Düğün-dernek, siyaset

Aynı krallıklar döneminde yerel toprak sahiplerinin hem kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak, hem de mülkiyet haklarını genişletmek-güvence altına almak için başvurduğu evlilik akdine, sermaye sınıfı da sahip çıkmaktadır. Bu, sermayenin gerici yönünün somut çıktısıdır ve geçmiş düzeninin sürdürdüğü alışkanlıkların başında gelir.

Eskiler, olayların ya da yapılan işlerin aynı nitelikte olduğu anlar için “düğün dernek, hep bir örnek” deyimine başvururlar. Söz konusu ifadenin bugünlerde, hem de gerçek çağrışımıyla, yeniden dillendirilmesi işten değil. Okuyucunun, ilkokul Türkçe derslerindeki “Okuduğumuzu anladık mı?” kısmında yer alan “yazar burada kime seslenmektedir?” misali bir merak içine girmemesi için, konunun gündeme gelen iki ünlü düğünle ilgili olduğunu hemen belirtelim. Ülker ve Tamince ailelerinin çocuklarının evlenme kararı ile Kalyon ve Demirören ailelerinin çocuklarının seçimlerden hemen sonra gerçekleştirdikleri düğün bu eski deyimi akıllara getirdi.

İşimiz magazin olmadığı için evlenen şahısların “sevgilerine” dair sorgulayıcı bir yorum yapmayacağız. İnsanlar konumları ne olursa olsun, böyle bir yaklaşımı hak etmezler. Ancak bu iki evliliğin, Türkiye’nin en büyük sermaye grupları arasındaki bir tür birleşme akdi (sözleşmesi) olmadığını da kimsecikler inkâr edemez. İkinci kemanın aile ve özel mülkiyet ile ilgili kaleme aldığı başvuru eserini özetleyen bu kadar net bir olaya, yakın bir dönemde tanık olmamıştık. [1]

Hayatın teoriyi doğruladığı bu gelişmeyi önemsememiz, sadece teoriye duyduğumuz özenden kaynaklı değil. İçinden geçmekte olduğumuz süreçte, sermaye sınıfının eğilimlerini saptamak ve gerçekleştirdiği pratiği açığa çıkartmamız, gelecek dönem siyasetinin ana hatlarını belirlememiz açısından önemlidir. Her iki evlilik haberinin magazinsel değerden daha fazlasına işaret ettiğini çeşitli yorumcular da belirttiler. Bu yorumculardan bazılarının işaret ettiği noktaların açılması gerekiyor.

***

Evliliklerle ilgili ilk yorum Barış Terkoğlu’ndan geldi. Barış Terkoğlu’nun Pazartesi günü yayınlanan yazısında evlilik işinin her iki sermaye grubunun bir araya gelmesi olarak yorumlanıyor. [2] Aynı gazetede Salı günü Orhan Bursalı tarafından yazılan yazıda ise evliliklere benzer bir yorum yapılıyor ve sermaye sınıfının bir kesiminin kendini güvence altına alıp almadığı sorusunu soruyor. [3]

Her iki yazının da işlediği tema üzerinden tartışmayı sürdürelim ve gelecek dönemin bazı köşe taşlarını açıklamaya çalışalım. Her şeyden önce her iki evliliğin, sermaye sınıfının her dönem ve şart altında kendi çevrelerinden insanları bir araya getirerek “mülkiyeti elinde tutma” hamlesinin ötesinde olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır.

Aynı krallıklar döneminde yerel toprak sahiplerinin hem kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak, hem de mülkiyet haklarını genişletmek-güvence altına almak için başvurduğu evlilik akdine, sermaye sınıfı da sahip çıkmaktadır. Bu, sermayenin gerici yönünün somut çıktısıdır ve geçmiş düzeninin sürdürdüğü alışkanlıkların başında gelir. Öte yandan, bugün bu tür hamlelerin sermayenin bir kesiminin kendi çevresindeki halkaları genişletme hamlesinden öte, aynı zamanda “merkezileşme/tekelleşme” eğilimiyle yakından alakalı olduğu anlaşılmak zorundadır.

Sermaye, neden merkezileşme eğilimleri için bu ve buna benzer yolları denemektedir?

Aslında sermaye sınıfının elinde, evlilik akdinin dışında yasal başka çerçeveler bulunuyor. Krediler, şirket birleşmeleri, şirket satın almaları vs.. gibi hamleler sermayenin merkezileşme/tekelleşme eğiliminin güçlendirici mekanizmalarıdır. Ancak bu yasal çerçevenin dışında akrabalık ilişkilerinin kullanılması, sermayenin kriz dönemlerinde aldığı önlemlerden biridir. Bir başka şekilde söylemek gerekirse, kriz dönemlerinde merkezileşme eğilimi daha baskın hale gelir ve sermaye sınıfı bu ihtiyaca karşılık düşen “devasa” satın alma ve birleştirmeleri gerçekleştirir.

Bununla beraber, önümüzdeki dönem farklı araçlar kullanılarak gerçekleştirilecek her türlü birleşme-tekelleşme-merkezileşme adımları, sermaye açısından kaçınılmaz bir sorun olan “sınıf içi” karşıtlığı güçlendirecek. Sınıf içi karşıtlıkların güçlenmesi halinde, sermayenin farklı kesimleri içinde siyasi karşıtlıkları doğurma potansiyeli elbette bulunmaktadır. Ancak AKP’nin bu durum karşısında şerbetli olduğu unutulmasın.

***

AKP iktidarı, reform paketinde açıkladığı çerçeve ile sermaye sınıfının genel ihtiyaçları doğrultusunda adımlar atacağını gösterirken, Bakan Albayrak’ın ABD ziyaretinde Trump’ı ziyaret etmesi de bu temsilciliğin ne düzeyde bir işbirliğini öngördüğünü kanıtladı. AKP iktidarından anti-emperyalist tutum bekleyenler ise Oval Ofisin döşemelerine kendini gömebilirler. Zira bu kurguya yakışan başka bir son bulunmuyor.

AKP iktidarının bu adımları, genel çıkarlar çerçevesinde temsilciliği kimseye bırakmayacağını gösterirken, siyasetteki gelişmeler ise kararsız denge konumunun ne denli zorlayıcı olduğunun net bir kanıtı oldu. Büyükşehirlerde CHP’nin 24 yıl sonra gelen iktidarı, yukarıda sözünü ettiğimiz eğilimlerle birlikte değerlendirildiğinde sermaye siyasetini bir hayli “renkli” günler beklediğine işaret ediyor.

Bu durumdan toplumun geniş kesimlerinin böyle bir durumda daha dinamik ve etkin bir mücadele içinde olma arzusunun pekişeceği sonucu rahatlıkla çıkartılabilir.  Daha şimdiden, işçi sınıfının ve emekçilerin işsizlik ve hayat pahalılığı karşısında gösterdiği bireysel tepkilerin daha siyasi bir içeriğe doğru taşınması, diğer dönemlerle kıyaslandığında daha kolaydır. Ancak bu tablo solun işini kolaylaştırmıyor, aksine görevlerinin büyüklüğü karşısında sorumluluklarını büyütüyor. Bir bütün olarak solun, cılız omuzlarının ve kuvvetsiz ayaklarının bu sorumluluğu göğüsleme olasılığı bulunmuyor.

Öyleyse siyaset ve toplum arasında açılan aranın doldurulması görevi solun ayağını yere basması ve daha kuvvetli bir gövdeye kavuşmasıyla mümkün. Bu görevin gerçekleşebilmesi ise örgüt, siyaset ve ideoloji noktalarındaki boşlukların doldurulmasını gündeme getirmektedir.

Bu gündemin hakkını vermenin yollarını aramak ve kendi yaratıcılığımızı göstermek durumundayız. Yaratıcılığın, solun siyasette bozulan insicamını (bütünlüğünü) sağlaması gerekmektedir. Öyleyse şimdiden bu insicamı yaratmak için tek bir gerçekliğe odaklanalım. Böyle yapılırsa, “düğün dernek, hepsi bir örnek” olmaktan çıkarız.

Notlar

[1] Konu hakkında duyumu olmayan okurlarımız için bir not yazmak gerekti. İkinci keman, Marks ile beraber yürüyen Engels için ifade edilen bir tanımdır.

[2] http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1345828/Cocuklar_bosanin__bosanin_cocuklar.html#

[3]http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1347456/Sermayenin_birlesme_dugunleri_neye_ve_kime_karsi.html#

Yazarın Diğer Yazıları
Ya kandırma ya kalkınma 18 Temmuz 2019
1 Mayıs ve ittifak 4 Mayıs 2019
Bu el, kimin eli? 25 Nisan 2019