Emperyalistin oyun girdabı

“Peki, o zaman kimi suçlamalıyız? Ülkenin bürokrasi kadrosunu dışlayan siyasi erki; bu durumu anlayabilecek düzeyde olması gereken akademik kadroyu; bu durumu tam olarak anlayamasa da tarihsel sürüklenişten yararlanıp yorum yapma durumunda olması gereken ve kendilerine “aydın” sıfatını uygun gören basiretsiz “yetmez, ama evet” yüzsüzlerini bu gidişattan sorumlu tutmalıyız.”

Prof. Dr. İzzettin Önder

 

Girdap sözcüğü Türk Dil Kurumu sözlüğünde şöyle verilmiş: “bir engelle karşılaşan su veya hava akıntısının dönerek ve çukurlaşarak yaptığı çevrinti, ters akıntıların oluşturduğu dönme, anafor.” Bu yazının konusunu en iyi “ters akıntıların oluşturduğu dönme, anafor” ifadesi açıklamaktadır. Anaforun ya da girdabın emperyalizmle nasıl bir ilişkisi olabilir, acaba? Böyle bir ilişki, açıklayacağım üzere, ülkelerin borçlandırılması üzerine kurulur. Kurgunun net sonucunda emperyalistler ve siyasiler kârlı çıkarken, kaybeden maalesef tüm ülke olur.

Şu anda borç içinde kıvranan ülkeyi, görünüşe aldanarak, AKP’nin yönettiği düşünülmemelidir. Ülkede bir yanda fiyatlar, diğer yanda döviz kuru yükselirken, işsizlik almış başını giderken ekonominin AKP iradesinde ilerlediği düşünülemez. AKP ekonomiye hâkim olsa idi İstanbul’da oy kaybına uğramaz, şimdi de olmayacak duaya âmin dercesine boşa kürek çekmezdi. Gerçi seçim yenilenmesi hayal olabilir (burası Türkiye, belli olmaz!), ama öyle gözüküyor ki, parazit yaratıp, yasa yoluyla yerel idarelerin yetkilerini kısıtlayıp, meclisleri çalıştırmayıp, kayyum işine sarılma yolu hedefleniyor olabilir. Kadere bakın ki, yerel idarelerle çatışan merkezi idarenin de üzerinde otorite var. Şu anda ekonomi AKP eliyle, fakat emperyalist güçler topluluğunun tercihi doğrultusunda seyrediyor. Zira alacaklı kapıya dayanmış, tahsilatı zorlamaktadır. Durum şöyle, olağanüstü borç tahakkuk etmiş ve uluslararası ekonomi ve siyaset kuralına göre borcu reddedemiyoruz. Reddedersek ne olur? Uluslararası camiada güvenilirliğimiz yıpranır, İran gibi ambargo yeriz, daha da önemlisi, maazallah AKP iktidardan düşer(!). Emperyalistler AKP’nin iktidardan düşmesini istemez, sadece kontrol etmek ister. Durmadan “yerli ve milli” ifadesinin kullanılıyor olması da, psikolojinin derinlerinde işlerin pek öyle gitmediğinin fark ediliyor olduğunun delilidir.  Diğer yandan AKP de, derin kuşkuları nedeniyle iktidarı terk etmek istemez. Kaldı ki, siyasi kadro iktidar kaybını göze alsa dahi, uluslararası camia bir şekilde zor kullanarak borç tahsilini gerçekleştirir. Dolayısıyla, sistem içinde kalındığı sürece bu yol kapalıdır. Nitekim bu konuda son örneği Yunanistan oluşturmuştur; bilindiği üzere, ülke halkı tembel ilan edildi, ülkenin Avrupa Birliğinden çıkışı ve para birimini değiştirmesi kabul edilmedi, halkın gırtlağına basılarak borç ödenmeye zorlandı. Kısacası, halk mutsuz, iktidar sıkışık durumda, AKP’ye karşı güven sarsılıyor ve oylar yön değiştirme eğiliminde, ama bu yoldan kaçış yok.

Peki, buralara nasıl gelindi? Son cümleyi derhal söyleyeyim ki, mutlulukla, ekonominin uçurulduğu naralarıyla, iktidara yükselen oylarla, yani bugünkü duruma olumlu duygu ve bu duyguyu yaratıcı sahte verilerle gelindi. Açıktır ki, dünyada bol bulunan serseri fonları, üstelik yüksek faiz vererek aldık ve taşa toprağa gömdük. Fakat unutmayalım ki, o dönemlerde halk mutlu ve mesut idi; AKP her girdiği seçimi, üstelik de giderek yükselen oy oranları ile kazanıyordu. Yollar, köprüler, köprüyollar, tüneller, metrolar inşa ediliyorken ses çıkarmıyorduk. Ses çıkarılmaması bir yana, insanlar mutlu idi. Gelen para dövizi ucuzlatıyor, fiyatlar fena gitmiyor, piyasalarda her türlü ithal mal bulunabiliyordu. Bütün bu olumlu görüntü iktidarın da işine geliyordu. İnşaat işlerinden her kademede herkes alenen payını alıyor ve orta halli bir ülkede yöneticiler dünya zenginleri arasına girebiliyordu. Kısacası yönetenler de yönetilenler de hallerinden memnun ve mutlu idi.

İşte anafor ya da girdap budur. Emperyalistin, burnuna geçirdiği kırmızı topla ve palyaço kıyafetiyle kurguladığı harika oyunu bizleri önce mutlu etti, ama şimdi kapımızda palyaço yok, tahsildar var. Önce verilen borçlarla emperyalist ülke firmaları Türkiye’de iş alırken, biz de bunları AKP’nin zaferi olarak partiye verilen oylara tahvil ettik. Ama şimdi emperyalist kapıya dayandığında bu kez de geçmişte oy verdiğimiz siyasi kadroya kızıyoruz. Bu işe ise emperyalistler sadece müstehzi eda ile bakmıyor, aynı zamanda iş başındaki siyasi kadro, özellikle de üst düzey yöneticiler de biraz kuşku ile bakıyorlar, tabii eğer oyunu anlamışlarsa!

Bu anaforu halk anlayabilir mi? Hayır! Peki, o zaman kimi suçlamalıyız? Ülkenin bürokrasi kadrosunu dışlayan siyasi erki; bu durumu anlayabilecek düzeyde olması gereken akademik kadroyu; bu durumu tam olarak anlayamasa da tarihsel sürüklenişten yararlanıp yorum yapma durumunda olması gereken ve kendilerine “aydın” sıfatını uygun gören basiretsiz “yetmez, ama evet” yüzsüzlerini bu gidişattan sorumlu tutmalıyız. Lütfen dikkat edelim, burada siyasi kadro, burjuvazi ve emekçi örgütleri yok. Bir kere burjuvazi yerli değil, emperyalizme endeksli ikinci sınıf kadro olarak oluşumlara karşı çıkma gücü yoktur. Akademik kadroya gelince, akademi için söylemek durumumda olduğum sebepler yüzümü kızartıyor, çünkü bu alanda hem parasal konular hem de bilinç yoksunluğu emperyalizme kanal döşemektedir. Gerçek akademisyenler ise üniversiteden atılmaktadır. Aydın tayfasına gelince; böylesi siyasi kadroya destek veren toplumda aydın sıfatını kazanabilmek için adeta bir iş insanı becerisiyle siyasete yelken açana ne kadar aydın denebilirse!

Kısacası, sistemin içinde kalındığı sürece, sistemin ikinci sınıf burjuvazisinin, ikinci sınıf akademisinin, kendinden mülhem düzeysiz aydının ve tüm bunlara layık siyasi kadrosunun etkisinden kurtulmak zor olsa gerek. Ne var ki, böyle bir malzeme elde iken, artık palyaçonun burnuna kırmızı top takmasına ve de özel kıyafet giymesine ne gerek var ki! Tebdil-i kıyafetle algıladığımız palyaço görüntüsündeki kapitalizmin emperyalist ajanı, borç verme aşamasına kadife eldivenle, tahsil aşamasına ise tunç yumrukla gelir. Siyasetçi değil, fakat başta emekçiler olmak üzere  halk bunu bir anlasa dünya daha başka olur.