Çocuk tecavüzlerini 'Kemalizme' yıkmaya çalışan Yeni Şafak yazarı Kılıçarslan’a sorular…

"Sıkışınca ise düşman belli. Eskiden komünistlere sararlardı, şimdi ise Kemalizm ile atışıp durmaları normal. Nasılsa hala bugün 28 Şubat’a ve Kemalizme vurmak İslamcı cenah açısından en kolay argüman."

Çocuk tecavüzlerini'Kemalizme' yıkmaya çalışan Yeni Şafak yazarı Kılıçarslan’a sorular…

Ümraniye’de yatılı Kur’an Kursu’nda yaşanan çocuk tecavüzü skandalı İslamcılığın çelişkilerinin ve aslında gerici sermaye düzeninin bir aparatı haline geldiğinin görülmesi açısından manidar…

Bu durumun açık bir şekilde ortaya konulması ise AKP’nin medya organlarından Yeni Şafak’ın “entellektüel” köşe yazarı İsmail Kılıçarslan’a nasip oldu. “Neden mi?” diye soracaksanız açıklayalım. Kılıçarslan’a göre bugün Kur’an Kursları’nda ortaya çıkan bu rezilliklerin nedeni 28 Şubat süreci ve onun ifadesine göre “seküler Kemalist kafa”ymış.

Bugün siyasal İslam’ın ve dinselleşmenin önemli çıktılarından biri olan din kisvesi altında yaşanan taciz ve tecavüz vakalarının “bazı derneklerin devletin kontrolünden kaçması” ile açıklanarak, kapitalizmin ve onun çocuğu siyasal İslam’ın rolünün görmezden gelinmesi Kılıçarslan türü İslamcıların temel argümanları. Üzerine bir de tarihsel düşman Kemalizmi ekleyince İslamcılığın temel düşünce dünyasının köşe taşları ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla daha fazla denetimle vb… yöntemlerle İslamcılığın en rezil yanlarının törpülenmesini salık vererek, baskıcı, gerici ve sömürücü yanlarının daha çekilebilir olması için propagandayı elden bırakmayacaklar.

Sıkışınca ise düşman belli. Eskiden komünistlere sararlardı, şimdi ise Kemalizm ile atışıp durmaları normal. Nasılsa hala bugün 28 Şubat’a ve Kemalizme vurmak İslamcı cenah açısından en kolay argüman.

Bu noktada Kılıçarslan’a bazı soruları sormak ve hatırlatmaları yapmak lazım:

– Ensar Vakfı’nı da merdiven altı oluşumlar kategorisine koyuyor musunuz? Biz onu sizin yazınızdaki ifadenizle “Türkiye’deki ana İslami yapılar” kategorisinde gördük ve bildik. Daha doğrusu ülkenin ana yönetim kademesindeki kişiler Ensar Vakfı’na sahip çıktılar. Hatırlıyor olmalısınız.

– Yine benzeri şekilde AKP’nin iktidar olduğu tüm dönemlerde yatılı yurtlar açan diğer tarikatların mekanlarında katliamlar ve tecavüzler yaşandı. Bunları nasıl açıklayacaksınız?

– 28 Şubat’ta baskı altında olduğu için her türlü kanunsuzluğa ve dolayısıyla her türlü rezilliğe yelken açtığını söylediğiniz tarikat, cemaat ya da vakıflar AKP iktidarı ile birlikte sonsuz özgürlüğe kavuştu. AKP döneminde Diyanet, Milli Eğitim ve siyasi iktidar el ele vererek neden bunların başını ezmedi? Yoksa bunların varlığı gerici düzen açısından bir sigorta olarak mı görülüyordu? Dile kolay on yedi yıldan bahsediyoruz. Şimdi en gerici ve pislik yüzleri açığa çıkınca mı bunların ne olduğunun farkına vardınız? Yoksa bugüne kadar “ye kürküm ye” dönemi miydi?

– Keşke bugüne kadar “seküler Kemalist kafanın” dayatmaları yüzünden çocuk tecavüzcülüğüne kaydığını olduğunu söylediğiniz İslamcıları, “İslamiyet ve demokrasi” adına ıslah etmeye çalışsaydınız. Bu acılar belki yaşanmazdı. Ama sanıyoruz ki, AKP’nin başta FETÖ olmak üzere tüm tarikat ve cemaat türü yapılara açtığı alana dokunmak sizler açısından pek “mübah” değildi.

– İlköğretim, ortaöğretim ve lise düzeyindeki tüm yatılı ve tarikatlarla bağı olduğu bilinen yurt ve benzeri oluşumların kapatılmasını talep ediyor musunuz?

– Bu yaşananları ülkemizdeki sömürü düzeni ve onun temsilcileri ile ilgili olduğunu, tüm bu rezilliklere imza atan kuruluşların bunların çocuğu olduğunu düşündünüz mü? Siyasal İslam’ın vardığı en kirli noktaların kapitalizm ve onun gerici yönelimleri ile ilişkisi olduğunu, ülkemizdeki emekçilerin bu gericilik altında ezildiğinin farkında değil misiniz?

Ve son: Kendinizi bir kere olsun zenginler ve sizin temsil ettiğiniz egemen sınıflar yaşamına refah içerisinde devam etsin diye yoksullukla yaşamaya çalışan ve sadece çocuğu açlıktan ölmesin diye Aladağ’da Süleymancıların yurduna göndermek zorunda kalıp, sonra evladının yanmış cesedini geri alan emekçi baba yerine koyun. Bu da mı sadece tek başına bir denetim sorunu ya da Kemalizmin eseri?