MERCEK | Üzgünüz Nükhet Hanım, o “sır” açığa çıkalı çok oldu!

"Sirman neresinden tutsak elimizde kalacak bilgileri arasına Engels’in anaerkil toplumlardan bahsettiğini, ama yanıldığını, insanlığın hiçbir döneminde bugün bildiğimiz ataerkil toplumlar gibi anaerkil toplumlar olmadığını anasoylu toplumlar olduğunu sıkıştırmayı ihmal etmemiş. Sirman’ın yarattığı bilgi kirliliğinin yanında bir de Engels’in eserine gölge düşürme çabasını not edelim."

MERCEK | Üzgünüz Nükhet Hanım, o “sır” açığa çıkalı çok oldu!

ESİN YORULMAZ

Palu ailesi vakası üzerine dallanıp budaklanan haber ve değerlendirmelerin içerisinde Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman ile Gazete Duvar sitesinde İrfan Aktan’ın yaptığı röportaj vakanın kendisinden bağımsızlaşarak vuku buldu. Röportajda Nükhet Sirman Türkiye’de aile ve akrabalık antropolojisi üzerine önemli araştırmalara imza atmış bir kişi olarak tanıtılıyor ve Palu Vakası’nın sırlarını çözmemiz için uzun bir röportaj ile Cumhuriyet heyulasının izlerini sürerek ipuçları veriyor!

Sirman, her ailenin karanlık bir yüzünün olduğu; aile, cemaat, mahalle, millet gibi yapıların kendini sırlarla inşa ettiği ipucu ile başlıyor. Kendisini sırları çözmeye adamış olacak ki röportaj tamamen bunun üzerinden şekilleniyor. Ailenin, islamiyetin ve cumhuriyetin beklentilerine karşı sırları ile yaşadığını iddia ediyor.

İslamiyet ve cumhuriyet kavramlarına eşit mesafede bir yaklaşım ile karşı karşıyayım diye bir yargıyla rehavete kapılıp yazıyı okumaya devam ettiğinizde, yaşadığınız kafa karışıklığının yazıdaki ilericilik karşıtlığını farkına varmadan zihninize boca etmesini sağlayacağına fazla güveniyor olacak ki Nükhet Hanım, islamiyette mülkiyet ilişkilerine kısa bir değiniden sonra cumhuriyetin aile ile kurduğu “otoriter” ilişki ile ilgili “çarpıcı” detaylara giriyor:

“Bakın, Cumhuriyet, neden başından itibaren akraba evliliğine şiddetle karşı çıktı?

“Akrabayla evlenirsen çocukların sakat doğar” denir.

Oysa akraba evliliğinin illa sakat çocuğa sebebiyet vermediği açık.

O halde neden bu tür evliliklere karşı çıkıldı, çıkılıyor?

Çünkü Cumhuriyet rejimi, bireyin sadece ve sadece kendisine tâbi olmasını istiyor. Akraba evliliği, aile cemaatinin genişleyip büyümesi sonucunu da getiriyor. Oysa Cumhuriyet, daha kolay kontrol edebileceği çekirdek aile istiyor.” *

Röportajdaki bu bölümü neresinden tutarsak elimizde kalıyor. Birincisi, akraba evliliği olgusunda Cumhuriyet’i bir dönüm noktası olarak koymak ampirik olarak tutarsız. Medeni Kanun’da ensesti yasaklayan hükümler mevcut ama doğrudan “kuzen” evliliğini yasaklayan bir madde bulunmuyor. Eski bir tarihe ait olsada Cumhuriyet dönemine ait olan sayısal kimi verilere bakmak bile yeterli:

“Türkiye’de evli çiftlerin yaklaşık olarak üçte birinin birbirleriyle akraba oldukları görülmüştür (%29.2). Akraba olan eşlerin %80’i kardeş çocuklarıdır. Özellikle erkek kardeş çocuklarının birbiriyle evlendikleri görülmektedir.”**

İkincisi Nükhet Sirman’ın atıfta bulunduğu, hatta kendisinin çevirisini yaptığı ve önsöz yazdığı Germaine Tillion’un kitabında Kuzenler Cumhuriyeti olarak adlandırılan Akdeniz coğrafyasının tamamında akraba evliliklerinin maddi temelinin izini bulmak mümkün. Bu izler arasında ise bolca mülkiyet ilişkisi mevcutken, Sirman’ın akraba evliliklerinin seyrinde “Cumhuriyet” ya da “Modernizm” kavramlarına yüklediği anlamdaki gibi üstyapı ilişkilerinden menkul bir etkiyi ise sanıyorum büyüteçle aramak gerekiyor. Kapitalizmin kentleşme, işçi sınıfının gelişimi gibi olguları ile akraba evlilikleri arasındaki ilişkiyi sorgulamak ise Sirman’ın hiç aklına gelmiyor!

Üçüncüsü ve belki de en çarpıcısı ise “Oysa akraba evliliğinin illa sakat çocuğa sebebiyet vermediği açık.” tezidir. Bu konuyu halk sağlığı uzmanlarına ve bilimsellikten ödün vermeyen hekimlere bırakıyor ve geçiyorum…

Akraba evliliğinin normalleştirilmesi yönündeki çaba röportajın ilerleyen bölümlerinde tekrar karşımıza çıkıyor:

“Türkiye’de bazı kesimler akrabalık ilişkisini ensest olarak tanımlıyor. Oysa bu ensest filan değil. Fakat bu söylemle, devletle birey arasında bent oluşturacak geniş ailelerin oluşması engellenmek isteniyor.”

Otoriter cumhuriyet rejimine ve onun devletine karşı savaşın vazgeçilmez öğesi: Akraba evlilikleri!

Röportajda yine aynı konu ile ilgili Sirman’ın şu sözleri ise tek kelime ile trajiktir:

“Türkiye’de Cumhuriyet rejimi, başından itibaren akraba evliliğine karşı çıktı mesela. Fakat buna rağmen yapılan amca çocuklarının evliliği o yüzden bir sırra dönüştü. Kimsenin bahsetmediği ama herkesin bildiği bir sır bu. Yasakların olduğu yerde sır da olur.”

Nükhet hanım acaba nerede yaşıyor? Aile akrabalık ilişkileri üzerine antropolojik incelemeleri olan sayın akademisyenimiz acaba bu incelemelerini nerede yapmış? Türkiye’de amca çocuğu ile yapılan evliliklerin “sır” olduğu efsanesi nasıl bir mistifikasyon arayışıdır?

Sirman’ın Germaine Tillion’un kitabını “islamiyet de aile kurumu üzerine kendi kurallarını inşa etti” tezine meze etme çabalarını şu cümlelerde hayretle okuyoruz.(Ne demiştik, belli bir kafa karışıklığı dozajını yakalamak için cumhuriyete vururken arada islamiyete de dokunuluyor) :

“Öte yandan Germaine Tillion’un Harem ve Kuzenler kitabında işaret ettiği gibi, “aile yasasına” göre toprağın bölünmemesi lâzım. Bu yüzden kızlara toprak verilmez. Oysa mesela İslâm, kızlara toprağın yarısının verilmesini emrettiği halde bu yapılmıyor. Yani “aile yasası”, çıkarıyla örtüşmediği zaman İslâm yasasına uymuyor ama bu da aile içinde, herkesin bildiği bir sır olarak kalıyor.”

Oysa ki Tillion kitap boyunca insan topluluklarının İslamiyetle ve benzer şekilde Hıristiyanlıkla karşılaşmalarında mevcut üretim ilişkileri açısından çıkarına olan kuralları içerdiği, dinin diğer kurallarını ise görmezden geldiği görüşünü destekleyen pek çok örneğe yer veriyor.

Cumhuriyet’in değerlerinin yerle bir edildiği, kadının eşitlik ve özgürlüğünün mumla aranır hale geldiği bir dönemde “kadın hakları”na göz kırpmaya çalışan aşağıdaki eğreti yaklaşım ise en hafif tabirle samimiyetsizliktir:

“Çekirdek ailenin başında bir baba, koca figürü var. Bu baba-koca figürü, ailenin reisi olma hakkını Cumhuriyet’le beraber, 1926’daki Medeni Kanun’la elde etti. Yani baba-koca, rejim sayesinde güç sahibi oldu.”

Kadının özgürleşme mücadelesini liberal bir yaklaşımla dinci gericiliğin limanına yaklaştırma çabasının yeni bir tarafı yok. 90’ların başında “Modern Mahrem” kitabı ile yeni jenerasyon islamcı kadınların özgürleşme sürecine göz kırpma adı altında tarihin ileriye doğru dönen tekerine çomak sokmaya çalışan Nilüfer Göle’den beri bu tezi biliyoruz. Onun açtığı yoldan yürüyen kadınların aşağıdaki görüşlerini uzun süredir açık açık yazdıklarını da:

“Cumhuriyetin hegemonik kamusunun tamamen aksi yönünde yapılanan ve hegemonik kamuya paralel alt kamusallıklar olarak değerlendirilmesi pek de yanlış sayılmayacak olan tarikatlarda ise, alternatif kamusallığın hareket noktası, kişinin sevdikleriyle beraber olma ve kendisini halihazırda olduğundan daha iyi bir mümin olma paydasında eşitleme talebine dayalıdır.

Bilindiği gibi, tekke ve tarikatlar kapatılsa da, bu yasaklara boyun eğilmemiş ve tekke ve tarikatlar alttan alta yaşamaya devam etmiştir.”***

Bu yol 90’larda açıldı ve bugün hala bu yolun yolcuları olduğunu sol terminolojiden de beslenmeye çalışmış ama Kabataş skandalının mimarlarından Hilal Kaplan’a da tez danışmanlığı yapmış Nükhet Sirman’ların yürümeye devam etmesiyle bir kere daha görüyoruz.
Yazının başlığına geri dönecek olursak, o “sır” açığa çıkalı çok oldu demiştik. Engels, sınıflı toplumların ortaya çıkması ile eş zamanlı olarak mülkiyet ve ailenin ortaya çıktığını yazalı 135 yıl oldu. İnsan topluluklarının yabanıl toplumlardan sınıflı toplumlara o büyük yürüyüşünde mülkiyetin korunması adına aileyi, kadınlar için tek eşliliği ve aynı döneme denk gelecek bir şekilde kadınlar aleyhine eşitsizlikleri ortaya çıkartıp büyütüp beslediği koşullar artık bir sır değil.

Engels demişken bir son not ile yazıyı bitirelim. Sirman neresinden tutsak elimizde kalacak engin bilgileri arasına Engels’in anaerkil toplumlardan bahsettiğini, ama yanıldığını, insanlığın hiçbir döneminde bugün bildiğimiz ataerkil toplumlar gibi anaerkil toplumlar olmadığını anasoylu toplumlar olduğunu sıkıştırmayı ihmal etmemiş. Sirman’ın yarattığı bilgi kirliliğinin yanında bir de Engels’in eserine gölge düşürme çabasını not edelim. Engels’in anaerkillikten değil analık hukukundan bahsettiği o büyük eserine okuyucularımıza tavsiye ederek yazıyı bitirelim…

 

* https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/01/12/nukhet-sirman-palu-ailesini-istisna-gibi-gostermek-korkunc/
** Türkiye’de Aile Yapısı, Dr. Serim Timur, aktaran: http://www.ttb.org.tr/STED/sted0201/4.html
*** Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Şov ve Mahrem, Timaş Yayınları, 2. Baskı 2006