PUSULA | Düzen değişmeden asla…

Düzen değişmeden asla…

10-02-2019 09:21

Düzeni değiştirmek sandıklara hapsedilemeyecek kadar büyük bir sorumluluk, seçim sandıkları ise düzeni değiştirmek için komünistlere gelen desteğin boyu kadar önem taşımaktadır.

NİGAR DEMİR

Yine bir seçim dönemine giriyoruz.

AKP, özellikle konu yerel seçimler olunca 16 yıldır tuttuğu rant ve yağma getirisinden olmak istemiyor ama daha da önemli olanın seçim sonuçları üzerinden meşruiyetini arttırmak olduğunu biliyor. “Kazanana kadar seçim” lafı bir kez ağızdan çıktıktan sonra ülkemizde seçimlerin AKP planlarına endeksli bir siyasi projeye döndüğünü söylemek mümkün.

Bu durumun aynısı diğer burjuva partileri için de geçerlidir.

CHP, başkanlık seçimlerinden önce yeni düzene ayak uydurmanın hazırlığını yapmış, başkanlık seçimlerinden sonra da cumhuriyetin tasfiye edildiği bir Türkiye’de kendine yer beğenmiştir. Beğendiği yer, AKP ile farklı değildir. Muhalefet adı altında yapılan siyasetin en kritik zamanlarda AKP’ye can simidi tutması hepsi aynı dedirtecek noktaya çoktan gelmiştir.

Komünistlerin genelde seçim, özelde yerel seçimler başlığında söyleyeceği ilk şey, düzenden toplu bir kurtuluşa işaret etmektir. Genel seçimler Meclis’te kanun çıkarmak ve sömürü düzenini sağlama almak, yerel seçimeler ise bu kanunlardan yola çıkarak kentlerin en büyük müşteri merkezi haline getirilmesini sağlamaktır. Artık başkanlık rejimi de söz konusu olduğuna göre tüm bu sigortalar bir de başkana bağlanmakta, sigortanın atmasının önüne geçilmeye çalışılmaktadır.

Dolayısıyla, artık geldiğimiz aşamada seçimler en basit yanıyla halkın yönetime katılmasının aracı değil, halkın sermaye çıkarlarını organize eden bir devletin, yani sermaye devletinin onun başında olan AKP’nin halkı devlet yönetiminin dışına ve halkın karşısına almasının bir aracı haline dönüşmüştür.

Komünistlerin seçimlere ilişkin tavırları seçimden seçime değişiklik gösterebilir; boykot, ittifak, seçimlere tek başına girme ya da bölgesel olarak girme, dönemin ihtiyacına göre değişen yöntem ne olursa olsun komünistler için seçimlerde söylenen seçim öncesinde ve sonrasında söylenen şey ile aynıdır. Düzen değişikliğine vurgu yapmayan her seçenek düzene kitlelerin bağlanmasına yaramaktadır.

Konu ne olursa olsun, sosyalist siyasetin doğruları örgütlemek dışında yanlışları göstermek gibi bir görevi de vardır. Seçim dönemlerinde bu ikisinin hep kesiştiğini bu ikili görevin komünistleri beklediğini biliriz ve görürüz.

Örneğin ülkemizde seçimlerin hiçbir öneminin olmadığını söylemek ve buna inanmak düzeltilmesi gereken yanlışlardan biridir. Tıpkı seçimlerin her şeyin başı ve sonu olduğuna, en önemli gelişme olduğuna inanmak gibi. Bu ikisi hem yanlış hem de eksiklidir.

Seçimler her şeyden önce kitlesel olarak yurttaşların kapalı oy açık sayım ilkesi ile sandık başına giderek beyanda bulunmasıdır. Bu beyan aslında bir iradeden ziyade büyük kitlelerin güçlüler, egemenler tarafından yönlendirilmesi ile oluşur. Toplum ve siyaset mühendisliği halkı çoğu zaman tek bir tercihe, mümkün olmadığında başka bir yedeğine mecbur bırakmak üzerine inşa edilir. Televizyonlar, medya kanalları, emekçileri her zaman olduğundan daha da fazla bir ideolojik bombardımana tutar ve her seçim içinden geçtiği siyasi dönemin ruhunu taşır. Komünistlerin seçim yokmuş gibi davranmaları seçimler dışında söylediklerini zayıflamasına neden olur. Dolayısıyla ülkemiz de seçimler sadece bu açıdan dahi önem taşır.

Gelelim ikinci  ve son dönemlerde en çok rastladığımız başka bir yanlışa..

Seçimlere yüklenilen anlamın devrimciler tarafından, solcular tarafından neredeyse başka bir seçenek ya da yol yok gibi sunulmasına, böyle anlatılmasına…

16 yıllık AKP iktidarının her seçim döneminden istediğini almış olmasının karşısına Meclis’te  çoğunluğu kaybetmesi ya da büyük bir belediyeyi kaybetmesini devrimci projeler haline getirip bu projeleri  başka düzen partilerinin basit bir mezesi haline getirmek gerçek bir kurtuluş fikrini de gölgelemeye neden olmaktadır.

AKP’nin tuttuğu mevzilerden geriye düşmesi elbette ki önemsiz değildir; ancak AKP’yi neyin ve hangi dinamiğin gerilettiği de en az bunun kadar önemlidir. AKP’nin gerilemesinden AKP’nin yenilmesi, sermayenin yenilmesi düzlemine gelinmeli ve bunun yolunun da sandıklardan başlamayacağı bilinmelidir. Hayatın her alanında fabrikalarda, evlerde, mahallerde, okullarda hak arayan örgütlü bir toplumun inşası başarılmadan sandıktan çıkan sonuç farklı olmayacaktır. Matematik hesapların yanlışlandığı bir seçim deneyiminden de geçtiğimize göre, devrimcilerin kolay ve etkisiz bir yöntemin peşine değil asli görevlerinin peşine düşmeleri gerekir.

Son bir ek daha yapmakta fayda var…

Ülke tarihimizde TİP’in 1965 seçimlerinde 15 vekil çıkarması, Fatsa deneyimi ve şimdi Ovacık deneyimi tüm bu kazanımların tarihin sayfalarında kalmaması için en önemli ayağı inşa etmeliyiz. Yoksulluğun, işsizliğin en büyük rakamlara vardığı, gericiliğin kol gezdiği, faşizmin alanını genişlettiği, emperyalizmin savaş planlarını artık sosyal medyadan açıkladığı coğrafyamızda, tüm bunların karşısına örgütlü bir emeği, anti-emperyalist mücadeleyi, aydınlanmayı çıkarmadıkça değerli deneyimler daha ileriye taşınamayacaktır.

31 Mart yerel seçimlerinde çabamız bu örgütlülüğe bir tuğla daha koymak tarihsel ve güncel görevlerimizin gereğini yapmaktır.

Düzeni değiştirmek sandıklara hapsedilemeyecek kadar büyük bir sorumluluk, seçim sandıkları ise düzeni değiştirmek için komünistlere gelen desteğin boyu kadar önem taşımaktadır.