Koca yürekli, güzel gülüşlü komünist

Işıtan Gündüz hep ışığımız olacak. Geleneği geleceğe taşıyacak komünist kadroların belleğinde ve yüreğinde hep yaşayacak.

Bilgütay Hakkı Durna

 

Işıtan abiyi kaybettik.

Mayıs ayında görüşecektik. Uzun zamandır, “çocukları getir, biraz tavuk, horoz görsünler” diyordu. Bir türlü denk getirememiştik. Nihayet geçen mayıs ayı bir hafta sonu için sözleştik, ancak bu sefer de kendisinin İzmir programı uzadı. Yine olmadı.

Hande’nin (Durna) Gün Doğarken Yürümek kitabını merak ediyor, okumak istiyordu. “Artık bu sefer getireceğim” dedim, Hande’ye de imzalattım. Kitabı da veremedim. Mezarının başında oğluna, Ulaş’a verdim.

***

Ardından çok güzel şeyler söylendi, yazıldı. Hepsi çok anlamlı, çok değerli. Işıtan abinin bilmediğimiz birçok yönünü de öğrendik.  Buruk bir gülümseme ile. Dile kolay, altmış yıla yaklaşan örgütlü bir mücadeleden bahsediyoruz. Kendisi ile ilgili söylenenleri dinler, yazılanları okurken Türkiye solunun tarihi de önünüzden akıyor.

Tabii, bizim o kadar uzun ve ortak bir geçmişimizin olması mümkün değil. Ama hesaplayınca neredeyse 30 yıla yaklaşan bir tanışıklığımız olduğunu fark ettim. Hiç de az değil. Benim için, benim kuşağımdan olup, benzer yolda gidenler için başka bir anlamı da var Işıtan abinin. Bizler, yani 80’lerde siyasetle tanışan, solcu olan, ardından da partili siyasete ihtiyaç duyanlar için capcanlı bir örnek Işıtan abi, Şoför İdris ve diğer yoldaş abilerimiz, ablalarımız. Düşünsenize, darbe sonrası siyasetle tanışmışsınız, solcu olmuşsunuz, kısa bir süre sonra da Sovyetler Birliği çözülmüş. Sizse sosyalizm, işçi sınıfı demeye başlamışsınız ve örgütlenecek partiyi arıyorsunuz. Bulduğunuzda da yalnızca yaşıtlarınızla değil, on yıllardır bu mücadelenin içinde olanlarla da tanışıyorsunuz. Tabii ki, bu her zaman anlamlıdır. Ama 80’lerde anlamının daha bir başka olduğunu düşünüyorum.

Işıtan abi ile de böylesi bir dönemde tanıştım. Sosyalist Türkiye Partisi’nin (STP) Siyasi Büro üyesi idi. Parti kurulmadan kısa bir süre önce tutulan, sonrasında İstanbul il merkezi olacak olan büro Sultanahmet’te idi. Sarmal Yayınevi ise Cağaloğlu’nda. Ben de o dönemlerde o civarlarda stajyerdim. Bu fırsattan iyi ki yararlandım.

***

O zamanlar yönetici – aday üye olarak başlayan ilişkimiz, sonrasında güzel bir dostluğa dönüştü. Güzel mezelerinden, yemeklerinden bol bol tatma fırsatım oldu. İkimiz de aynı ilçede doğmuşuz. Devrek doğumludur. Babası o zamanlar Devrek’te “ormanda” çalışmaktaymış. Devrek’te bir “Işıtan Eczanesi” de vardır. Hafızam beni yanıltmıyorsa ismi eczanenin sahibinin ismine de vesile olmuştur. Ya da tam tersi. Sanırım bunu tam olarak hatırlayamayacağım.

Yayıncılığa yeniden dönmek hep aklında idi. “Yeni” yayınevinden çıkaracağı kitapları biriktirmeyi hiç bırakmadı. Bu olamadı. Ama hem yayıncı hem çevirmen olarak geride çokça eser bıraktı. Sarmal Yayınevi’nin logosu da tam buna uygun, arkasında uzunca bir iz bırakan şirin bir salyangozdu.  Bu yazıyı kaleme alırken baktım, kütüphanemdeki Behice Boran’ın “Bütün Yapıtları” Sarmal’danmış. Kitaplara 26.5.95 tarihini atmışım.

Yıllar boyunca zaman zaman farklı örgütlerde yer alsak dahi kopmadık. Bir dönem Barış Derneği’nde beraber çalıştık. Parti çalışmasının başka bir ayağına dair yeni şeyler öğrendiğim zamanlardır. Katkısı, emeği çoktur. Başka bir “okul” ise Saygı abinin (Yağmurdereli) meyhanesi idi. Orada, onların birbirlerine takılmalarını, tartışmalarını izlemek, anılarını dinlemek oldukça keyifli ve öğretici idi.

Son birkaç yıldır sohbetimiz siyaset olduğunda konu eninde sonunda hep TKP’ye, TKP’nin üç bölmesine ilişkin gelişmelere gelirdi. Yaşananlara rağmen heyecanını hiç kaybetmemişti. Ama buruktu, kızgın değil ancak kırgın oldukları vardı. Bunlardan bahsetmezdi, ama anlamak da zor değildi. Esasen, kolektif işleyişin, yoldaşça hukukun egemen olacağı, işçi sınıfı içerisinde örgütlenecek bir komünist partisinin yeniden kuruluşu hep gündeminde idi. Ben neler yaptığımızı, neler yapmak istediğimizi anlatırdım, O da görüşlerini paylaşırdı. Umudunu hiç kaybetmemişti.

***

Hande’nin kitabı 96 kuşağını, onların üzerinden bir dönemi anlatıyor. Onları Gezi’ye götüren süreci ve farklı kuşakları Gezi eylemlerinde birleştiren günleri anlatıyor. Hande kitabı Işıtan abiye “Gün doğarken yürüyenlere ışık olanlara” diye imzalamıştı.

Işıtan Gündüz hep ışığımız olacak. Geleneği geleceğe taşıyacak komünist kadroların belleğinde ve yüreğinde hep yaşayacak.

Hoşçakal yoldaş!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yargı ve reform 23 Ağustos 2019
Şimdi ne olacak? 13 Mayıs 2019
İttifaklar siyaseti 28 Nisan 2019
Birkaç bin oy 15 Nisan 2019