MERCEK | AKP’nin itiraz serüveni ve YSK kararları

Ülkemizde YSK ve seçim sisteminin ‘en güvenilir’ ve şaibeden uzak kurum ve sistem olduğu açıklamaları yerini 37 gün boyunca akıl almaz iddialara bıraktı.

MERCEK | AKP’nin itiraz serüveni ve YSK kararları

Seçimlerin tamamlanmasının üzerinden 37 gün geçtikten ve CHP adayı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını almasının 20. gününde Yüksek Seçim Kurulu İstanbul’da yapılan seçimlerin ‘bir kısmını’ iptal ettiğini duyurdu, yine yalnızca iptal edilen kısmının yenilenmesi kararına vardı.

YSK, İstanbul’da seçmenlerin muhtarlık, ilçe belediye meclisi ve ilçe belediye başkanını seçtikleri 3 pusulada bir ‘şaibe’ tespit edemezken; büyükşehir belediye başkanlığı için atılan oylarda ‘şaibe’ tespit ederek yalnızca bu kapsamda seçimlerin yenilenmesi kararı aldı.

Bu süreçte, AKP itirazlarını kah geri çekti, kah revize etti; bazen itiraz işini o kadar abarttı ki artık bir itirazları sonuçlanmadan ‘ek belgelerle’ itirazlarını yineledi. Reddedildi, yeni bir ‘iddia’ ortaya attı. Medya eliyle yürütülen ‘suyu bulandırma’ mahareti ise cabası…

İşte 37 günlük süreçte AKP’nin itiraz serüveni, YSK’nın tutumu ve akla gelen sorular:

YASALARIN BİR HÜKMÜ YOK MU?

Ülkemizde YSK ve seçim sisteminin ‘en güvenilir’ ve şaibeden uzak kurum ve sistem olduğu açıklamaları yerini 37 gün boyunca akıl almaz iddialara bıraktı.

AKP’den gelen en büyük itiraz, sandık kurulu üyeleri ve onların belirlenme biçimine dair idi. YSK da garip bir şekilde bu iddiaları kabul etti. Zaten 100’ün üzerinde sandık kurulu başkanı ve üyeleri ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağrılmış, sandıkların sayımında ve veri girişlerinde ‘usulsüzlük’ yapıldığı iddiasıyla soruşturulmuştu.

Savcılık soruşturma kapsamını, “görevi kötüye kullanma” ve “seçimlerin temel hükümleri hakkında kanun”a muhalefet gerekçelerine dayandırırken; sandık kurulu üyelerine ‘daha önce bir seçimde görev alıp almadığı’, ‘seçim günü görev dağılımının nasıl gerçekleştirildiği’, ‘sandık sayımının usulü’ ve ‘imza teyidi’ gibi konular soruldu.

‘Sandık kurullarının oluşumu ile görev ve yetkileri’ başlıklı 2015 tarihli YSK genelgesi, tam da bunu emrediyordu.

“Sandık kurulu, bir başkan, altı asıl ve altı yedek üyeden oluşur ve asıl üyeleri ile toplanır” ve “İlçe seçim kurulu başkanı, ilçe seçim kuruluna siyasi partiler dışından getirilen asıl üyelerle görüşerek sandığın kurulacağı seçim bölgesinin içindeki veya dışındaki seçmenler arasından iyi ün sahibi olmakla tanınmış, okur-yazar kimselerden, kurula bağlı seçim bölgelerindeki sandıklardan her biri için birer kişi olmak üzere bir liste düzenler. Kurulun, siyasi partilerden seçilmiş asıl üyelerinden her biri, ilçe seçim kurulu başkanınca verilecek süre içinde yukarıdaki fıkrada gösterilen nitelikte birer liste düzenleyerek başkanlığa verir. Belirlenen süre içinde liste vermeyen parti temsilcisi bu hakkından vazgeçmiş sayılır. Yukarıda belirtilen şekilde düzenlenen listelerde her sandık için adı önerilen başkan adayları arasında ilçe seçim kurulu huzurunda ad çekilerek sandık kurulu başkanları belirlenir. Şu kadar ki, siyasi partilere üye olamayacak kimseler ile köy muhtarları, görev yaptıkları köylerde sandık kurulu başkanı olamazlar. Sandık kurulu başkanının görevi başına gelmemesi halinde, yerine kurul üyelerinden en yaşlısı başkanlık eder” hükümleri açık.

Üstelik YSK “Açıklanan nedenlerle; 1- 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak olan Mahalli İdareler Genel Seçimlerinde, sandık kurullarında görevlendirilecek kamu görevlileri ile ilgili olarak; a) İlçe seçim kurulu başkanı, mülki idare amiri tarafından yerleşim yeri adresleri esas alınmak suretiyle gönderilen listede bulunmadığını tespit ettiği kamu görevlilerini, kamu kurumlarından re’sen isteyebileceğine, b) Sandık kurullarının öncelikle yerleşim yeri adresi görev yaptığı ilçe ile aynı olan kamu görevlilerinden oluşturulması gerektiğine, c) Sandık kurulları oluşturulurken yerleşim yeri adresi görev yaptığı ilçe olan kamu görevlilerinin sayısının yetersiz olması durumunda, aynı ilçede yerleşim yeri adresi olan aynı seçim çevresi içinde görev yapan kamu görevlilerinden oluşturulması gerektiğine, d) Buna rağmen sandık kurullarında görevlendirilecek kamu görevlisi sayısı yetersiz ise seçimin yapıldığı seçim çevresinde görev yapan kamu görevlilerinden oluşturulması gerektiğine… 05/02/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.” demişti.

2017’de değiştirilen yasa ve ilgili hükmü, sandık başkanı ve bir üyenin ‘kamu görevlisi’ olması gerektiği şeklinde düzenlendi; aslında kurul oluşturma biçimi esnetildi. Şimdi şaibe iddiaları yükseltilse de Cumhurbaşkanlığı seçimleri de bu biçimde, bu usullerle ve bu sandık kurulları ile yapıldı. İstisnai hallerde ise, yargıç kura ile isim belirler hükmüne dönüldü. Kura işlemi yapılırken ilçe seçim kurulunun dört siyasi partili üyeleri de hazır bulundu. Karara varılan ismin de gelmemesi ve yedeğinin tarif edilmediği durumlarda sandık kurulundaki kamu çalışanı, eğer o da yoksa ‘kurulun en yaşlı üyesi’ dahi memuriyet şartı gözetilmeksizin sandık başkanı tayin edilebileceği kanuna işlendi.

Dolayısıyla esnetilmiş yasaya uygun olarak tıpkı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi 31 Mart mahalli idareler seçimleri de gerçekleştirilmişti.

AKP’nin KHK’lı seçmenlerin oy kullanamayacağı yönündeki akıl almaz savıyla yaptığı olağanüstü itiraz reddedildi. Üstelik ek belgelerle yapılan ek itiraz da ikinci kez reddedildi.

KISITLI SEÇMEN İDDİASI

YSK’ya gönderilen ‘gizemli’ bavullar dolsun diye dosyalara işlenen “46.426 kısıtlı” kişinin yalnızca 766’sının oy kullandığı tespit edildi.

‘Ölü, kısıtlı, hükümlü, tutuklu ve zihinsel engellilerin oy kullandıkları’ iddiasıyla yapılan ve ‘seçim sonucunu etkilediği’ iddiasıyla yapılan itirazlar, gerçeği yansıtmadığı tespit edilerek reddedildi.

AKP’nin ‘seçmen olmayanların ve oy kullanma hakkı bulunmayanların oy kullandıkları’ ve ‘seçim sonuçlarını değiştirecek’ iddiasıyla canhıraş savunduğu bu iddialar, “maddi ve hukuki dayanakları olmadığı” kararıyla resmi olarak reddedildi.

Yüksek Seçim Kurulu, ‘yapılıp kesinleşmiş’ olan iş ve işlemler seçim sonucunu etkileyen olağan ve olağanüstü itirazları kesinleşmeden sonra kabul edemez; üstelik seçimlerin yapılmasının ardından kabul etmesi mümkün değildir.

Dolayısıyla ne seçim kurulları, ne seçmen hüviyeti taşıyanlar, ne KHK’lılıkla seçmenlik ilgisi; tamamı ‘yapılıp kesinleşmiş’ başlıklardır. AKP bu kaideyi de çiğnedi. 2 Mart 2019 tarihinden kesinleşmiş sandık kuruları ve seçmen listelerine seçimin ardından itiraz eden AKP, seçmen olma hükmüne dair de akıldışı bir tartışma başlattı.

‘İSTANBUL’DA BİRŞEY OLMADIĞINI HİÇ KİMSENİN İDDİA ETMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR’

Üstelik, AKP’nin itiraz ettiği kamu görevlisi bulunmadığı ileri sürülen sandıkların tamamında AKP ve MHP sandık kurulu üyeleri ile müşahitler görev yapmışlar; sandık başı iş ve işlemlerine karşı tek bir şikâyet ve itirazda bulunmamışlardır. CHP’nin aktardığına göre, şikâyetlerin yazıldığı sandık tutanak defterleri bomboştur.

Bu sandıkların hangilerinde usulsüzlük tespit edilmiştir? Yeniden sayım ve ıslak imzasız tutanakları bulunan sandıkların da tekrar sayımında bu eksikler giderilmemiş midir? Tespit edilen usulsüzlük nedir? İlgili sandıklarda ‘AKP’ye daha fazla oy çıktığı’ iddiaları doğru mudur? Bu sandıklar seçim sonuçlarını değiştirecek çoğunlukta mıdır? Yanıtları bilinen bu sorular; YSK kararının Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde onay verdiği, bu seçimlerde ise AKP’nin tutarsız iddiaları arasında en ‘maddi’ olanı olduğu için ‘iptal ettiği’ bir süreç yaşandı.

Aynı sandık kurullarının kaçı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde görev almıştır? Sandık kurulu oluşturma biçimi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde farklı mıdır? İlgili sandıklar seçim sonucunu değiştirecek nitelikte midir? İlgili ‘usulsüzlüklerin’ CHP adayına yaradığı nasıl tespit edilmiştir? Yenilenen seçimlerde ‘esnetilen’ sandık kurulu oluşturma biçimini belirleyen yasa geçersiz mi sayılacaktır?

İŞ BANKASI İDDİALARI

 Memur olmayanlar da banka çalışanlarıydı. İsmi CHP ile anılan ve ‘şaibe’ ile suçlanan İş Bankası yaptığı açıklamada, “daha önceki seçimlerde de” bu talebin kendilerine iletildiği, banka çalışanlarını sandıklara gönderdiğini konusunu açıkladı. Sonra diğer bankalardan da benzer bir biçimde sandık üyeleri istendiği ortaya çıktı, AKP itirazları azalarak ve hiçbir açıklama yapılmadan bitti.

Son olarak, AKP’nin YSK Temsilcisi Recep Özel, “Kurul, 22 sayım döküm cetvelinin boş ve imzasız olduğu bir de sandık kurulu başkan ve üyelerinin kamu görevlilerinden seçilmemesini gerekçe göstererek seçimlerin yenilenmesine karar verdi.” açıklamasını yaptı. YSK iptal kararının gerekçesini henüz duyurmadı.

YSK Büyükşehir’i iptal ederken; tartışmaların dayanağı Maltepe ve Büyükçekmece seçimlerini ‘meşru’ buldu. Sandık kurullarının oluşumuna dair itirazların kabul gördüğü YSK’da Maltepe ile ilgili “117 sandıkta, eş dost akraba olanlar sandık başkanı olmuş” şeklindeki AKP itirazını reddetti.

SANDIKLARA ‘FETÖ’ GÖLGESİ

Bir AA parantezi açmak gerekirse; YSK kararlarını ‘erken’ ve ‘manipülatif’ duyurmasıyla mazhar AA ve onu takip eden AKP’li yayın organları YSK kararından bir gün önce “İstanbul’da 43 sandık başkanı ve üyesinin FETÖ’yle irtibatı bulunduğu iddiası”nı servis etti. “Şüphelilerden 41’inin FETÖ elebaşı Fethullah Gülen’in talimatıyla Bank Asya‘daki hesabına para yatırdığı belirlendi.” haberlerini, “2’sinin ayrıca FETÖ’ye müzahir sendika üyeliğinin bulunduğu, birinin de FETÖ’ye müzahir bir şirkette SGK kaydının olduğu ortaya çıktı.” iddiaları kovaladı. Bu, YSK üyelerini yönlendirme ve baskı altına alma örneklerinden yalnızca bir tanesi. Hiçbir işlem başlatılmadığını belirtmek gerekir.

Bu ‘kuvvetli’ FETÖ iddiaları soruşturulacak mıdır? Dağ gibi biriken ve sonuçlanamayan dosyalar göz önüne alındığında günümüz yargısınca bu iddiaların sonuçlanması için bir tarih kestirilebilmekte midir? Bu iddia neden soğumaya bırakılmıştır?

DENİZ BİTTİ, SÜREÇ SOMUT SORULARA DAYANDI

Usulsüzlükleri zamanında tespit edemeyen YSK üyeleri başta olmak üzere, İstanbul’daki ilgili idari amirler ve İçişleri Bakanı’nın istifası istenecek midir?

Erdoğan’ın, “Yolsuzluk var. Gidelim millete milli irade nasıl bir karar veriyorsa başımız gözümüz üstüne deriz onu kabulleniriz. Bugüne kadar hiç konuşmadım ama artık yetti. Burada bir yolsuzluk var” ifadelerinden yenilenen seçimin ‘baş göz üstüne’ olacağı anlamı çıkarılabilmekte midir? Soyut ‘yolsuzluk’ iddialarından kaynaklı bir ‘seçim iptali’ kararı çıkmaması nasıl garanti edilmektedir?

AKP’nin kısa tarihi boyunca, referandumlardan Genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine… ‘ölülerin diriltildiği’ 2010 referandumuna kadar ‘şaibe’ iddiaları artık daha somut değil midir?

Yeniden seçim kararının ekonomi başta olmak üzere, hukuk, siyaset ve halk iradesi kapsamında verdiği zarar kamuoyuna açıklanacak mıdır? Bu fatura kime kesilecektir?

YSK BU İPTAL KARARINA NASIL VARDI?

YSK, AKP ve Erdoğan gibi ‘meşruiyet’ini sandık gücüne dayandıran bir siyasi iktidar için oldukça önemli bir kurum. YSK bu yüzden hep güven duyulan ve saygı duyulan bir kurum olarak lanse edilegeldi.

YSK’nın ilk skandalı ve güvenilirliğinin sallanması, 16 Nisan 2017 referandumundaki ‘mühürsüz oyların geçerliliği’ yönünde çıkardığı karar idi. Ondan sonraki ve daha şiddetli skandal ise İBB Başkanı’nı belirleyen 31 Mart yerel seçimlerinin kısmi iptali yönünde verdiği karar oldu.

YSK, 1 başkan ve 10 üye olmak üzere 11 üyeden müteşekkil. Kamuoyunda bilinenin aksine; Meclis’te grubu bulunan partilerin üyeleri bu müzakerelere katılsa dahi oy yetkileri bulunmuyor.  16 kişilik kurulun tamamı müzakerelere katılırken; 11 üye bu kararlara oyları ile yön veriyor.

4’e karşı 7 oyla alınan İBB Başkanlığı seçimlerinin tekrarı kararına itiraz eden YSK üyeleri önemli şerhler düştü.

İTİRAZ SÜRESİ DOLMUŞTU

Öncelikle, ‘sandık kurullarının oluşturulması’ ve iptale giden yolda en önemli ‘delil’ sayılan itiraz başlığı için, ‘tam kanunsuzluk’ için itiraz süresinin 2 Mart 2019 tarihinde dolduğu belirtildi. O tarihe kadar herhangi bir itiraz yapılmamıştı.

YSK içtihatlarına ve uygulamalarına dönük önemli hatırlatmalar yapıldı. Samsun Atakum ilçe seçim kuruluna dönük yapılan bir itiraz için YSK’nin verildiği karar “Sandık kurulları oluşturulurken, kamu görevlisi sayısı yetersiz kalırsa o ilçedeki diğer kamu görevlileri ile sandık kurulunun oluşturulması; bu sayı da yetersiz kalırsa, seçim çevresinde görev yapan kamu görevlilerinden oluşturulması” hatırlatıldı. Yine Erzurum Pasinler için verilen kararda da “kamu görevlilerinden sandık kurulları oluşturulurken sayı yetersiz kalırsa, il ve ilçe seçim kurulları uygun bulduğu isimlerle oluşturulur” kararı hatırlatıldı. Yani takdir hakkı il ve ilçe seçim kurullarına bırakılmıştı.

Üstelik 31 Mart’taki mevcut sandık kurullarının herhangi birine, itiraz süreci boyunca itiraz edilmediği gibi; seçim gününde de AKP’lilerce ‘kamu görevlisi olmayan sandık başkanları’ olmasına istinaden bir itiraz, şerh, tutanak yapılmadı.

Kamu görevlisi olmayan sandık kurulu üyelerinin rakamları konusunda da üyeler uzlaşamıyor. 19 bin 623 AKP’nin deklare ettiği rakam iken; YSK’nın ilçe seçim kurullarından aldığı rakam 212 özel şirket çalışanı, yalnızca 3 bin civarında sandık kurulu üyesi alındığı belirtiliyor. Zira kanun değişimlerinden kaynaklı olarak, ‘kamu çalışanı’ tarifinde de bir uzlaşı sağlanamıyor.

Bir başka içtihat; 18 Nisan tarihinde İyi Parti’nin yaptığı itiraza verilen red kararı idi. İtiraza göre, ‘sandık kurulu başkanları’ hali hazırda belediye görevlilerinden olduğu gerekçe gösterilmişti; burada tam kanunsuzluk iddiasına red kararı verildi. Gerekçe mi? “Somut olgu ve delillere dayanılmaksızın ‘sandık kurullarının kanuna aykırı olarak oluşturulmasının seçim sonuçlarına müessir olması nedeniyle’ demek suretiyle seçim iptali ve yenilenmesine karar verilmesi hukuken ve vicdanen kabul edilemez. Kaldı ki sandık kurulunun hukuka aykırı oluşturulması halinde bu durumun seçim sonucuna oy sayısı bakımından nasıl bir etkisi olacağının ortaya konulması gerekmektedir.”

Yukarıda değinilen aynı zarftaki 4 oydan 3’ünün geçerli 1’inin ise geçersiz olması yönündeki mantık hatası da YSK kurulunda konuşuldu. YSK AKP tarafından gelen bütün itirazları ‘olağanüstü itiraz’ süreci olarak değerlendirdiğini ve bu karara ulaştığını söyledi. CHP ise bu yönde ‘tam kanunsuzluk’la iptal için YSK’ye başvuruda bulundu; dolayısıyla bu 4 oyun da iptaline ve İstanbul’daki bütün seçimlerin yenilenmesini savundu.

Aynı sandık kurulları ile yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de meşru olmadığını ifade ederek yenilenmesini talep etti.

Tüm bu verilere, somut itirazlara ve maddi hatalara rağmen toplantıda ‘susarak’ iptal kararına dönük ‘ikna’ tartışmalarına dahi gerek duymayan 7 YSK üyesinin oyları ile ulaşıldı. YSK Başkanı Sadi Güven ve 3 üyenin oyuna rağmen, 4‘e karşı 7 oyla İBB Başkanlığı seçimlerinin iptali ve yenilenmesi kararı alındı.