TÜBİTAK'ı yönetenler

Evet, TÜBİTAK’ı getirdikleri nokta burası. 2003 yılından beri istisnasız tüm üst düzey yöneticiler bundan sorumludur. Eminim, gün gelecek “o projeleri ben onaylamadım, benim sorumluluk alanım başkaydı” diyeceklerdir. Hiç fark etmez, yetkili konumda olup da ses çıkartmamak da suçtur.

Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan TÜBİTAK’ın yeni yönetim kurulu üyelerini atadı geçenlerde. Anımsarsınız, eskilerinin görevi 703 sayılı KHK ile sonlanmıştı. Yeni yöneticilerin kim oldukları basında yer aldı* ama gözden kaçmasın, tekrar ediyorum:

-Yönetim kurulu başkanı Hasan Mandal, zaten eski başkan. Daha önce YÖK başkan vekili olarak da görev yaptı, YÖK üyeliği devam ediyor.

-Mehmet Özkan, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü. Erdoğan 12 Kasım 2016’da Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne, seçimlerde oyların yüzde 86’sını alan Prof. Dr Gülay Barbarosoğlu yerine, seçimlere katılmamasına rağmen atamıştı. Kardeşi AKP milletvekiliydi.

-Mehmet İhsan Taşer, daha önce AKP’nin patron örgütü MUSIAD Bilişim Sektör Kurulu Başkanı olarak görev yaptı.

-Lütfü Haluk Bayraktar, Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın Teknik Müdür olduğu BAYKAR’ın genel müdürü.

-Cemal Şeref Oğuzhan Öztürk, Arçelik Üretim ve Teknolojiden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, metal patronlarının örgütü Metal Eşya Sanayicileri Sendikası’nın (MESS) Yönetim Kurulu Üyesi

-Aydın Ünal, Yeni Şafak’ta yazar, daha önce Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığı görevlerinde bulundu, TBMM’nin 25 ve 26’ncı dönemlerinde AKP Ankara milletvekili.

Yani yine yandaşlar, akrabalar, patronlar. Peki, şaşırdınız mı? Ben yanıtlayayım: hayır!

Mayıs 2003’te başlayan operasyon sürüyor. O tarihten beri TÜBİTAK’ı yönetenler neyse bunlar da aynı; bundan öncekiler TÜBİTAK’ı ne hale getirdilerse, bunlar da aynısını, olasılıkla daha fazlasını yapacaklar.

***

Önce TÜBİTAK’ın kuruluşuna gidelim: 1964 yılında 278 sayılı yasayla kurulmuş ve bu kanun gereği idari ve mali özerkliğe sahip olmuş bir kurumdu. Özerklik, o dönem için birçok kurumda olmayan ayrıcalıklı bir statüydü. Bunun sonucunda da, kurucularından Erdal İnönü’nün sözleriyle şunları gerçekleştirmişti:**

– Türkiye’de ve başka ülkelerdeki üniversitelerde en ileri düzeyde araştırma ve öğretim yapan  bilim insanlarının   pek  çoğu  yetişmeleri sırasında TÜBİTAK’tan burs almışlardır.

-TÜBİTAK’ın popüler bilim kitapları ve popüler bilim dergisi yıllardır en çok satan yayınlar arasındaki yerlerini korudu. Yayımladığı Türk Kimya dergisi 90’lı yılları ortasında Uluslararası Endekslere girmeyi başarmış ve  her bakımdan dünya ölçülerine uygun olduğu  kabul edilmişti.

-TÜBİTAK’ın desteğiyle 1993 yılından başlayarak  her yıl Gökova’da düzenlenen matematik toplantısı en ünlü matematikçilerin  rağbette yarıştıkları ve en yeni buluşlarını anlattıkları bir odak haline gelmiştir.

-Marmara Araştırma Merkezinde çalışan matematikçilerle elektronikçilerin birlikte tasarlayıp yaptıkları bazı özgün aletler sanayinin temel araçları arasına girmiştir.

-TÜBİTAK’ın öncülüğü sayesinde, bilimcilerimizin yıllardır özlemini çektiği bir Ulusal Gözlemevi kurulmuştur.

-Türkiye’nin bitki ve hayvan varlığına, yer kabuğuna, madenlerine sahip çıkılmasında TÜBİTAK’ın  önemli katkısı vardır.; isimlendirme, kayıt altına alma ve tescil edilme işlemleri tamamlanmıştır.

Bu liste ayrıntılandırılabilir, uzatılabilir. Ama özetle Cumhuriyet döneminde en büyük iki bilimsel atağından biri 1933 üniversite reformuysa, diğeri TÜBİTAK’ın kuruluşuydu.

Sonra 2003 operasyonu başladı ve TÜBİTAK adım adım, bırakın bilimi, gericiliğin yüzü olmaya başladı. Örnek mi, işte basından bazı haberler:

2006’da, “1. İslami İlimlerde Terminoloji Sorunu” adlı toplantıya maddi destek verildi, Darvin’in 200. yıldönümü olan 2009 yılı tüm dünyada Darvin yılı olarak kutlanırken, TÜBİTAK Darvin’i sansürledi.

Bilim adına desteklenen projeler ise durumun aynası; peynir dolu iki kavanozdan birincisine iyi sözler söylenen, aynı ortama sahip ikincisine ise kötü sözler söylenen proje; mahremiyete saygı projesi; duayla yetişen fasulye projesi; bir salavat da sen çek isimli proje; bir selam da bizden sana selamünaleyküm” isimli proje; “kanser hastalığını yenmede dini inancın, duanın ve olumlu düşünmenin etkisi” projesi….

Evet, TÜBİTAK’ı getirdikleri nokta burası. 2003 yılından beri istisnasız tüm üst düzey yöneticiler bundan sorumludur. Eminim, gün gelecek “o projeleri ben onaylamadım, benim sorumluluk alanım başkaydı” diyeceklerdir. Hiç fark etmez, yetkili konumda olup da ses çıkartmamak da suçtur.

* http://gazetemanifesto.com/2018/erdogan-damadinin-kardesini-tubitak-yoneticisi-yapti-214435/

** İnönü E. Öncü Kurum TÜBİTAK’a Yazık Oluyor. Cumhuriyet, 20 Mayıs 2005.

Yazarın Diğer Yazıları
Einstein ve Din 6 Ekim 2019
Aşırı uzmanlaşma 22 Eylül 2019
Nürnberg Kodları 8 Eylül 2019
Alan değiştirmek 24 Ağustos 2019
Paradigmanın sonu 11 Ağustos 2019