PUSULA | Sarı Yelekleri nereye koyacağız?

Sarı Yelekleri nereye koyacağız?

16-12-2018 08:30

Eylemler Fransa’da olsa da Sarı Yelekler Türkiye gündeminin de üst sıralarını işgal ediyor. Sermaye sınıfının sömürü politikalarına karşı yükselen isyana karşı iktidar cephesinden gelen tepkiler kadar muhaliflerden gelen tepkiler de sorgulanmayı hak ediyor.

H. Murat Yurttaş

Eylemler Fransa’da olsa da Sarı Yelekler Türkiye gündeminin de üst sıralarını işgal ediyor. Sermaye sınıfının sömürü politikalarına karşı yükselen isyana karşı iktidar cephesinden gelen tepkiler kadar muhaliflerden gelen tepkiler de sorgulanmayı hak ediyor.

Türkiye’de herkes Tahrir Meydanı’na çıkan Müslüman Kardeşler’i unutmuş gözüküyor. Yıllarca güzellemeler yapılan renkli devrimler de yine unutulanlar listesinde. Aynı şekilde Ukrayna’da bir iç savaşı başlatan Euromaidan eylemleri de pek eskilerde kalmış görünüyor. Türkiye siyasetinde gündemin bir parçası haline gelen bu kitle hareketini siyasi olarak bir yere yerleştirmek önemli görülüyor.

Sarı Yelekler, iktidarlar tarafından Fransa’da Rusya tarafından kışkırtılmakla suçlanabilirken Türkiye’de de AKP yanlılarınca akla hayale gelmeyecek senaryolarla “emperyalizmin yeni bir tehdidi” olarak pazarlanıyor. Son haftalarda özellikle öne çıkan Haziran Direnişi’ni kriminalize etme çabaları ile birleşen bu benzerlikler bulma tavrı tam tersinden solun içerisinde de koşulsuz bir benzetme ve güzelleme şeklinde tezahür ediyor.

Sağın paranoyalarını şimdilik bir kenara koyarsak sol açısından kitlesel bir harekete politik önderlik etmek üzerine dersler çıkartılması gereken bu yeni deneyimi yerli yerine oturtmak pek çok açıdan fayda sağlayacak.

Sarı Yelekler: Sağcı mı solcu mu?

Komünistleri belirlenimci, indirgemeci, şabloncu olmakla suçlayanların kitle hareketleri karşısında hemen kendi meşreplerine uygun örnekleri öne çıkartıp hemen etiketler yapıştırması artık olağan hale geldi. Sağın da benzer şekilde komplocu bir anlayışla marjinalleştirme çabalarını her durumda görüyoruz. Bu iki tarafın birbirini beslediği de söylenebilir.

Sarı Yelekler de bu çekiştirmeden paylarına düşeni alıyor. Her analizde Sarı Yeleklerin sağcılığının da solculuğunun da pek sonu gelmiyor.

Esasında Sarı Yeleklerin talepleri piyasacı önlemlere karşı yükselen her itiraz gibi sol tarafından kolaylıkla sahip çıkılabilecek nitelikte. Başlangıçta özellikle kırsal bölgelerde yaşayan ve yeni vergilerden en çok etkilenen kesimler arasında başlayan protesto gösterileri kentlere doğru yayıldıkça işçi sınıfı, emekçiler, emekliler ve orta sınıfların da dahil olduğunu ve taleplere asgari ücret artışından kemer sıkma politikalarının kaldırılmasına kadar yenilerinin eklendiğine şahit olduk.

Ancak bu karmaşık sınıfsal yapı içerisinde işçi sınıfından yana politik bir ağırlık çıkmadığı gibi sendikaların da esas olarak “müzakere”den öteye bir sözünün olmaması ile birlikte esas olarak düzen içinde iyileştirmelere yönelen bir yaklaşımın kendiliğinden ağırlık kazandığı rahatlıkla söylenebilir. Bunun yanı sıra, Sarı Yelekler hareketini “elitler” ile karşıtlaştıran yaklaşımların da daha çok hareketin reformist bir küçük burjuva/orta sınıf radikalliğinden öteye geçmemesini güvenceye aldığı söylenebilir.

Bu bağlamda hareketin içinde merkez sağın ve düzen solunun inandırıcılığının aşındığı bir ortamın egemen olmasında ve popülist ve aşırı sağın kendini var edebilmesinde şaşılacak bir yön görülmemeli.

Tüm bunlar değerlendirildiğinde Sarı Yelekleri tanımlamanın kendiliğinden önümüze serilmediğini ve serilmeyeceğini görmek gerekiyor. Dolayısıyla Sarı Yelekliler hem sağ hem sol olduğu da ne sağ ne sol olmadığı da söylenebilir.

Sarı Yelekler: “Dış mihraklar” Fransa’ya ulaştı mı?

Esasında Sırbistan’da Slobodan Miloseviç’e karşı başlatılan ve ABD’nin milyon dolarları ile desteklenen Otpor hareketinden bu yana dünyanın çeşitli yerlerinde sivil itaatsizlik ve barışçıl protesto yöntemleriyle kent merkezlerine taşınan toplumsal hareketlerin iktidarları salladığına ve hatta devirdiğine tanık olduk.

Bu hareketlerin çoğu zaman emperyalizmin müdahale yöntemlerinden birisi olduğunu da biliyoruz. Mısır’da Tahrir Meydanı’na çıkan Müslüman Kardeşler, Ukrayna’da Euromaidan’ı işgal eden neo-Naziler, kadifesinden turuncusuna renkli devrimlerde benzer yöntemlerin kullanıldığını da.

Bu açıdan tüm ülkelerde iktidarları reflektörlü yelek korkusu sarmasında şaşılacak bir yan yok. Ancak, aradan geçen yıllarda insanların gizli saklı yanı olmayan bu yöntemleri uygulamaları olağan sayılmalı. Ayrıca küreselleşmenin tüm süslü hikayesine rağmen eşitsizlikleri derinleştirmesi ve 2008 krizinden bu yana yeni bir çıkış yakalayamayan kapitalizmin kemer sıkma politikalarının zaten zor durumda olan emekçileri ve yoksulları daha da köşeye sıkıştırması karşısında toplumsal tepkilerin yükselmemesi de beklenemez.

Sarı Yeleklerin bu yönüyle neo-liberalizme karşı yükselen bir tepki olmanın ötesinde özel bir yere konulması için bir neden bulunmuyor. Fransa’da iktidarın Rusya’yı suçlaması gibi Türkiye’de AKP’lilerin de paranoyakça tezlerinde ifade ettikleri şekilde bir “dış mihrak”ın Fransa’ya elini uzattığını düşünmek komik olur.

Her şeye rağmen solun ve işçi sınıfının politik önderliği olmadan Sarı Yelekler için söylenebilecek şeylerin romantizmin ötesine geçmesi ancak bu tür kitlesel hareketlerden çıkartılacak derslerle mümkün. Bu dersler ise her durumda kitlesel hareketleri biçimlendirmeye yönelik olmalı.