PUSULA | Kitle karşısında sol

Kitle karşısında sol

16-12-2018 09:15

Herkesin aklında eski güzel Haziran/Gezi günleri var. Ancak kitle karşısında politik önderlik yapmayı unutan ve unutturan bir yaklaşımın solun havlu atması dışında bir anlama gelmeyeceği açıklıkla dile getirilmeli.

Zafer Aksel Çekiç 

Herkesin aklında eski güzel Haziran/Gezi günleri var. Ancak kitle karşısında politik önderlik yapmayı unutan ve unutturan bir yaklaşımın solun havlu atması dışında bir anlama gelmeyeceği açıklıkla dile getirilmeli.

Türkiye solundan Sarı Yeleklere karşı yükselen tepkiler eski güzel Haziran/Gezi günlerine benzetmeler ve güzellemelerle dolu bir romantizm ile kitleleri esas alan bir radikallik-reformizm ikileminden öteye geçemiyor. 2013 yılından beri Türkiye solunda yapılan tartışmalar herkesin haklı olduğu ve kendi tezlerinin doğrulandığını ileri sürdüğü bir garipliği ve kendini tekrarı aşamıyor.

Bu tekrarlar ne kadar teorik kılıflar uydurulmaya çalışılırsa çalışılsın esas olarak hareketleri esas alan ve geleneksel komünist hareketlerin reddettiği yaklaşımların da bir tekrarından öteye geçmiyor. Ancak tarih bize bu yaklaşımların kapitalizmin henüz gelişmediği topraklar dışında pek de başarılı olamadığını gösteriyor. Öte yandan geleneksel komünist hareketlerin ise henüz bu yaklaşımları etkisiz kılacak bir pratiğe ulaşamadığını ifade etmek gerekiyor.

Yine de esas olanın kitlesel hareketlere ve toplumsal tepkilere nasıl yaklaşılması gerektiğine ilişkin teorik bir çerçeveyi oturtmak olduğuna kuşku yok.

Kitlesel hareketler ve emperyalizm

Meseleye düzen cephesinin yaklaşımlarıyla başlayalım. Düzenin ve emperyalizmin kitlesel hareketleri ve toplumsal tepkileri soğurmak için araçları olduğunu, bunları düzene bağlamak, manipüle etmek ve etkisizleştirmek için en kirli yollara başvurmaktan çekinmediklerini biliyoruz.

Soros gibi milyarderlerin yarattıkları fonlarla karlarını korumak ve arttırmak yerine demokrasiyi yaygınlaştırmak gibi ulvi amaçlara yöneldiğine inanacak kadar saf veya her yıl istihbarat ve güvenlik harcamalarının nasıl ülkelerin bütçelerinin aslan payını aldığını görmeyecek kadar kör değilsek kitlesel hareketleri ve toplumsal tepkileri bekleyen tehlikelere karşı uyanık olmak gerektiğini tartışmamıza gerek olmamalı.

Ancak burada da bırakamayız. Sürekli olarak bu tehlikeleri görmezden gelen veya önemsizleştiren yaklaşımlar ile sadece bu tehlikeleri öne çıkaran yaklaşımların kardeş sayılması gerekiyor. Bu yaklaşımların düzen açısından yeni bir manipülasyon imkanı yarattığını da gözden kaçırmamalıyız. 2016’daki darbe girişiminden bu yana AKP’nin “emperyalizmle mücadele” diyerek kendi kitlesini bir arada tutmaya çalıştığı bir dönemde emperyalizmin geçmişte ve bugün kitlelere yönelik müdahalelerini yok veya mutlak saymak sağın paranoyak komplo teorilerine daha çok alıcı çıkartmaktan öteye bir yarar sağlamıyor.

Solun toplumsal sorunları birer mücadele alanı haline getirmediği, bu mücadele alanlarında derinleşmediği durumlarda ortaya çıkan hareket ve tepkilere gözü kapalı dalması hem emperyalizmin ve sermaye düzeninin müdahalelerine karşı mücadele etmekte hem de daha uzun erimli olarak bu müdahalelerin de önünü açacak şekilde sermaye düzenine yeni imkanlar sağlıyor. Bu açıdan her zaman emperyalizmle mücadele eden solun bu mücadeleyi silikleştirmekten veya sermaye düzeni ile bağını kopartacak kadar mutlaklaştırmaktan vazgeçmek gerekiyor.

Bugüne kadar yapılan değerlendirmelerin çoğunlukla siyasi bir hedefe odaklanamayan kitleleri oldukları haliyle kabul etmek, emperyalizmin ve sermaye düzeninin rolünü, etkisini ve amaçlarını görememek, sermaye düzeninin söylemlerine karşı etkisiz kalmak ve hatta emperyalizmle işbirliği içinde olma suçlamalarına yanıt verememek gibi önemli sakatlıkları olduğunu görüyoruz.

Kitlesel hareketler ve sol

Peki sol ne yapmalı? Devrime ulaşmak için telaş içinde bir tür radikallik sergilemeyi öne çıkartıp reformizme boyun eğmeden ve doğrularını unutmadan alınabilecek bir mesafe olmadığı söylenebilir mi?

Öncelikle, kitle hareketlerine yaklaşımda bir tür romantizm halini alan tartışmaları yenmek gerekiyor. Kalabalıkların sayıları arttıkça ideolojik ve politik olarak şekilsizleşeceğine dair üretilen tezleri ele alalım. Kuşkusuz güncel bir talep etrafında yan yana gelen kalabalıklar kalabalıklaştıkça her türlü toplumsal arka plandan gelenden bir çeşitliliğe sahiptir. Ancak unutturulmak istenen veya sonuçta unutulan “örgütlülük” ve “politik önderlik” oluyor.

Geleneksel parti, hareket ve öncülük tezlerinin içini boşaltmaya çalışan yaklaşımların tüm süslemelerine rağmen özünde ifade ettikleri kitlelerin radikalleştiği durumlarda daha radikal görüntüler sunarak onları taşıyabileceğine dair bir kofluktan öteye geçmiyor. Türkiye solunda da kimilerinin son yıllarda dönüp dolaşıp yeniden servis ettiği kitlelerin örgütlenmekten uzak durduğu, önderlik istemediği, karmaşık yapılarının mutlak kabul edildiği bu yaklaşımlarla solun kendisini teorik, ideolojik ve siyasi olarak geri çektiği ancak eylemsel radikallikle öne çıkmaya çalıştığı bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Solun taleplerinin bütün bu el freni işlevi gören yaklaşımlarla çoğu kez kitlelerin ve hatta zaman zaman düzen muhalefetinin bile gerisinde kalabildiğini görüyoruz. Zaten sorun da tam olarak burada yatıyor. Yalın gerçek milyonlarca insanı harekete geçirecek gücün bir önderin talimatında olup olmadığı, insanların örgütlü hareket edip etmemeye yatkınlıkları gibi boş tartışmalardan ziyade toplumsal gelişimin yönünü, düzenin buna cevap verip veremediğini, olası kriz başlıklarını tespit etmeyi ve bu arada işçi sınıfının güncel çıkarları ile tarihsel çıkarları arasında bağı kuracak mücadele araçlarının kurulması ve derinleştirilmesi görevlerini önümüze çıkarıyor.

Solun kitleler karşısındaki ezber tekrar eden hali ise insanların yıllardır bir yarar görmedikleri örgütlenme retorikleri ve öncülüğü karikatürize eden yaklaşımlar ile solun politik çıkışlarını da engelliyor. Kitlelerin de en çok eksikliğini duyduğu siyasi önderliğin altı ancak bu ezberlerin ortadan kaldırılmasıyla doldurulmaya başlanabilir.

Sarı Yeleklere bakan Türkiye solunun kitleyi esas alan yan çizmelerden kurtulurken benzerlikler ve güzellemelerden öteye geçip gerçekten siyasi bir alternatif olarak kendisini güvenle ortaya koyması dışında bir çıkış yolu yok.