sermaye çelişkisi ve türban demişken sosyalist hareketin tarihinden bazı kesitleri de belki de yeniden not etmek gerekiyor. 90’lı yıllarda Refah Partisi’nin yükselişi ve dinci gericiliğin toplumsal alanda oluşan çatlaklar üzerinden etki alanını genişlettiği dönem aynı zamanda türbanlı öğrencilerin üniversitelere alınmaması üzerinden ortaya çıkan  siyasi bir atmosfere de sahipti. O dönemde Sosyalist İktidar Partili öğrencilerin “Türban Neyi Örtüyor” broşürü üzerinden yürüttüğü siyasal çalışma oldukça tartışma yaratmış, ordu ile gerici parti arasındaki tartışmada sosyalistler, başka sol örgütler tarafından MGK’cılıkla suçlanmış, solun özgürlükçü olduğu ve türbanlı öğrencilerin de özgürlüğünü savunması gerektiği söylenmiş, türbanın emek/sermaye çelişkisini örttüğü ve suni bir gündem olduğu iddia edilmişti. Ne acıdır ki aynı siyasi gelenekten gelen bir siyasi yapının 31 Mart yerel seçimleri için çıkarttığı Güngören adayı “Hikayemin başörtüsü ile örtülmemesi gerekir.” diye bugün demeçler veriyor.

Öncelikle demogoji tuzaklarına düşmemek için bazı noktaları netleştirelim ve öyle devam edelim. Komünistlerin elbette insanların kılık kıyafeti ile bir derdi olamaz ve evet doğrudur komünistler özgürlükçüdür. Diğer bir doğru nokta da bugün emekçi kesimler içerisinde türban dini siyasi bir simge olarak kullanılmanın çok ötesinde normalleştirilmiştir. Ama geçen hafta başka bir yazı vesilesiyle ifade ettiğimiz gibi 60’lardan itibaren yükselen bir şekilde siyasal bayrak haline gelen türbanın; bugün geniş emekçi kesimler açısından normalleşmiş, kabullenilmiş hatta benimsenmiş olduğu gerçeğini tespit etmek, ikinci cumhuriyet rejiminin kuruluş felsefesiyle mücadele etmekten vazgeçmek anlamına gelmez, gelmemelidir. Türban ise o sözünü ettiğimiz ikinci cumhuriyet rejiminin bayrağıdır, bu yeni düzen bu bayrakla beraber yükselişini ve iktidarını sembolize etmiştir. Bütün bu gerçekler ortada duruyorken siyasal bir partinin temsiliyeti iddiasındaki bir kişinin türbanlı olmasının bu kadar gündemde kalmasına izin vermek neyle açıklanmalıdır? Bu partinin “ne yaptığını bilen bir parti” olmasıyla mı? Partinin merkezi yöneticileri biz ne yaptığını bilen bir partiyiz demiş, daha açığı siyasi şerbetli olduklarını ilan etmiştir!  O şerbet sayesindedir ki aynı partinin siyasal yayın organı CHP’nin türbanlı adayları ile ilgili eleştirel haber yapma hakkını kendinde bulurken sözkonusu olan kendisi olduğunda akan suları durdurmaktadır. Yine aynı siyasal yayın organı çok değil, türbanlı adaylarının ilanından bir ay kadar önce türbandan vazgeçen kadınların haberlerini de büyük bir coşkuyla verebilmektedir. Nerede türbanlı olunabileceğine, nerede türbanı atmanın alkışlanacağına kim icazet vermektedir?

Türbanı çıkartmak demişken Güngören adayının eğer seçilirse türbanı çıkartacağı, çünkü belediye başkanlığının kamusal(!) bir görev olduğu parti yöneticilerince ifade edilmiştir. Gerekçe ise gerçekten doğru mu duyuyoruz diye tekrar dinlenecek cinstendir:” “Kamusal alanda türban sağlıksızdır!” Komünist bir partinin merkez yöneticilerine göre belediye başkanlığı kamusal bir görevdir de sosyalist siyasetin temsilciliğini üstlenmek, sosyalist siyaseti emekçiler arasında yaymak için seçim çalışması yapmak özel bir alan mıdır? Peki ya işçi sınıfının öncüsü olma iddiası nedir?

Çokça yinelediğimiz bir sözü tekrar etmek durumundayız. Sosyalist siyaset ciddi bir iştir. Bugün başı örtülü veya açık, kadın erkek tüm emekçilerin toplumsal kurtuluşunun yolunu örme iddiasında, siyasetinizi toplumsallaştırma niyetinde misiniz? O halde gerçek, ayakları yere basan bir örgütlenmeyle ikinci cumhuriyet rejiminin çizdiği çerçeveden azade bir yolda yürümek zorundasınız. Tersi durumda bu tür “suni” gündemlerle hep uğraşmak zorunda kalırsınız.