PUSULA | Din onlar için zaten siyaset!

Din onlar için zaten siyaset!

17-03-2019 09:30

Dünyada ranttan beslenenler, cennetten de rant peşinde. Burada tapu dağıtanlar, cennetten de tapu vaat ediyorlar. Din bezirganlığı tam da budur. Yaklaşık 20 yıldır yerel yönetimlerde rant ve yağma düzeninden beslenen bu zihniyet, dini, kendi çıkarları için kullanmaktan asla geri durmayacaktır.

Ali Ateş

Siyasal İslamcılığın dini siyasete alet edip etmemesini tartışmak abesle iştigal. Tanımına içkin bir durumu eleştiri konusu yapmanın doğal bir zorluğu bulunuyor ve “din siyasetini” ya da ideolojik anlamda dinin bir siyasal hareket haline gelmesini başlı başına başka bir düzlemde ele almak gerekiyor. Doğaldır ki böylesi bir eleştiri, tek başına dinin siyasete alet ediyorlar tezinin çok ötesinde bir analiz gerektiriyor.

Dinin bir siyasal hareket olarak işlev görmesi genel olarak “İslam ülkeleri” diye kodlanan ülkelerde şaşırtıcı bir durum değil. Arabistan kökenli Vahabi hareketi üzerinden radikal İslamcılık ya da Mısır merkezli İhvancılık ve Türkiye merkezli Gülen Hareketi üzerinden ılımlı İslamcılık diye de kodlanan örnekler, İslam ile siyaset arasındaki doğrudan ilişkiyi apaçık gösteriyor. Tartışmaların ontolojik yanı burası. Din, siyaset düzlemine taşınmalı mı? İslamcılar açısından dinin toplum ve devlet sorunlarının çözümünde tek kurtarıcı ideoloji olacağı, Allah’ın emirlerinin uygulanması gerektiği İslamcıların ana tezi. Ya da başka bir deyişle tarikat, cemaat, cami, Diyanet vb. kurumlarıyla dinin kendini ifade etmesi ile dinin devlet kurallarını haline getirme girişimi tam da din ve siyaset düzleminin eşitlenmesi ile ilgili. Din ve siyasetin eşitlendiği bir olgunun ontolojik bir eleştirisi bu açıdan başka bir yazının konusu.

Siyasal İslamcılığın belki de ana çelişkisi buradan başlıyor. Zira İslamcı kanat içinden dinin siyasal düzleme taşınması konusunda yeni dereceler, seviyeler, mertebeler, sınırlar getirme gayreti boşuna değil. Örneğin 8 Mart’ta İstanbul Taksim’de kadın yürüyüşünde “ezanı protesto” ettiler söyleminin, İslamcı kanadın bir kısmı tarafından “din toplumun çimentosu” tezi üzerinden bu tür ayrıştırıcı bir politikanın en başta toplum birliğine ve İslam dinine zarar vereceğini dile getirmeye başladılar bile.

Yine benzer bir biçimde tarikat ve cemaat örgütlenmesine dönük tartışmalar da bu zeminde ele alınabilir. Özellikle 15 Temmuz kanlı Amerikancı darbe girişiminin arkasında bir İslamcı cemaatin bulunması, dini siyaset ya da dinin siyasete alet edilmesi sorununu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Sınır nereden çekilecek?

Yukarıda İslamcı siyasetin çok genel ve temel noktalarına yine yüzeysel olarak değindiğimiz sorunlu nokta bugün siyasal İslamcıların ayağına dolanmış durumda.

Din ve Allah adına yola çıkıp, toplumu doğru yola sokmak namına dini bir siyasal hareket haline getirilmesi, ya da doğrudan siyasal İslamcılık bugün Türkiye’de büyük bir sıkışma yaşıyor. Toplumsal sorunları çözemediği gibi ülkeyi daha büyük sorunlarla baş başa bırakmış durumda. Bu benzer bir biçimde dünyada da siyasal İslamcılığın yaşadığı başarısızlığın bir başka örneği.

Nasıl ki FETÖ “din, Allah ve hizmet” adıyla yola çıkıp kanlı bir darbenin faili olmuşsa, bugün de AKP’nin “din ve Allah” adına oy istemesi arasında yapısal bir fark yoktur. Her ikisinin kalkış noktası aynı olmakla birlikte her ikisinin de siyasal bir çıktısı bulunuyor: İktidar, hükümet etme, yönetme.

Bugün gelinen noktada AKP, bir siyasal İslamcı hareket olarak dini her daim kendi siyasi emelleri için kullanmaktan hiç geri durmadı. Bu anlamıyla din, AKP açısından siyasetin ana argümanı idi. Türban siyaseti, ezan siyaseti AKP’nin dinci siyasal karakterini gösterirken, dinin siyaset adına nasıl kullanıldığının örneklerini teşkil ediyor.

Ancak sorun şurada ki AKP’nin siyasi söylemi dinsel fakat siyasetinin niteliği doğrudan kapitalist sömürü düzeninin sonuçlarından müteşekkil. Özellikle yerel yönetimler seçimi yaklaştıkça ortada büyük bir rant ve yağma savaşına tanık olduğumuz bir kesittin geçerken AKP’nin dini, bu yağma ve rant pay kavgasının bir aparatı haline getirmesi kimse için şaşırtıcı değil.

Bugün AKP açısından din bir “dava” konusu değil doğrudan iktidarda kalmanın, yerel yönetimlerdeki büyük rant paylaşımının aracı durumunda. Burada söylediklerimiz özgün bir durumu ya da 31 Mart yerel seçimlerine dönük arızi bir durumu ifade etmiyor. Tersine “dinin siyaseti” ya da dinin siyasete alet edilmesi özünde hep benzer bir çıkar mücadelesinin örtüsü olarak işlev görmüştür. Dün de böyle idi bugün de böyle. Bu açıdan din aslında sömürüyü, eşitsizliği, yağmayı örten bir işlev gören egemenlerin en önemli manipülasyon aracı olarak hep siyasette kullanılan bir işleve sahip oldu.

Bugün de aynen benzeri yapılmaktadır. 31 Mart yerel seçimlerine gidilirken artık din siyaseti ya da dinci siyaset tamamiyle ipin ucunu kaçırmış “cennetten toprak vaat” etmeye kadar kendisini kaybetmiş bir ruh hali içinde.

Çıkar, yağma ve rant gözleri o kadar köreltmiş olacak ki “Allah adına konuşan, Allah adına karar veren” bir zihniyet 31 Mart seçimlerinde hortlamış durumda. AKP Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Kasım Gülpınar “Vicdan rahatlığıyla size diyorum ki, yarın inşallah mahşerde Allah’ın karşısına çıktığınız zaman, Allah o emaneti bize verdiğinizde dolayı, size inşallah hiçbir hesap sormayacak” ifadeleriyle cennetten yer ayırdığını söyleyebiliyor, AKP Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz, partisinin Sivas’ta belediye başkan adayı olarak gösterilen Hilmi Blgin’e oy isterken, “İnanıyorum ki bu sizin ruzi mahşerde (mahşer günü) beraat (kurtuluş) belgeniz olacaktır.” diyebiliyor. Bu iki isim de sıradan AKP’li değil, tersine AKP’nin önemli isimleri olması, bugün AKP’nin dini kendi çıkarı için nasıl kullandığını göstermesi bakımından yeter de artar bile.

Eskiden din istismarı denirdi. Bugün ortaya çıkan dini istismar etmenin çok ötesine geçmiş, artık din ve Allah adına karar veren bir boyuta taşınmış durumdadır. Siyasal İslamcılık’ın aslında bir dava değil, yağma ve rant düzeninde iktidarda kalmanın davası olduğu, dinin bunun için kullanılacak bir araçtan ibaret olduğu somut ve açık olarak bu söylemlerle bir kez daha görülmektedir.

Dünyada ranttan beslenenler, cennetten de rant peşinde. Burada tapu dağıtanlar, cennetten de tapu vaat ediyorlar. Din bezirganlığı tam da budur. Yaklaşık 20 yıldır yerel yönetimlerde rant ve yağma düzeninden beslenen bu zihniyet, dini, kendi çıkarları için kullanmaktan asla geri durmayacaktır. Halkın dini duyguları üzerinden yapılan din siyasetine dincilik ve din bezirganlığı denmesi boşuna değil.