PUSULA | Mollalar İran’da tutunabilecek mi?

Mollalar İran’da tutunabilecek mi?

09-12-2018 09:15

Emperyalizmin hedefindeki ülke olan İran’da özellikle kadınlar üzerinden gelişen mollalar rejimine yönelik tepkiler onu değişime zorluyor.

H. Murat Yurttaş

Emperyalizmin hedefindeki ülke olan İran’da özellikle kadınlar üzerinden gelişen mollalar rejimine yönelik tepkiler onu değişime zorluyor.

İran, Türkiye’de, özellikle cumhuriyetçiler arasında, uzun yıllar boyunca İslamcı siyasetin merkezi olarak görüldü. 1979 yılındaki “İslam Devrimi”nin “rejim ihracı” peşinde olduğu söylemi ile Türkiye’de gelişen siyasal İslamcılığa karşı da mücadele ediliyordu. Aradan geçen yıllarda İran’daki gerici rejim içinde barındırdığı çelişkiler nedeniyle bir tıkanma ile karşı karşıya.

Krizin alt yapısında “maddileşen İslamcılığın” sosyal sınıflar üzerindeki etkisiyle ilişkisi bulunuyor. Marx’ın “katı olan her şey buharlaşıyor” tespitiyle kapitalizmin tüm sosyal yaşam üzerindeki dağıtıcı etkisini ifade ettiği önerme, İran’daki “İslamcı” rejimin yarattığı pratik açısından bir kez daha doğrulandı.

Yoksul halk tabakalarına dayanan mollalar rejiminin bir türlü çözüm bulamadığı yoksulluk ile rejime de yakın zenginlerin emperyalizmin baskılarını bir kar kapısına çevirmesi arasındaki çelişki Şiilik üzerinden kurulan ideolojik çerçevenin de zayıflamasına neden oluyor.

İslamcılığın İran’daki kökenleri ve dayandığı sosyal karakter

İran’ın 20. yüzyılın son çeyreğine kadar “yarı-sömürge” görünüme hapsolması, bu ülkeyi temel bir sorunla karşı karşıya getirirken İran halkının bağrında taşıdığı tüm çelişkiler köklü bir sosyal kopuşla düzeltilebilir durumdaydı. Nitekim bu nedenle İran, 20. yüzyılın son çeyreğine kadar güçlü bir devrimci hareketlilikle çalkanıp durdu.

İran’ın önce İngiliz, daha sonra ise ABD etkisinde kalarak “yarı-sömürge” bir konumdan çıkamaması bu ülkedeki “batı karşıtlığını” güçlendirdi. “Batı karşıtlığının” bir kanalı anti-emperyalist siyasetle bütünleşerek sosyalizan bir görünüm alırken, 1930’larda İngiliz sömürgeleri olan Mısır ve Pakistan’da şekillenen “modernite karşıtı” İslamcılık İran’da kendine alan buldu.

Pakistanlı İslamcı olan Muhammed İkbal’in görüşleri İran mollaları arasında benimsenmeye başlandı. Bu dönem İran’da İslamcı siyaset ile bağ kuran sosyalist hareket de benzer bir yaklaşım üretiyordu. “Garpzede” olarak bilinen ve İran’ın “Batılılaşma” siyaseti tarafından açık pazar haline dönüştüğünü savunan söylev bu dönemde güç kazandı. “Dine karşı din” söylemi ile popülerleşen Ali Şeriati’nin düşüncelerinin olgunlaşması da bu dönemde gerçekleşti.

Dönüm noktası: İşçi sınıfı siyasetinin ortaya çıkışı

Ulusal kurtuluşçu Musaddık’ın 1953 yılında CIA tarafından devrilmesinin ardından iktidara gelen Şah, ülkede “hızlı” bir reform başlattı. Bu reform kapitalist bir ülke yaratmayı hedeflerken, ülke içinde geri unsurların bir kısmını da tasfiyeye girişmişti. Özellikle tarımdaki kapitalistleşme ile topraklarına el konulan büyük toprak sahipleri duruma tepki gösterirken, İran’ın ABD’nin uydusu haline getiren politikalarda kentlerde işçi sınıfı arasında ciddi bir tepkisellik yaratıyordu.

Mollalar böyle bir politik iklimde örgütlenirken, Marksizmden aşırdığı kavramlarla Şah’ın sosyal yıkım politikalarını eleştiriyordu. Nitekim 1974’teki Petrol Krizi ile başlayan ekonomik bozulma Şah rejiminin müttefiklerini de azaltırken işçi sınıfının ve yoksul halk tabakalarının başlattığı tepkiler Şah rejimini yıktı.

Oluşan iktidar boşluğunda aldatıcı söylemleri ve İran sermaye sınıfının ihtiyaç duyduğu örgütlülüğü gösteren mollaların İslamcı retoriğin 1930’larda faşizmin Avrupa’da iktidara gelişini hatırlatıyordu. Humeyni’nin devrim sonrasında “beni ekonomi değil, İslam ilgilendiriyor” diyerek ekonomi politikalarında köklü bir değişiklik yaratmayacağı sözünü vermesi dikkat çekiciydi. Buna karşın mollalar rejimi dayandığı yoksul kitleleri konsolide etmek için “planlı ekonomi”, “sosyal adalet”, “sınıfsız toplum” gibi kavramları kullanmayı da ihmal etmedi.

İdeolojik mücadele karın doyurmuyor

Mollalar rejimi Şiilik ideolojisiyle ülkedeki Amerikan karşıtlığı üzerinden toplumu yeterince bir arada tutacak bir siyasi beceriyi yıllar boyu gösterebildi. Ancak emperyalizmin doğrudan müdahalelerinin ve yaptırımlarının artmasıyla eldeki sınırlı kaynakların ülke dışında tüketilmeye başlanmasıyla bu becerinin erozyona uğradığını görüyoruz.

Mollalar rejimin Irak Savaşı ve ABD ile yaşadığı krizleri aşmak için 90’lı yıllarda “uyum politikaları”nı beraberinde getirdi. 1997 yılındaki seçimlerden itibaren İran ekonomisi emperyalist sisteme açıldı. Bu özellikle artan ekonomik yaptırımlarla birleştiğinde ülkedeki yoksulların aleyhine zengin bir azınlığın yolsuzluklar ve bir tür ülke gelirlerine yönelen tefecilikle daha da zenginleşmesine yol açtı.

İran kapitalizminin koruyucusu olan Mustazaflar kuruluşunun ülke ekonomisinin yüzde 10’nunu elinde tutması ve benzer kuruluşların ülke ekonomisinin yüzde 40 ile rejimi ayakta tutması dikkate değer bir başka gerçek.

Bu ekonomik sorunların gelinen noktada mollaların İslamcı rejimin ideolojik olarak da zorlanmasına bir zemin yarattığı görülüyor. Siyasi bir yaklaşımla dini ideoloji haline getiren mollalar rejimi bir yandan emperyalizmle de uyumu ararken katı kurallarını gevşetmek zorunda kalıyor.

Kadınlardan başlayan direnç

Bu açıdan en çok kadının özgürlüğüne göz diken İslamcılığa karşı öncelikle kadınlardan bir direnç gelmesi şaşırtıcı sayılmamalı.

Örneğin son olarak İran-Bolivya arasında 16 Ekim’de oynanan milli maçı tribünlerden izleyen yaklaşık 100 kadının stada alınmasına karşı çıkan İran Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri’nin “Bu tür durumlar şeriat açısından sakıncalıdır ve caiz değildir. Eğer tekrarı olursa Tahran Başsavcısına talimat vereceğim” şeklindeki sözlerine tepki çekti. İranlı din adamı Ayetullah Muhammed Musevi Bocnurdi ise kadınların tribünlerden maç seyretmesi tartışmalarıyla ilgili olarak, “kadınların statlara gidebileceğini ve bunun dine aykırı olmadığını” sözleri esasında bu dirence karşı bir geri adımın ifadesi.

Kadınların benzer bir mücadelesi başörtüsü zorunluluğuna karşı da sürüyor. Giderek artan sayıda kadın başörtüsünü çıkartıp veya en azından saçlarının ön bölümünü açıkta bırakarak sokağa çıkarken Tahran’da zorunluluğun gevşetilmesine dönük adımlar da atılmak zorunda kalınıyor.

Mollalar rejimi İslamcı siyasetlerin yaşadığı krizden hissesine düşeni alıyor ve İslamcılığını yavaş da olsa geriye çekmek zorunda kalıyor.