PUSULA | Suudi Arabistan’da reformlar nereye kadar?

Suudi Arabistan’da reformlar nereye kadar?

09-12-2018 09:00

Bundan altı ay önce kadar toplumsal alanda olduğu iddia edilen, öncesinde ekonomik olarak emperyalizmle bağları güçlendirilen Suudi Arabistan’da reform hareketi bir yol katedebilecek mi?  Yok ise sadece göz boyama mı?

Vedat Altan 

Bundan altı ay önce kadar toplumsal alanda olduğu iddia edilen, öncesinde ekonomik olarak emperyalizmle bağları güçlendirilen Suudi Arabistan’da reform hareketi bir yol katedebilecek mi?  Yok ise sadece göz boyama mı?

Suudi Arabistan’daki “reform” arayışlarına girmeden önce ülkenin yönetim biçimine ve kaynaklarına bakmak gerekiyor. Suudi Arabistan Vahabilik ile yönetilen bir krallık. Vahhabîlik ya da Vehabilik, kökeni Selefilik’e dayanmakla birlikte tam olarak 18. yüzyılda Muhammed bin Abdülvehhâb tarafından kurulmuş olan görüşlerini Hanbeli mezhebinden alan dinî-siyasi hareket (akım) olarak kabul edilir. Vahhabilik ameli olarak Hanbeli, inanç sistemi olarak ise Selefi doktrinlerine bağlıdır.

Selefiliğin büyük din adamı Ibn Teymiye’nin yorumlarından referans alır. Bu dini akımda hakim görüş “Allah’tan başka ilah yoktur”dur. Bu nedenle dini adanmışlığın tek nesnesinin Allah olması gerektiğini söyler. Her ne olursa olsun, başka bir varlığı içeren herhangi bir tapınma davranışını şirk sayar.  İslâm Peygamberi’nin döneminde bulunmayan şeyleri ve tevessülü terk ederek Allah’ı birlemek gerekir.

Suudi Arabistan’ın kurucusu Kral Abdulaziz bin Abdurrahman Âl-i Suud, Hicaz’da gücünü pekiştirirken, fanatik bir dini hareket olan İhvan’dan yardım almıştı. Muhammed bin Abdilvehhab’in öğretileri çerçevesinde hareket eden İhvan, Arap Yarımadası’nı köy köy etkisi altına alarak, Kral’a ihtiyacı olan siyasal ve sosyal meşruiyeti sağlamıştı.

1925’te Hicaz’ın tümüyle Kral’ın kontrolüne geçmesinin ardından, İhvan’ın gücü fazlasıyla artınca, Kral bu defa yarımadadaki kabileleri bu fanatik yapılanmaya karşı örgütledi. 29 Mart 1929’da İhvan’la Kral’ın yeni müttefikleri arasında yaşanan savaş, İhvan’ın tamamen dağılmasıyla sonuçlandı. 

Şeriat var mı?

Suudi Arabistan, şeriat yasalarının anayasa olarak kabul edildiği bir krallıktır. Hem yürütme gücünü hem yasama gücünü elinde tutan kral, Bakanlar Kurulu’nu kendi atar ve kararlarını veto etme hakkına sahiptir. Radikal İslamcı örgütler arasında bu yönetimin ve uygulamalarının şerait olmadığına dair bir görüşte bulunmaktadır. Büyük bir kısmı yönetimin emperyalizm ile ilişkisini göstermektedir. 1929 yılından sonra İslami söylem içinde ana akımdaki bu ayırım siyasi olaraktan tüm ilişkilerini belirlemektedir.

Açıklananlar reform mu?

Suudi Arabistan da reform olarak pazarlanan gelişmelere bir bakalım; siyasi iktidar yapısında Suudi Arabistan Kralının seçimini öngören Anayasanın 50’nci maddesi değiştirildi. Buna göre, “Kral, kurucu lider Abdulaziz bin Abdurrahman bin Suud’un oğulları arasından seçilir” hükmü, “Kral, kurucu lider Abdulaziz bin Abdurrahman bin Suud’un oğulları ve torunları arasından seçilir.” şeklinde düzenlendi.

Bu düzenleme ne anlama geliyor dersek kraldan oğula geçen değil, kral ve sülalesi içinde oğul ve torunlar arasında seçim ile gelmesi durumudur, kısacası aile dışına çıkmayan iktidar, halefleri ve şürekasına genişletme olarak gözüküyor. İdari ve yönetimsel açıdan çok bir şey ifade etmeyen bu karar dışarıya karşı verilmiş bir esneklik(demokrasi!) olarak sunuluyor, keza şu an iktidarda bulunan kral Selman bu karardan etkilenmedi.

Eğlence sektörüne konan yasaklar, ülkenin turizme açılması, turist vizesi uygulamasına geçiş hazırlığı, ülkede sinema salonu açılması; Yanı başında komşusu olan Katar da İslam dışı alanlara verilen izinler sayesinde ticari hacmi ve dünya çağındaki etkisi sebebi ile bu pazardan rol kapmak istediği net bir biçimde görülüyor. Kapalı bir yapıda kalması, endüstriyel pazarların bir kısmına ulema sınıfının tepki koyma riski bugüne kadar bu adımların atılmış olmasına pek geçit vermiyordu. Entegrasyon arayışları bu gibi kararların alınmasında etkili olmuştur.

Kadınların ehliyet alması ve araç ile trafiğe çıkması, çok fazla ön plana çıkarılan ve gündemde tutulmaya çalışılan başlık kadınların güncel yaşamda ve siyasi yaşamdaki yerine dair yapılmaktadır. Bu tartışmalarda kadınların siyasi yapıdaki yerlerine dair hiçbir söylem eylem ve umut bulunmamaktadır. Ülkenin bayrağında yer alan iki kılıçtan biri olan ulema sınıfının Vahabiliğin temel prensiplerinden ve gericiliğin her zaman güç aldığı kadınların toplumsal ve siyasal yaşamdan dışlanmasında sonuç alamayacağı kesindir. Reform olarak sunulan kadınların gündelik yaşamda bazı hareket alanlarının sınırlı olarak açılmasıdır. Seçme ve seçilme hakkının 2015 yılında kısıtlı olarak elde edilmesi görece en büyük reform sayılmalıdır.

Piyasacılık ve şeriat?

Yukarıda sayılan tüm başlıklarda dahil, ülkenin içinde bulunduğu tüm sorunlar ve hamlelere ilişkin belirleyici olan kural, piyasa ve emperyalizm ile olan ilişkilerdir. Bunlar arasında yaşanan gerilimlerin görece kısmı değişikliklere yol açmasıdır.

Ülkelinin en büyük gelir kaynağı olan petrol ve üretimine ilişkin şirket kısa bir süre önce Londra borsasına kota olması için çalışmalara başlanmıştır, bu sürecin öncesinde ise Amerikan ve İngiliz emperyalizminin ülkenin iç meselelerine dair ciddi müdahaleleri söz konusu olmuş, kral darbesi olarak geçen süreçte ciddi sayıda aile üyesi rüşvet ve yolsuzluk ile tasfiye edilmiş, emperyalizm ile entegrasyona muhalif edebilecek “daha gerici” sindirilmiştir. Verdiği görüntü nedeni ile de emperyalizmin ideolojik söyleminin çok dışında kalması ve emperyalizmin elini ideolojik olarak zorlaması, toplumsal olarak sınırlı kalacak olsa bile bazı adımları atmaya zorlamıştır.

İran rejimi etkisi ile başlayan ve daha da gericileşen sistem bugün gelinen noktada kendisini yeniden düzenlemek üzerine kurulu belirli açılımlar yapmaktadır. Bu açılımların olağanüstü bir yapısal değişim yaratması beklentisi olmamalıdır.

Toplumsal örgütlenmesinin önünün kapalı olduğu ve ciddi bir istihbarat ağını olduğu ülkede mücadele ile kazanımların kısa sürede olmasını beklemek doğru değildir. Göstermelik adımlara ise kimlik siyaseti ile yaklaşmak en büyük handikap olacaktır. Ucuza çalıştıran emekçilerin sorunları dünyada hiçbir emperyalizm merkezinde dile getirilmemektedir. Ancak cihatçı terör başta olmak üzere radikal İslamcılığın kaynağını oluşturan ülkenin “ılımlı İslam”a yönelmesi son tahlilde İslamcı siyasetler üzerindeki dönüşüm baskısının bir sonucu olduğu kadar radikalliğin sınırlarının daraltılması anlamına da gelecektir.