PUSULA | 31 Mart ve Bağımsız Komünist Adayların seçim pratiği

31 Mart ve Bağımsız Komünist Adayların seçim pratiği

07-07-2019 07:50

23 Haziran’da İstanbul’da tekrarlanan seçimler sonuçları itibariyle büyük bir gündem olsa da Türkiye solunun ve komünistlerin seçim pratiği açısından 31 Mart tarihinde yapılan seçimler anlamını koruyor. Bu anlamın değerinin yitmesine izin vermemek gerekmektedir.

Neşe Deniz Babacan

31 Mart yerel seçimlerinde Türkiye’de dört farklı noktada seçime giren ve Türkiye Komünist Hareketi’nin desteklediği bağımsız adaylar önemli bir seçim pratiğini ortaya koyarak tüm emekçiler nezdinde sosyalizmin sesi olmayı başardı. İstanbul, İzmir, Sakarya ve Gaziantep’te seçimlere katılan bağımsız adayların temel sloganının “Yağma yok, sosyalizm var” olması ise bu açıdan tesadüf olarak görülmemeli. Tersinden tam da yağma düzeninin temsil edildiği yerel seçimler platformuna bu çerçeveden yaklaşan komünistlerin sloganının net bir şekilde ortaya konması büyük önem taşıyor.

Bağımsız komünist adaylar yağma düzenine karşı

Başta İstanbul olmak üzere hatırı sayılacak düzeyde belediyenin gerici AKP iktidarının arka bahçesine dönüştüğü gerçeği ile buna muhalefet eden düzen güçlerinin farklı bir programının olmaması sermaye düzeninin en büyük gerçeği olarak 31 Mart seçimlerinde ortaya bir kere daha çıkmıştır.

Bir kamu kuruluşu niteliği taşıyan ve aslında kamu hizmetlerinin en önemli odağı olması gereken yerel yönetimlere komünist bakış bu açıdan, en temel insani ihtiyaçlarının öncelikle ücretsiz ve belediyeler eliyle kamucu bir anlayışla sunulması gerektiğini ortaya koymuştur. Halkçı belediyecilik ya da sosyalist belediyecilik anlayışı olarak tanımlanabilecek bu yaklaşım açısından mesele tek başına belediyenin işlerini yapan ve rant düzeninin parçası olan aracıların ortadan kaldırılmasından öte, tüm hizmetlerin kamusallaştırılmasına dayalı idi. Dolayısıyla sermaye iktidarı açısından birinci elden çelişki yaratacak olan bu program son tahlilde CHP ya da HDP’de cisimleşen düzen muhalefetinin rantiyeci ya da sermaye yanlısı özünü de elinin tersiyle itmek anlamına gelmekteydi.

Ranta tamamen karşı olmak gibi bir derdi olmayan ama belediyecilikten rantın el değiştirmesini anlayanlar ile rantiyeciliğin ortadan kaldırılmadan biraz geri plana itilmesini savunanlar arasında aslında bir fark bulunmuyor.  Benzer şekilde kamu hizmetlerinin sermayeye açılması ile bunların bir kısmının ve dönemsel olarak halkın önüne “cülus” mantığı ile atılmasının arasında fark olmaması gibi.

Bağımsız komünist adayların yerel seçim pratiği AKP iktidarında cisimleşen ve yerel yönetimler eliyle palazlandırılan sermayenin iktidarının sona erdirilmesi olarak kendini ortaya koymuştur. Örneğin suyun ve ulaşımın ücretsiz hale getirilmesi, ihale sistemine geri dönüşsüz bir şekilde son verilmesi ve belediyenin tüm zenginliklerinin halkın çıkarına kullanılması, çocuk bakımından tutun diğer toplumsal ihtiyaçların belediyeler tarafından tüm emekçilere ulaşacak yaygınlıkta ve ücretsiz sağlanması bu programın öne çıkan başlıkları olarak düşünülebilir.

Yağma düzenini ortadan kaldırmanın anlamı olan bu yaklaşımların seçim platformunda bağımsız komünist adayalar tarafından ortaya konması ise şaşırtıcı değildir.

Düzen muhalefetinin böylesi bir programa sahip olmadığı ise bellidir. Çeşitli kalemlerde yapılan indirimlerin geçici ya da günü kurtarmak adına olduğunu zamanla göreceğiz. Benzer şekilde her mahalleye kreş sözü verenlerin bunları ücretsiz yapmak ve tüm emekçi çocuklarının eşit bir şekilde faydalanabilmesini sağlamak gibi bir gündemleri olmadığı ise daha kolay açığa çıkacak bir gerçektir. Bu da düzen muhalefetinin zayıf karınlarından bir tanesi olarak ortada durmaya devam edecektir. İhalecilik, rantiyecilik gibi başlıklara hiç değinmiyoruz bile. Zaten kendileri de buna karşı olmadıklarını birden fazla kere dile getirmişlerdir.

Bağımsız komünist adaylar sosyalizmin sesi oldu

31 Mart seçimlerinde sosyalizm programını ve emekçi sınıfların çıkarlarını savunan bağımsız komünist adaylar, kirli seçim ittifaklarının dışında bu ülkede bağımsız sol bir hattın kendini gösterebileceğini ortaya koymuştur.

2018 yılında temelleri atılan düzen muhalefeti ittifakının toplumun karşısına umut olarak çıkartılmasının elbette nesnel temelleri bulunuyor. Ancak nesnel olarak maddi bir şekilde karşımızda bulunan her siyasi olgunun kendiliğinden tarihsel bir doğruluk taşıyacağını söylemek bir o kadar imkansız. O açıdan komünistlerin 31 Mart’taki duruşu o anlamıyla AKP iktidarı altında bunalan, kısıtlandığını düşünen, öfke biriktiren emekçi kesimlere gerçek kurtuluş yolunu göstermek adına bir çizgiye sahiptir.

Seçime girilen tüm illerde yaygın bir çalışma örgütlerken, emekçi mahallerinde işçiler ve yoksullar ile buluşan komünistler büyük maddi imkanlara dayanan düzen güçlerine karşı bir çizgiyi de temsil ettiler.

Bu açılardan bakıldığında örneğin İstanbul’da AKP’nin İBB üzerinden beslediği Başakşehir Spor Kulübü’ne İSPARK ve Halk Ekmek üzerinden sağlanan mali olanakların kesilmesi gerektiğini ifade eden komünistler olmuştur. İzmir’de özellikle gelecek dönem CHP eliyle başlatılması beklenen kentsel dönüşüm furyası ve müteahhitlik faaliyetlerinin kapitalist belediyeciliğin gerçek yüzünü göstereceği gerçeği tam da komünistlerin 31 Mart’ta söylediklerini doğrular nitelikte olacaktır. Sakarya’da ve Antep’te gericiliğin baskısı altında inleyen emekçilerin biraz nefes alabileceğinin gösterilmesi ve düzen siyasetindeki çıkışsızlığa alternatif olarak komünistlerin ses olması büyük anlam taşımaktadır.

Bugünden bakınca

İstanbul’da seçimlerin tekrar edilmesi sonrasında ortaya çıkan tablonun sermaye iktidarı düzleminde çeşitli oynamalara neden olduğu açık. Ancak ne olursa olsun yerel seçim platformundan hareket ederek sosyalizmin sesini yükselten komünistlerin siyasi hedeflerinden milim sapmadan yola devam etmeleri gerektiği her geçen gün bir kere daha doğrulanıyor. Bunun içinse çok kısa bir zaman dilimine sıkışan bazı olaylara bakmak bile yeterli olsa gerek.

Onlarca yıllık çürümüşlüğü temsil eden AKP’nin büyük belediyelerden çıkarken arkasında bıraktığı kirin sosyal ya da liberal demokrasi veya sosyal ılımlı popülist sermaye akımları tarafından temizlenmesi imkansız. O açıdan “bu pisliği devrim temizler” söylemi güncel olarak komünistlerin hedeflerinin bir yönünü göstermesi açısından anlamlı sayılabilir.

Yandaş ya da İslamcı vakıflara İBB’nin açtığı muslukları kapatıp Suriye’de cihatçı güçlerin bir numaralı temsilcisi başka İslamcı örgütlere para aktaracağız diyen bir belediye başkanın yapacağı temizliğin sınırlarını iyi görmek gerekmektedir.

Komünistler dünyaya halkın malına ve emeğine el koyarak zenginleşen patron sınıfından farklı bakmaktadır. Örneğin İBB’deki makam odasını kendi malı zanneden ve orada laikliği ayaklar altına alabilen bir belediye başkanı ile bağımsız komünist adayları dünya görüşü ve yaklaşımı arasında yüz seksen derece fark bulunmaktadır.

Bağımsız komünist adayların 31 Mart seçim pratiğine bugünden bakarken görülebilecek en önemli başlıklardan bir tanesi de budur.