ÇİVİ YAZISI | Sağcı kalemşorlardan ‘ahlak’ dersleri

Görüntülerin AKP’nin medyası tarafından servis edileceğini muştulayan ilk isim, bu ülkenin Cumhurbaşkanı ve iktidar partisinin Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’dı.

ÇİVİ YAZISI | Sağcı kalemşorlardan ‘ahlak’ dersleri

Gece gündüz televizyon ekranlarından, gazete manşetlerinden provokasyon, manipülasyon, yalan, iftira ve hedef gösterme haberleri servis eden sağcı basının kalemşorları, İsmail Küçükkaya ile Ekrem İmamoğlu’nun Taksim’deki bir otelde bir araya gelmelerine ilişkin görüntülere ‘mal bulmuş mağribi’ gibi saldırdılar.

Yıllarca grupları, insanları, kendinden olmayanları hedef göstermekte beis görmeyenler; ‘Kabataş yalanı’ misali yalan söylemekten ve dezenformasyon üretmekten vazgeçmeyenler ‘etik, ahlak, gazetecilik’ gibi terimlere sarıldılar.

‘Ne oldu, nasıl oldu’ sorularına yer vermeksizin moda tabirle linçe tabi tuttular hem İBB adayını hem de ‘meslektaşları’ İsmail Küçükkaya’yı.

Küçükkaya hakkındaki iddiaları, görüşmeyi programın çerçevesini iletmek üzere yaptığını, Binali Yıldırım’ın danışmanlarıyla benzer çerçeveyi paylaştıktan sonra geç kalınmış bir biçimde İmamoğlu’nun da kendisiyle görüştüğünü, ortak yayının formatını paylaştığını anlattı.

Buradan hareketle AKP cenahı bir saldırı başlattı; ama olayın öncesi, yani konunun gündemi asıl ele alınması gereken meseledir zannımızca.

Görüntülerin AKP’nin medyası tarafından servis edileceğini muştulayan ilk isim, bu ülkenin Cumhurbaşkanı ve iktidar partisinin Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’dı. Erdoğan, “Yarın medyada çok daha önemli bir şey göreceksiniz. Program öncesi moderatörle nerede nasıl buluştular bunu göreceksiniz hiçbir şey samimi ve dürüst değil. Ak koyun ile kara koyun belli olmuştur. 23 Haziran’da milletimiz engin basiretiyle oyunu kullanacak.” sözlerini sarf etti.

Burasını sorgulayan olmadı, Cumhurbaşkanı bu görüntüleri ‘hangi kurum’ aracılığıyla elde etti sorulmadı bile. Adalet Bakanlığı mı, İçişleri Bakanlığı mı, Savcılıklar mı söylenmedi, otelin ‘mahrem’ görüntülerini hangi devlet kurumu elde etmişti?

Diğer bir soru şu olmalı, şimdi ‘etik ve ahlak’ kavramlarını kullanan gazeteler manşetlerine, televizyonlar ise ‘özel haber’lerini talimatla mı üretiyorlardı? Cumhurbaşkanlığı’na mı danışıyorlardı? Erdoğan ertesi günün manşetlerini nasıl müjdeliyordu?

Bizce tartışma öncesi önemli iki soru budur.

Sonrası mı? Sonrası AKP cenahı moderatör olarak Uğur Dündar’ı tercih ettiğinde düşünülen, ‘mağdur olma, mağduriyet yaratma’ projesinin geç kalınmış da olsa hayata geçirilmesiydi. Sözümona İmamoğlu tarafından bir moderatörle yapılacak bir ortak yayın ile oluşturulacak ‘adil’ olmayan bir yönetimle yaratılan mağduriyet üzerinden oy istenecekti.

Programın hemen ardından Yıldırım, böyle bir ‘mağduriyet’ yaşanmadığını ifade etse de aradan geçen 36 saatle beraber, ‘canlı yayında bir taraflılık, adaletsizlik yaratılmamıştı’ denilmeden karşı saldırıya geçildi. ‘Önceden görüşülse dahi bu görüşme programda bir adaletsizliğe yol açtı mı?’ diye sorulmadı. Övgüyle bahsedilen programın bir gün sonrasında, ‘öksürük’ meselesi gündeme getirildi. İmamoğlu’nun moderatör İsmail Küçükkaya’yı öksürükleri ile yönlendirdiği çok ‘ciddi’ isimlerce kamuoyuna açıklandı.

‘Devletin imkanlarıyla seçim çalışması yapan’ aday için mağduriyet senaryoları üretildi. Buna kim inanabilir?

Gelelim sağcı basının ahlak öğretilerine…

Türkiye Gazetesi’nden Fuat Uğur, bugünkü köşe yazısına “Yaz İsmail, 200 torba çimento, 30 kamyon ince kum…” başlığını atarak Şener Şen’in meşhur eşini sekreteri ile aldatan sahnesine  benzetti yaşananları. “Bizimkiler de otelde basıldılar. Müteahhit Ekrem ile Moderatör İsmail K. Tabii onlar da sonuna kadar inkâr ettiler tıpkı Şakir gibi.” satırlarını yazdı.

“Ertesi gün Sabah gazetesinin manşetinde İsmail K.’nın The Marmara oteline gelişi, Ekrem İmamoğlu’nun korumaları ile Murat Ongun tarafından karşılanışının görüntüleri yayınlandı. İsmail K. görüntülerde Ekrem İmamoğlu’nun oteldeki odasına çıkmakta ve son bir kez diş kontrolü yapmaktadır.” diye yazdı, sağcıların espri anlayışı da ibretlik, tasvir sanatı da…

“İsmail K. yaklaşık iki saatlik zaman dilimini geçirdiği partnerinin oteldeki odasına “200 torba çimento, 20 kamyon çakıl, 20 kamyon da ince kum” siparişini almak için gitmiş olabilir mi? Sonuçta partneri Ekrem Bey de bir müteahhit. Üstelik Şakir kadar pişkin” diyen Uğur, sadede gelerek Yıldırım için oy istedi.

Ahlak yazısı yazan Uğur, bu düzeysiz benzetmeyi “İki gün sonra seçim. Senin ve ülkenin yanında olduğunu 17 yıl ispatlamış olanların yanında mı duracaksın, yoksa vatanını satmaya hazır, yalancı, beceriksiz ve ahlak düşkünü bir siyasi cephenin yanında mı? Seçim senin.” diye bitirdi. Moderatöre tarafsızlık ayarı veren yazarın partizanlığına bakınız, bir adaya “yoksa vatanını satmaya hazır, yalancı, beceriksiz ve ahlak düşkünü” diyebiliyor.

Yeniakit’ten Ali Karahasanoğlu, aynı sakızı ağzında dolaştırarak, İmamoğlu’nu ‘sülün Osman’a benzetti. Doğrusu yıllarca sağ siyasetçiler için kullanılan ‘Sülün Osman’ tanımını bizden çaldı. Sayıştay raporlarını anmayan yazar, İBB’deki yolsuzlukları da tabiki gündeme almayarak üstüne bir de ‘Sülün Osman’ benzetmesi yapıyor.

Sabah Gazetesi’nden Mahmut Övür, görüntülerin hangi yetkilerle elde edildiğini sormadan gazetesinin yaptığı ‘haberciliğe’ övgü düzüyor. Üzerine de ‘ahlaki sorun’ tespit ediyor.

Aynı gazeteden Okan Müderrisoğlu, şu satırları yazıyor: “Müzakereyi değil münakaşayı benimsiyor.

Sözde meramını anlatmak için karşısındakine saldırıp sindirmeye çalışıyor.

Yüzde yüz emin olduğunuz bir konuda dahi “inkar dilini” kullanarak, sizi şüpheye sürükleyebiliyor.

Taraftarlarının egosunu şişirirken, kazanmak istediği öteki kitleye sempatik görünebiliyor.

Sosyal medya operasyonlarını seviyor ve buradan besleniyor.

Makul veya haklı sayılabilecek çıkışlarında bile rövanşizm hissi uyandırıyor.

Sıkıntılı anlarında ise konuyu saptırıyor, meselenin özünü unutturabiliyor.”

Bunu AKP’liler için değil CHP adayı için yazıyor. Bu esnada CHP’nin ittifak ortağı İP’i anmazken, İmamoğlu için ‘CHP’nin HDP destekli adayı’ diye yazıyor.

‘Kabataş Yalanı’ başlığını kamuoyuna açan Star yazarı Halime Kökçe, bir adayı yalancılıkla suçlayabiliyor.

Siparişle mi yazılıyor ‘ahlak’ konuları, ‘yalan’a siparişle mi savaş açılıyor? Mal bulmuş mağribi gibi kalem ve iktidar desteği sahibi kalemlerden bu ‘mağduriyet’ satırları dökülüyor.

Sağcı ‘basın’ yine tel tel dökülüyor!