PUSULA | Nahda Hareketi veya Tunus'un ampulleri

Nahda Hareketi veya Tunus'un ampulleri

09-12-2018 08:30

"Arap Baharı/Yıkımı" sürecinin tetiklendiği ülke olan Tunus'ta 2010 yılında Bin Ali'nin istifasının ardından ülkeye dönen Gannuşi hareketi tekrar ayağa kaldırarak 2011 seçimlerinde iktidar ortağı olmayı başardı.

Deniz Olcay

Son günlerde kapatma davası açılacağı söylentisi ile Nahda Hareketi hakkında yazılıp çizilmeye başlandı. Tunus’un AKP’si, Milli Görüş’ün Tunus şubesi, İslamcıydılar ama şimdi laik oldular gibi haberlerle zaman zaman yayın organlarında da Nahda Hareketi’nin bahsi geçiyor. AKP’yle nasıl bir ilişkisi olduğu ya da ilişkilerinin devam edip etmediğine de değinerek nasıl kardeş olduklarını anlatmaya çalışacağız. Önce aşağıda linki bulunan 2014 yılı seçimlerine ait Nahda Hareketi propaganda videosuna kısaca bir göz atmanız faydalı olacaktır, gerisi kendiliğinden gelecek zaten.

70’li yıllarda öğrenci hareketi içinde kök salan, 78’de artık aldığı isimle siyasal İslamı merkezine alarak 1981 yılında Gannuşi ve arkadaşları tarafından kurulan Nahda hareketi (o zamanki adıyla İslami Eğilim Hareketi) kuruluş saikleri ve söylemleriyle Milli Görüş çizgisini andırmaktadır. Siyasal iktidar tarafından farklı sebeplerle baskı altında tutulan, yöneticilerinin sürgünde yaşamak zorunda kaldığı, üyelerinin kimi dönemlerde kitlesel olarak tutuklandığı hareket 89 seçimlerinde bağımsız adaylarla yaklaşık yüzde 13’lük bir oy oranına ulaşmıştır. 92’ye kadar iktidarın artan baskısı ile tabiri caizse yeraltına çekilmiş, kongrelerini Hollanda, İngiltere gibi Avrupa ülkelerinde yapmıştır.

“Arap Baharı/Yıkımı” sürecinin tetiklendiği ülke olan Tunus’ta 2010 yılında Bin Ali’nin istifasının ardından ülkeye dönen Gannuşi hareketi tekrar ayağa kaldırarak 2011 seçimlerinde iktidar ortağı olmayı başardı. Bütün bu süre zarfında üzerindeki “milli görüş” gömleğini çıkardığını açıklayan Gannuşi ve arkadaşları siyasal İslamı terkederek “demokratik” İslam çizgisine geçtiklerini duyurdu. Tabi burada tırnak içinde bir demokrasiden bahsetmek yanlış olmayacaktır. Çünkü 2014’de hükümetten çekildiklerini açıkladıkları sürece kadar İçişleri Bakanlığı’nı elinde tutan parti, muhalif siyasetçilerin suikasta kurban gittiği iki olayda doğrudan gizli teşkilat eliyle bu cinayetleri işlemekle suçlanıyor.

Çıkartılan gömlekler, demokrasiden bahsederken kurulmaya çalışılan baskı ortamı, iktidarı almanın ardından yapılan ABD ziyareti gibi birçok yönüyle AKP’ye benzetilmesi şaşırtıcı değil tabi fakat bu benzetmenin en köklü sebebi, yazının başında bahsettiğimiz kardeşlikleri Müslüman Kardeşler’e yaklaşımlarından geliyor. Gannuşi’nin İslamcı çevreler tarafından hem övülmesi hem de eleştirilmesi de yine Müslüman Kardeşler’in Mısır deneyimine yaklaşımıyla ilgili.

Mısır’da Müslüman Kardeşler’in yenilmesi ve Tunus’ta siyasal suikastlar ve ekonomik çöküş sebebiyle başlayan protestoların sonrasında Gannuşi hükümeti 2014 yılında iktidardan çekilerek yerlerini teknokrat hükümetine bıraktı. Bu süreçte bir taraftan korkak davranmakla, davayı satmakla suçlanırlarken, bir taraftan da Mısır’da olduğu gibi acı bir sonla karşılaşmayacak bir kıvraklıkla hareket ettikleri için takdir edildiler. Bütün bu süreci Tunus’un demokratikleşmesi olarak pazarlamayı kısmen başarmış olmaları ve ABD’yle kurdukları ilişkiler sayesinde ciddi bir darbe almadan atlattılar. “Demokratikleşmenin pazarlanması” öncesinde siyasal İslamcı terör grupları ile tabandan ve tavandan kurdukları dirsek teması ise aslında gerçek niyetlerinin ya da gönüllerindekinin ne olduğunun ipuçlarını vermekteydi.

Güç sahibi değilken birlikçi, uzlaşmacı ve yenilikçi olmaya çalışan yurdum islamcıları gibi Tunus’ta yaşanan ekonomik sorunların ortaya çıkarttığı protestolara da birlik çağrısı yapmaktan geri kalmıyorlar elbette. 2017 ve 2018’de AKP ve Nahda arasındaki bir başka ilginç benzerlik olarak Gannuşi’nin siyasal danışmanı olan kızı “Sümeyye Gannuşi”nin çağrısı da tam buraya oturuyor. Özetle “her şeyin altında dış güçleri aramayalım ama olayların arkasında bazı körfez ülkeleri olabilir.” diyen Sümeyye Gannuşi halkı sorunları çözmek için birlik olamaya çağırıyor.

İzmir BŞB adayı Zeybekçi’nin yaptığı “İzmirlinin rakısına dokunmam” vaadi seviyesinde olmasa da çokça benzer vaatleri, laik kitleye dönük “biz değiştik” içerikli mesajları her fırsatta veriyor Nahda yöneticileri. Denizli’de belediye başkanlığı yaptığı dönemde “icraatlarının” unutulduğunu sanan Zeybekçi gibi Nahda Hareketi de kitlelerin hafızasızlığına güveniyor.

Yolsuzluklar konusunda da durum pek farklı değil. 2014’de iktidardan çekilmelerine sebep olan toplumsal kalkışmanın nedenlerinden biri de gittikçe artan yolsuzluklardı elbette.

Hem sırtlarını ABD’ye dayamaktan beis görmüyorlar hem yalan söylemekten hem de sürekli değişmiş olduklarını iddia etmekten.  Kısacası tipik siyasal İslamcı karakterinin Tunus’da vücut bulmuş hali Nahda’dır. Gelinen noktada, açılacağı söylenen davanın Nahda Hareketi tarafından ciddiye alınmayacağı parti yetkilileri tarafından belirtilmiş olsa da buradan yine bir “İslamcılara zulüm” hikayesi çıkartılacağı aşikardır. Davanın sebepleri ise bütün bu zulüm tatavası içinde unutturulmaya çalışılacaktır. Neden mi? Buradaki kardeşlerinden bunu da öğrenmediklerini düşünmüyorsunuzdur umarım.