Yazarlar

Hepiniz aynısınız

“Düzen siyaseti sağda yeniden tahkim ediliyor. Onların amentüsü işçi düşmanlığı, rantiyecilik, emek hırsızlığı, halkın en temel haklarının piyasaya peşkeş çekilmesi”…

Ocak ayı itibariyle yerel seçim gündeminin ısınacağı kuşkusuz. 31 Mart yerel seçimleri öncesinde üç ay boyunca yerel seçimler ile ilgili düzen siyasetinin bombardımanı emekçilerin gündemine girecek.

Bunun bir kere daha büyük bir aldatmaca olduğunu söylemek durumundayız. Özellikle Gezi direnişinden beri yapılan bütün seçimler, Türkiye tarihinde daha önce pek çok kere örneğini gördüğümüz gibi hem sermaye iktidarını şekillendiren partilerin güç kazandığı aynı zamanda “ehven-i şer”in oylandığı düzlemler oluyor.

2014 yılında “tatava yapma bas geç” denilerek Gezi’nin rüzgarı CHP’ye yedeklenmeye çalışılırken bunun aslında 2014 yılı yaz aylarında yapılacak seçimlerdeki “Ekmek için Ekmeleddin” sloganına hazırlık olduğunun ortaya çıkması için birkaç ay geçmesi yetti. Bu örneklerden bir tanesi.

O günden bu güne kadar “AKP iktidarını seçimler aracılığı ile geriletme” yaklaşımı düzen muhalefeti açısından temel bir başlık olmaya devam ediyor. 2015’te de, 24 Haziran’daki “korsan seçimlerde” de temel yaklaşım hep bu olageldi. İyice sağa kayan (örneğin bugün de faşist İyi Parti ile ittifak yapan) CHP’ye verilecek destekle ya da kapitalist düzeni demokratikleştirme gibi bir zemin dışına çıkmayan HDP’ye yedeklenerek ve bunları seçim politikası haline getirerek AKP iktidarının yenilebileceğine inanmanın yanlış olduğu deneyle sabitlendi. Tam da bu bakış açısı sayesinde, sermaye iktidarı ve sömürü düzeni için iyi bir perde olan seçimler hem emekçilerin gözüne karanlık bir perde olarak iniyor hem de özellikle Gezi direnişinin enerjisi ve mücadele azmi adım adım sandığa gömülüyor.

Son beş yılın kısa özeti bu.

Geleceğe bakarsak düzen siyaseti açısından farklı bir tablo yok. Daha doğrusu onların böyle bir arayışı bulunmuyor. Onların sahip olmadığı arayışı onlara atfetmeye çalışmak ise anlamsız.

Yerel seçimler rant demek. Kapitalist Türkiye’de belediyecilik sermaye iktidarı açısından önem taşıyor. Hem sömürü ve rant mekanizmalarının yerel düzeye indirgenmesi hem de kamu hizmetlerinin her daim kâr getirebilen yanlarının el altında olması düzen partileri için kritik bir noktada duruyor.

AKP iktidarı yerel yönetimler aracılığı ile Türkiye kapitalizmine çok büyük olanaklar sundu. Bunun en temel sonucunun beton belediyeciliği olduğu açık olsa gerek. Bugün düzen partilerinin hiçbiri bu mekanizmayı kökünden sarsacak bir adım atamaz. Türkiye burjuvazisine kolay para kazandıran yerel yönetimlerin o yüzden düzen muhalefetinin elinde Türkiye işçi sınıfı için büyük bir silaha dönüşebileceği yalanını artık elimizin tersiyle itmek gerekiyor.

Tam da bu noktada bugün karşımıza çıkarak sanki AKP’nin piyasacı ve işbirlikçi yönelimlerini belediyelerde ortadan kaldıracakmış gibi dolaşan ama laf kalabalığından başka bir şey yapmayanlara aldanmamak gerekiyor.

Örneğin, Meclis Başkanlığı’ndan dahi istifa etmeden belediye başkanı ilan edilerek ülkenin en tepesinde büyük bir usulsüzlüğe imza atan ve seçilirse İBB’de bir sürü usulsüzlüğe imza atması muhtemel Binali Yıldırım’a alternatif olarak gösterilen CHP ve faşist İyi Parti’nin adayı Ekrem İmamoğlu tam da bu laf kalabalığının adıdır. Benzeri şekilde Ankara’da AKP’nin kurmaylarından Özhaseki’ye karşı faşist bloğun adayı Mansur Yavaş’ın CHP adayı olarak piyasaya çıkması yeni değil.

Bu saydığımız isimlerin seçildikleri zaman AKP iktidarına yanaşmayacakları ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yakın bir ilişki içerisine girmeyeceklerini bugünden kim söyleyebilir? Zaten İmamoğlu, metrobüste çektirdiği popülizm kokan videolarının hemen öncesine İstanbul’un ranta açılmasını sağlayan en önemli iki figür olan Bedrettin Dalan ve Kadir Topbaş ile görüşmeyi ihmal etmedi, Erdoğan’dan da randevu istedi. Erdoğan tabii ki bu randevuyu geri çevirmedi.

Düzen siyaseti sağda yeniden tahkim ediliyor. Onların amentüsü işçi düşmanlığı, rantiyecilik, emek hırsızlığı, halkın en temel haklarının piyasaya peşkeş çekilmesi. Onlara göre işçiler ancak oyları alınacağı zaman değere biner. Emekçilerin oyları için düzen siyasetçileri bir sürü takla atar, Ekrem İmamoğlu’nun geçtiğimiz gün yayınlanan videosunda olduğu gibi işçileri kendilerine oy verecek koyunlar olarak görürler. Bunun adı ise adlı adınca işçi düşmanlığıdır. Geçtiğimiz gün CHP’nin Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın İmamoğlu’na yaptığı ziyarette söylediği ibretlik sözler bunu ortaya koyuyor:

E.İ.: Adana Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Zeydan Karalar desteğe gelmiş, hoş gelmiş…

Z.K.: Hayırlı olsun Ekrem kardeşimize. Mutlu olduk, isabetli bir karar zaten. Ben 12 yıl genel müdürlük yaptım. Burada konfeksiyoncu yüzlerce müşterim var. Fabrika sahipleri var yüzlerce işçi çalıştıran. Üç beş fabrikaya birlikte gidip ziyaret edeceğiz. Zaten Ekrem Bey’i tanıyorlar ama yüz yüze görüşmekte fayda var.

(Devamında espriler ve gülüşmeler…)

Her şey aleni, her şey ortada… İster Adana, ister başka bir kent olsun patron belediyeciliği her yerde kendini var etmek için canla başla çalışıyor ve AKP’lilerden ya da MHP’lilerden hiçbir farkı görülmeyecek tipler ortalıkta dolaşıyor.

Bu videoyu, Ekrem İmamoğlu yerine Binali Yıldırım’ı, Zeydan Karalar yerine AKP’nin ya da MHP’nin Adana Büyükşehir Belediye Başkan adayını koyarak da izleseniz aynı sonucu alacaksınız. AKP’yi geriletmek mi dediniz? Hadi oradan, hepiniz aynısınız…

İşte tam da bu yüzden sosyalistlerin ve devrimcilerin önümüzdeki seçimlerde emekçilerin hakkı adına, sömürüye karşı ve insanca bir yaşam için söyleyeceği çok söz var. O sözlerin ilk cümlesi ise şimdiden belli: Yağma yok, sosyalizm var…

Yukarı