Demokraside çareler tükendi!

Her şey çok güzel olacak, daha güzel olacak, daha daha… Ya barbarlık ya sosyalizm!  

Demokraside çareler tükendi!
Güneş Doğan
Her şey çok güzel olacak, daha güzel olacak, daha daha…

Bahar bitti, yaz geçti. Tepki oyları, laiklik kurtulacak söylemleri, kucaklaşma özlemi derken verilmesi gereken hesaplar birikti, o hesabı soracaklar çoktan hayat meşgalesine daldı, işten, işsizlikten, zamlardan başını kaldıramaz oldu, hafızaların sıfırlandığı bir süreci daha hep beraber “atlattık”.

Peki ya siyaset, siyaset bitti mi?

Hayatımızın her alanına itinayla müdahale eden, artık kaçınılmaz bir gerçek olarak görmemiz gereken siyaset şu sıralar karşımıza belli reformlarla çıkmaya çalışıyor. Hani yemekhaneye gidersiniz, patates yemeği vardır. O yemek artarsa ertesi günün yemeği muhtemelen patates çorbası ya da patatesli börek olacaktır. Düzen siyasetinin de işte bu kadar kadük ve yetersiz kaldığı, bir adım ileri gidemediği bir tabloyu senelerdir öngörüyor ve yaşıyoruz. Aynı yemeğin ısıtılıp ısıtılıp önümüze sunulması olmaktan öteye gidemeyecek bu reformlar, yine de üzerine değerlendirme yapılmaya, tartışılmaya değerdir; bazen önemli olan ne anlattığınızdan çok neyi vurguladığınızdır.

İkinci Cumhuriyet’in mimarı iktidar partisi bölünmelerle, ayrılıklarla yüz yüze geldiği bir dönemden geçiyor. İki ekibin adını sık sık duymaya başladık. Siyaset sahnesinde görmediğimiz, yapacakları siyasetin kendisi de sürpriz olan kişiler değiller, hatta Türkiye onları dönemlerindeki siyasi, ekonomik krizlerle hatırlayabilir rahatlıkla. Peki yeni bir partinin sinyallerini veren Babacan ve Davutoğlu ekipleri ve siyaseti soktukları süreç nasıl görülmeli, sunabileceği fırsatlar nelerdir ve bu fırsatlar aslında kimlerin fırsatıdır?

Nasıl bir yol yöntem izleyecekleri bu yazının odak noktası değil ( bkz. gazetemanifesto.com/2019/pusula-akp-bolunur-mu-294527/ ) dediğimiz gibi, vurgulanması gereken başka bir şey var: Demokraside çareler tükendi! Sermayenin çıkar ve istekleri doğrultusunda şekillenen siyaset, insanlara sunabileceklerinin sonuna geldi. Farklı bir açılım dense de, siyasetin kendisi şahıslara indirgenip aynı tariften başka çorba beklense de olacak olan bellidir, bu düzenin emekçiye verebilecekleri sınırlıdır ve hiçbir zaman işçi sınıfının hanesine yazmayacaktır. İsterseniz biraz örnekleyelim:

Başkanlık getirdiler; orası öyle oldu burası olmadı diyerek reforme etmeye çalışıyorlar.

Ülkeyi krize soktular; tanzim kuyruklarıyla, enflasyon rakamları üzerinde oynamalarla, vergilerle, zamlarla, anlık çözümlerle kamufle etmeye çalışıyorlar.

Yargıyı dönüştürdüler, bağımlı kıldılar; şimdi reforme etmeye çalışıyorlar.

Kadro yetiştirmek adına cemaatlere tarikatlara sığındılar, bir koltuk kavgasına söylemedikleri laf, okumadıkları bela kalmadı; şimdi yine bin bir türlüsüyle işbirliği içindeler.

Her gelenin ise bir fikri var. “Beni takip edin, yolu biliyorum!” diyorlar adeta. Dış ilişkilere, ekonomiye, demokrasiye dair masallar okuyorlar. Bunların hangi kısmı ne şekilde lanse edilecek bunu ilerleyen süreçte göreceğiz fakat artık biliyoruz ki hiçbiri bizim hikayemiz değil. Ve diyoruz ki, vakit uyanma vaktidir. Dış politikanda belirleyen anti-emperyalizm değilse, ekonomide bakışın kamulaştırmaktansa özelleştirmeye dönükse, iç siyasette başa laikliği; ilericiliği yazmıyorsan, demokrasiyi sermaye diktatörlüğünün bir örtüsü olarak kullanıyorsan, rantçıya; betoncuya dur demiyorsan, ülke zenginliklerini yerli-yabancı sermayeye peşkeş çekmekte beis görmüyorsan, işçi haklarını; çocuk haklarını, kadın haklarını koruyacağın hukukun mülkiyet üzerine kuruluysa, gününün on-on iki saatini çalışarak geçirmek zorundaysa hala insanlar; tüm bunları “farklı” söylemlerle dile getirmenin bir manası yoktur. Bu yüzden popülist söylemlere sıkışıp kalmış siyaset aslında insanlığa bir şey sunmak konusunda çaresizdir. Görüyoruz ki; herhangi bir düzen partisi bir diğerinden farklı değildir ve yine biliyoruz ki, bize hak ettiğimiz insanca yaşamı sunacak olan zaten bu düzen değildir. Çare, ülkenin yükselen komünist partisindedir; çare, ellerimizle kuracağımız ve bilincimizle yükselteceğimiz bir düzende, sosyalist düzendir. Yani; ya barbarlık ya sosyalizm!