Serbest Kürsü

SERBEST KÜRSÜ | Erdoğan'a bira içirmenin 638 yolu

“Kim derdi ki Tayyip Erdoğan’a bira içirmenin yolları anlatılırken (!), Küba Devrimi’nin önderi Fidel Castro’yu öldürmek için ABD emperyalizminin denemedik yol bırakmadığını anlatan belgesele, “Fidel Castro’yu öldürmenin 638 yolu”na gönderme yapılacak…

ENGİN DENİZCİ

100 bilmem kaç araçlık konvoyuyla mahallemizden geçerken evimizin penceresinden “Allah’ına kurban reiiss! Gel buyur bir çayımızı iç noolur!” diye bağıralım. Çok ısrarlı, gönülden bağırır da dikkatini çekmeyi başarırsak kıramaz. Planın bu kısmı tuttuktan sonra gerisi kolay. Misafir ettiğimizde çay niyetine çaydanlıkta kaynattığımız kırmızı birayı içirdik miydi…

Ne oldu? Olmaz mı? Hımm haklısınız, gıda danışmanları önceden test edebilir. Durun başka bir şey düşünelim.

Beyefendi’den zor bela bir randevu koparalım. Kendisine bir kere içeni bir daha alkollü içecek tüketilen herhangi bir yerin bulunduğu kentten bile kaçırtacak bir bira türü geliştirdiğimizi, projeyi ülke sathında uygulamak için yardımlarını istediğimizi belirtelim. Ama milyonlarca alkolik günahkar üzerinde büyük etki yaratacak asıl olayın bunu kendisinin de tatması ve bu anın görüntülerinin yapılacak kampanyada kullanılması olduğunu söyleyelim. Öyle ya, bir müminin ümmetinin felahı ve selameti için kazanacağı sevap yanında işleyeceği günahın lafı mı olur? Beyefendi böyle hayırlı bir şeyi hakkaniyetle ölçüp biçecek, gereğini yapacaktır.

Bu da mı olmadı. Hay Allah.

Yahu alkolsüz bira denen bir şey var, halis muhlis zemzem suyu kullanılarak yapılmışsa bir de… Kıracak mı yani bizi Beyefendi?

Okudukça sıkılıp kızdığınızı, “Bu Kürsü’yü bunun için mi verdiler sana? Sadede gel sadede.” dediğinizi duyuyorum.

Ama bazen bir saçmalığın ortaya koymak için başka başka benzerlerine başvurmaz mısınız siz de? Daha kolayınıza gelmez mi böylesi?

İnsanlığın sınırsız, sınıfsız dünya özlemi için verdiği eşitlik ve özgürlük mücadelesini bir şişe biraya (*) indirgeyen bir anlayışı, oturup ciddi ciddi argümanlar geliştirerek mahkum etmeye çalışmak… Yazanı da okuyanı da beyhude yere yormaz mı?

Başlıkta neyden esinlendiğimi bilenler bilir. Örgütlü, kahraman Küba halkının ve ölümsüz liderinin emperyalist saldırganlıkla dalgasını geçişinin kronolojik öyküsüdür esinlenilen. Bir büyük “hezimet”in adıdır.

Kim derdi ki Tayyip Erdoğan’a bira içirmenin yolları anlatılırken (!), Küba Devrimi’nin önderi Fidel Castro’yu öldürmek için ABD emperyalizminin denemedik yol bırakmadığını anlatan belgesele, “Fidel Castro’yu öldürmenin 638 yolu”na gönderme yapılacak.

Ancak Fidel’i öldürüp Küba Devrimi’ni alt edebileceğini sanan emperyalist saldırganlık, ne üzücü ki bizim ülkemizde tüm gücüyle hakimiyetini sürdürüyor. Öyle ki düzeninden nefret edenlerini, tez zamanda kaçış yolu arayanlarını dahi bağlayacak bir kazık buluyor. Din bezirganları, mafya babaları, aşiret reisleri, kanaat önderleri, düzen partileri… Sana bir sınıfa ait olman nedeniyle örgütlenmen gerektiğini anlatmayacak her yer doğru, normal ve meşru bu düzende.

Bir de bunu en bir efsunlu ve inceltilmiş sözlerle zihinlere nakşeden “yazar”lar var tabi.

Gericilik ve piyasacılık gibi günümüzde birbirinin olmazsa olmazı olan iki gücü 16 yıldır “usta”ca kullanıp emperyalist kapitalist dünyada “layık” olduğu yeri alan bir siyasetçiyi ve ülkeyi, bir şişe biranın değiştireceğini “kurtuluş reçetesi” olarak takipçilerine anlatan kalem sahipleri var.

Yazar Yılmaz Özdil’den söz ediyoruz tahmin edildiği gibi. Yıllardır milyonlarca kişi yazdıklarını okuyor, konuştuklarını dinliyor. Ancak emekçilerin kriz koşullarında daha da yoksullaştığı bu dönemde, sınıf bilincini oluşturup açığa çıkarmak ve tepkiye dönüştürmek yerine kültürel kutuplaşmayı körükleyerek popülaritesini diri tutan yazarın bu tercihinin aslında ait olduğu sınıftan kaynaklandığını bilmek gerekiyor.

Ancak emekçilerin kriz koşullarında daha da yoksullaştığı bu dönemde, sınıf bilincini oluşturup açığa çıkarmak ve tepkiye dönüştürmek yerine, popülaritesini diri tutmaya çalışan yazarın bu tercihinin aslında sadece kültürel kutuplaşmayı körüklediğini ve böylece yine Beyefendi’ye hizmet ettiğini bilmek gerekiyor.

“Bir bira” fikri ile emekçilerin aklını ideolojik ve siyasal mücadeleden uzaklaştırıp sarhoş etmeyi amaçlayan bu zihniyete karşı sınıfımızın sesi ve soluğu olan yayınların gücünü ve etkisini arttırmak mecburiyettir.

Akıllardan çıkarılmamalı ki ülkeyi ve dünyayı sınıfını bilip safa geçmek, örgütlenmek kurtaracak. Diktatörlerin olmadığı dünyada, eşitliğin ve özgürlüğü getiren emekçilerle biraların tadı daha bir başka olacak…

(*) Yazar Yılmaz Özdil, geçtiğimiz günlerde Halk TV’de konuk olduğu bir programda “Samimiyetle söylüyorum, bu sözlerimde en ufak bir kinaye yoktur, Tayyip Erdoğan bir tane bira içmiş olsaydı bugün çok daha iyi bir Türkiye olurdu” ifadelerini kullandı.

Yukarı