PUSULA | Hangimizin kulübü daha solcu?

Hangimizin kulübü daha solcu?

02-12-2018 09:39

Futbolun algısının değişmesi gerekiyor. Bugün kitleler, rekabeti öne çıkartarak sektör haline gelen futbolun tüketicisi durumundadır.

Yusuf Kurt

Şirketleri, çalışanları, cirosu, ihracatı ile büyük bir sektör futbol. Dünyada ve Türkiye’de pazar büyüklüğünü bilmek zor olabilir ancak Türkiye’de tek bir kulübün borcunun bugün 600 milyon Euro olarak telaffuz edildiğini düşünürsek, büyüklüğü hakkında bir fikrimiz olabilir.

Bu kadar büyük bir pazar elbette piyasanın kurallarını dayatıyor. Futbol da sektörleştiği için bu piyasacı kurallara teslim oluyor. Bu dev piyasanın iki önemli aktörü olaraksa üretici kısmında kulüpler, müşteri kısmında ise taraftarlar yer alıyor.

Futbolun üretici kısmındaki kulüpler ürünlerini piyasanın kuralı olarak pazarlamak zorunda. 1980’li yıllar ile başlayan piyasanın egemenliği, “eski” futbolu ortadan kaldırıp onu yüz milyonlarca alıcısı olan bir ürüne çevirdi. Ürün de çevresinde şirketler, iş adamları, sermaye grupları ve giderek “zenginleşerek” adeta ayrı bir cemaat haline gelen futbol erbaplarını örgütledi. Kulüpler borsaya açılmaya, alınıp satılmaya başlandı ve piyasaya teslimiyetini ilan etti. Spor özünden kopan futbol, her adımına ticareti ekledi. 

Futbol sektöründe taraftar 

Futbolun diğer tarafında ise tüketici olan taraftarlar var. Küçük yaşta aile ve çevre faktörü ile oluşan, başarının önemli kriter olduğu, içinde tutku barındıran tanımı, taraftarlık için kullanabiliriz.

Taraftar olmak aslında içinde “kollektifliği” barındırır. Yalnızca maç izlemek ile kalmaz taraftarlık, Prof. Dr. İrfan Erdoğan’ın deyimiyle “içinde şenliğin, hüznün, dayanışmanın beraberce yaşandığı bir sosyallik ve ‘sahada olanlar dışında’ bir kollektif hafıza” içerdiği için aslında kendiliğinden oluşan müthiş bir alan haline de gelir.

Ancak günümüzde taraftar olmak ulusal, ırksal, etnik, dinsel hatta cinsel çatışmalar gibi sınıf dışı bir kimlik kazanmış durumda. Bunda medyanın işin içine girmesi ile statlar ile sınırlanamayan ekranlara hapsolmuş bireysellikte etkili. Bu kimlik erozyonu, futbolun piyasaya olan bağımlılığını daha doğrusu piyasanın egemenliğini daha rahat sürdürmesine, geliştirmesine neden oluyor.

Piyasanın dayattığı sponsorluklar, maç biletleri, passolig, takım ürünleri, maç yayınları taraftarın dünyasına giriyor. Halkın Takımı, Son Kale olsanız da, kendinizi Aydınlanmanın beşiği de görseniz kale arkası maç biletini 100 liraya, formayı 150 liraya almak, maç yayın hakkını elinde tutan digital platformların esiri olmak zorundasınız.

Kulüplere yüklenen anlamlar, anlamsızlıklar

“Kapitalizm bireyleri sisteme adapte edebilmek ve sistemi sürdürebilmek için futboldan faydalanmaya, bunu bir araç olarak kullanmaya devam ediyor. Sınıfsal farklılıklar tribünde içselleştiriliyor, taraftarlar birer tüketici olarak sistemin ihtiyaçlarına katkıda bulunuyor, futbolun parıltılı dünyasına girebilmiş yoksullara, sistemin sizde başarabilirsiniz hedefiyle kapitalist düzenin ideolojisini benimsetiyor”

Kapitalist düzen ile yaşamın diğer alanlarında mücadele eden, içinden çıkacak olan sosyalizmi kurmak için çabalayanların önemli sayılacak bir kısmı, kopamadıkları taraftarlık duygusu ile kulüplere anlam yüklemeye çalışıyorlar. Siyasi mücadelenin içine sokulmaya çalıştıkça futbol, o siyasi mücadeleyi de anlamsızlaştırıyor.

Taraftarı olduğumuz/olunan kulübün siyasi mücadelemize uygun bir pozisyon almasını isteyebiliriz, alınacak pozisyon bizi mutlu edebilir ama burjuvazinin kapsadığı kulüpler bunu yapabilir mi? Yapmaz, yapamaz günlük, geçici, geri adım atmaya hazır çıkışlar ağzımıza bir parmak bal sürer ve biz ağzımızdaki o bal ile anlam yükleriz. Emek mücadelesini bayrak yapmış, öne taşımış herhangi bir kulüp yoktur. Her kulüp içinde, yaptığımız taraftar tanımına uygun bireyler barındırır.  Ve hiçbir kulübün taraftarının aynı siyasi mücadele içinde olduğunu bize kanıtlayacak herhangi bir çıkış, eylem bulunmamaktadır.

Bu durumun farkına varan taraftar çare olarak, kendi siyasi mücadelesine uygun gruplar kurmaya çalışır. Kulübünden ne kadar bağımsızlaştığı tartışmalı olan bu gruplar, kulüpten beklediği siyasi mücadeleyi bu gruplar aracılığı ile vermeye çalışır ama futbolun büyüsüne kapılan diğer taraftarları içlerine alamadığı için kitleselleşemez ve daha önemlisi o tutku, bazen gözleri kör ederek futbolun kendi dipsiz kuyusu içindeki tartışmalara çekilmesine neden olur.

Peki tribünde kendine alan yaratamayan bu gruplar ne yapar? 1980’li ve 1990’lı yıllar boyunca siyasi mücadele alanlarında taraftarlık kimliği hiç yokken, piyasanın etkisini arttırması ile taraftarlık kimliği bu gruplar ile 2000’li yıların sonlarında alanlara taşınmaya, sözünü orada söylemeye çalışır. Tüketicisi oldukları kulübün simgeleri ile 01 Mayıs’larda alana çıkan bu gruplar sempatiye neden olsalar da bu kimlik üzerinden giremeyecekleri siyasi mücadele onların yalnızca alanların şirin, sevimli toplulukları olmaktan daha ileriye götürmez.

Bu gruplar aracılığı ile tribünden başlayarak futbolda siyaset bizim istediğimiz şekli ile bir zemin bulabilir mi? Genelde futbolun, tribünün dışından olumlu yanıt alınır ama tribünün içindeyseniz bunun zorluğunu ve ne yazık ki imkansızlığını görürsünüz. Evet zaman zaman pankartlar, tezahüratlar ile umut yeşerir gibi olur ama nihayetinde o tribünde aslolan sahadaki mücadele ve mücadele sonunda alınacak başarıdır.

Bu gruplar örgütlenme, siyaset üretim aşamasında başarılı olsalar passolig için yapılan mücadeleyi yalnız bırakmaz, mücadeleyi daha ileri taşıyabilirlerdi. Bu yüzden tribünden güzel, esprili pankartlar çıkar, sosyal medyaya yüklenecek tezahüratlar da hoşumuza gidebilir ama tüm bunlar yeterli değildir. 

Son söz olarak

Futbolun algısının değişmesi gerekiyor. Bugün kitleler, rekabeti öne çıkartarak sektör haline gelen futbolun tüketicisi durumundadır. Futbol ancak düzen değiştiğinde yeniden özüne, spora geri dönecektir. Biz ne kadar anlam yüklemeye, siyasi mücadelemizin bir alanı olarak görmeye çalışırsak çalışalım hiçbir zaman bu koşullarda yeşil saha, tribünler bu mücadelenin bir zemin olmayacaktır.

Kimlik olarak sınıf mücadelesine taşımamız da mümkün değil sevdiğimiz kulüpleri. Hatta sınıf mücadelesinden taraftarlık kimliğini hızla çıkartmalıyız. Kapitalizm ideolojisinin bu tuzağını ancak bu şekilde atlatabiliriz , atlatmak zorundayız. Biz kapitalizmi devirmek zorundayız ve devireceğiz ama bilinmeli ki taraftarlık kimliğimiz bu mücadele de hiçbir zaman bize yardımcı olmayacak, hatta her zaman ayak bağı olmaya devam edecek.

Tamam çok seviyoruz renklerimizi, tutku ile bağlıyız armamıza ama kapitalizm bataklığına batmış futbolun nasıl bizden koparıldığını görmemek için neden olmamalı. Bu öz eleştiriyi yapmalıyız, yapmak zorundayız.