PUSULA | AKP mi uymuyor, yoksa demokrasi bir oyun mu?

AKP mi uymuyor, yoksa demokrasi bir oyun mu?

21-04-2019 10:20

Bütün bu süreç bizlere bir şeyi net ama çok net ifade ediyor: Liberalizmin dört elle sarıldığı “demokrasinin” sadece ve sadece “hayali” bir avutma olduğu.

Ali Ateş

31 Mart yerel seçimleri geride kaldı. Ancak bu satırlar yazılırken hala kesinleşmeyen İstanbul sonuçları, sermaye düzeninde seçimlerin, sandık siyasetinin ya da “demokrasinin” nereye düştüğünü de bir kez daha tartıştırıyor.

Kimileri açısından AKP, “oyun içinde kural değiştiriyor” ya da “oyunun kurallarına uymuyor”. Daha çok düzen içinden ve liberal cenahtan yükselen bu sesler, aslında burjuvazinin tarihsel aklıyla belli ölçülerde paralel bir yan taşıyor. (Siz bunu siyaset bilimi ya da sosyoloji derslerinin konusu olarak da okuyabilirsiniz…) Tarihsel olarak burjuvazinin, krallıklara karşı giriştiği mücadelede yaslandığı meşruiyet “halk egemenliği” olmuştu. Bugün AKP tarafından atılan adımlar, bu açıdan liberalleri, sosyal demokratları, merkez sağdakileri dehşete düşürürken, bu dehşetin kaynağında sömürü mekanizmalarını örten şalın üzerlerinden kayması bulunuyor.

AKP hukuk içinde mi?

 Öncelikle ne olduğunu yeniden hatırlayalım. 31 Mart gecesi, CHP adayının öne geçmesi ortaya çıkınca Anadolu Ajansı veri akışını kesmiş, apar topar Binali Yıldırım ben kazandım demiş, sabahında “teşekkürler Türkiye” pankartları İstanbul’a asılmış, hemen AKP kurmayları toplanmış, Pelikancılar harekete geçerek büyük bir medya kampanyasına girişmişlerdir. Bu sıralamaya bakınca kaybettikleri seçimi almak için yeni bir senaryo devreye sokulmuşa benziyor.

Seçim sayımlarında önce geçersiz oylar, sonra sondaj sandıklar, sonra Büyükçekmece, sonra Maltepe oylarının yeniden sayımı vs. vs. gibi bütün başlıklar işin teknik tarafları… Daha doğrusu demin yukarıda ifade ettiğim siyasi plan hayata geçirilmek istenmiş, sandıkların yeniden sayımı zorlanacak ve istenilen sonuç alınacaktı. Olmayınca bu sefer bir kez daha hukuk siyasetin emrine çağrılıyor ve YSK tarafından seçimlerin iptali isteniyor.

Bu hikaye geçmiş dönem FETÖ operasyonlarına ne kadar benziyor değil mi?

Bütün bu tabloyu AKP, gayet hukuk içinde götürdüğünü iddia edecektir. Ancak başka bir yerden bakıldığında sermaye düzeninde baş tacı edilen seçimleri yok sayacak bir müdahale ile karşı karşıya kalındığı herkes için açık olsa gerek: Seçimler kaybedilmiş, ancak kabullenilmemiştir. Büyük bir siyasi müdahale ve operasyon ile “halkın iradesi, millet egemenliği, demokrasi, sandık siyaseti” bizzat AKP tarafından ayaklar altına alınıyor, arkasına sığındıkları demokrasinin “murdar edilmesinde” tereddüt etmiyorlar.

YSK tarafından verilecek kararın bir yerden sonra önemi yok. İmamoğlu’nun adaylığı onansa bile AKP tarafından 31 Mart gecesinden bugüne kadar atılan bütün adımlar, seçimin, hukukun ve demokrasinin önce AKP ve genel anlamıyla sermaye düzeni açısından ne manaya geldiğini pek güzel anlatıyor: İşime gelirse!

AKP anomali mi?

Aslında çok uzun zamandır AKP için söylenen temel olgulardan bir tanesi ise “normalizasyon skalasında” aykırı durduğuna dair. Bugün özellikle batı denilen emperyalizm ile AKP arasında zaman zaman ortaya çıkan uyumsuzluklar baş gösterdiğinde AKP’nin sermaye düzeninde, merkez sağı ya da muhafazakar demokrasiyi değil siyasal İslamcılığı temsil ettiğine dair yakınmalar gelmeye başlıyor. Aslında siyasal İslamcılığın da sermaye düzeninde çok da aykırı bir yeri yok, hatta gericilik bizzat emperyalizmin aparatı olarak devreye sokulduğu örnekler bugün Suriye, Afganistan, Pakistan gibi onlarca ülkede karşımızda duruyor.

Ancak konumuz bu değil. AKP’nin 31 Mart yerel seçimlerinde attığı adımlar, doğrudan seçimlerin iptali üzerine giriştiği operasyon özellikle düzenin kadim unsurları ve liberaller tarafından eleştiri konusu yapılabiliyor ve “demokrasi” uyarısı ardı ardına geliyor. Ülkenin itibarı, dış ülkelerdeki imajımız hatırlatılması yapılarak AKP’nin 31 Mart seçimlerini tanımamasını sermaye düzeninde olamayacağını haykırıyorlar.

O yüzden de bugün AKP için söylenen özetle şudur: “Oyun içinde kural değiştirdi” ya da “demokrasinin kurallarına uymuyor” sözü oluyor ve buradan “derhal demokrasinin kurallarına dön” çağrısı yapılıyor. AKP cenahından verilen yanıt gecikmiyor: “Ben hukuk içindeyim” oluyor. (Hukukun, sermaye iktidarındaki işlevi başka bir yazının konusu)

Geçmiş dönemlerde benzer bir tartışma faşizm için de yapılmıştı. “Faşizm kapitalizm dışı”ymış gibi bir yaklaşım özellikle köküne kadar kapitalist ama “demokrat” olanlar tarafından gündeme getirilmiş, faşizmin karşısına demokrasi konarak, faşizmin sermaye ile ilişkisinin üzeri örtülmeye çalışılmıştı. Mesele tek başına özgürlük ya da insan hakları sorunu olmanın çok ötesindeydi aslında: Faşizmin arkasındakinin sermayenin aç gözlü çıkarı olduğu bugün herkes için net olsa gerek.

O yüzden bugün AKP tarafından, 31 Mart seçimlerinin sonucunu, kumpas-algı-operasyon ile yok sayma girişimi AKP’nin kuralları bozmasına ya da oyun içinde kural değiştirmesine kolaylıkla bağlanamaz. Ya da AKP’nin düzen siyasetinde anomali olduğu, düzenin normal bir unsuru gibi davranmadığı iddia edilemez. Çünkü, 17 yıldır iktidarda olan ve “yeni bir rejimi”, gerici başkanlık rejimini hayata geçiren AKP’yi, oyunun kurallarını bozmasıyla eleştirmek, AKP’nin temel niteliğini ortadan kaldırıyor: AKP’nin sermaye partisi olduğu gerçeğini.

Ortaya konulması gereken asıl unsur, 31 Mart seçimlerini iptal etme girişiminin altında yatan olgunun görünür kılınmasıdır. Pelikancılar tarafından örgütlenen 31 Mart seçimlerine darbe operasyonu, Pelikancıların temsil ettiği sermaye grubunun çıkarlarıyla doğrudan bağlantılıdır. İstanbul büyükkent belediyesinin pastasını yağmalayan, rantını yiyen ve hortumu kendi bahçesine bağlayan bir sermaye grubu, 31 Mart seçimlerini yok saymayı bile göze alacak bir örneği karşımıza çıkarmıştır. Demek ki AKP doğrudan sermaye sınıfının bir partisi olarak, sermaye sınıfının ya da bir grubunun çıkarları için vardır, onu temsil etmekte ve onun siyasetini aracısız üstlenmektedir.

 Demokrasi bir oyun mu?

Bu konu sosyalistler açısından belirsiz bir konu değil. Ancak liberalizmin Türkiye solu üzerindeki etkisi dolayısıyla AKP’nin 31 Mart yerel seçimlerine yönelik operasyonunu hala demokrasiye aykırılık üzerinden kuran bir anlayış var. AKP’ni normal bulmayıp, oyunun kurallarına çağıran, düzen siyasetinde bile yerinin olamayacağını düşünen bir siyaset okuması: Demokrasiye aykırılık!

Elbette burjuvazinin bir siyasal aklı, tarihsel deneyimi var ve bu deneyim daha çok sermaye devletinde kendisini buluyor. Ancak bugün AKP’nin, burjuva sınıfının tarihsel çıkarlarının dışına çıkıp güncel çıkarlarının peşinden giden bir akılsızlığa denk düştüğünü söylemek için erken olsa gerek. Yeni bir rejimin temellerini atan bir parti olarak AKP’nin sermayenin sınıf çıkarlarından bağımsızlaştırılması nasıl düşünülebilir ki? O açıdan 31 Mart seçimlerinin iptal olasılığı, sermayenin geleneksel davranış kalıplarının sınırlarını zorlasa da bizzat sermayenin çıkarları tarafından belirlenmekte, istenmekte ve hedeflenmektedir.

Bütün bu süreç bizlere bir şeyi net ama çok net ifade ediyor: Liberalizmin dört elle sarıldığı “demokrasinin” sadece ve sadece “hayali” bir avutma olduğu. Toplumu asla gerçekliğe, tarihselliğe ve maddi bir zemine basmayan bir yalanla avutan liberal ideolojinin sahtekarlığına yanıt, bugün AKP’nin 31 Mart seçimlerini yok sayma girişimi tarafından verilmiştir. AKP, bir kez daha burjuvazinin gerçek yüzünü gösterdi. Burjuvazi için belirleyen temel parametre kendi çıkarı, sınıfsal çıkarıdır.

Sermaye sınıfının çıkarları tarafından belirlenen demokrasi oyunu içinde AKP de oyun kurucu görevini yerine getirmeye çalışıyor bugün…