PUSULA | Fransa’da solun Sarı Yelekliler ile imtihanı

Fransa’da solun Sarı Yelekliler ile imtihanı

16-12-2018 08:45

Fransa’da başlayan Sarı Yelekliler eylemleri, Fransız solunda da çeşitli tartışmalara yol açtı. 2016 ve 2017 yıllarında Fransa’daki yeni çalışma yasasına işçi sınıfının büyük eylemler ve grevlerinde yer alan, yer yer öncülük de etmeye çalışan Fransız solu, bu süreçte pozisyon belirlemekte zorlanıyor.

NEŞE DENİZ BABACAN

Fransa’da başlayan Sarı Yelekliler eylemleri, Fransız solunda da çeşitli tartışmalara yol açtı. 2016 ve 2017 yıllarında Fransa’daki yeni çalışma yasasına işçi sınıfının büyük eylemler ve grevlerinde yer alan, yer yer öncülük de etmeye çalışan Fransız solu, bu süreçte pozisyon belirlemekte zorlanıyor.

Fransa’daki solun Sarı Yelekliler hareketine dair tutumunu irdelemeden önce sol partilerin tarihine ve bununla birlikte güncel pozisyonlarına göz atmak gerekmektedir. Fransa’da siyasette dört tane ana akımı tespit etmek mümkün: Merkez sağ, faşist hareket, merkez sol ve türevleri, komünist parti. Sağ partiler ve tutumları başka bir yazının konusunu oluşturmakla birlikte özellikle son yıllarda liberal, demokrat, popülist sol içerisindeki tartışmalar öne çıkıyor. Bu tartışmaların temeline yataklık eden en önemli oluşum ise Fransa’nın geleneksel reformist, liberal sol partisi olan Sosyalist Parti. Bugün Sarı Yelekliler tartışmasında Sosyalist Parti’nin öne çıkmıyor olmasının, son seçimlerde yaşadıkları yenilgi ve aslında kendi içlerinden çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un son süreçte hedef tahtasına oturtulması olduğunu söylemek mümkündür.

Sosyalist Parti ne alemde?

1969 yılında kurulan Sosyalist Parti, köken olarak Paris Komünü sonrasında ortaya çıkan reformist solun ve işçi partilerinin 1905 yılında İşçi Enternasyonali Fransa Seksiyonu olarak birleşmesine dayanmaktadır. İdeolojik olarak sosyal demokrat, demokratik sosyalist gibi sıfatlarla adlandırılan Sosyalist Parti, günümüzde liberal, demokrat, küreselleşmeci bir merkez sol parti olarak karakter kazanmıştır. 2012 yılında François Hollande Sosyalist Parti’nin adayı olarak Cumhurbaşkanı seçilmiş, Yeşiller Partisi ve Radikal Sol Parti ile ittifak yapan Sosyalist Parti hükümeti de kurmuştu. 2017 yılındaki seçimlere kadar devam eden bu iktidar işçi sınıfına karşı büyük bir saldırı paketini gündeme getirmiş, dönemin ekonomi bakanı olarak Macron bu politikaların en büyük destekçisi olmuştu.

Kendi içerisinde sol, sağ kanatları ve farklı eğilimleri barındıran Sosyalist Parti, 2017 yılındaki seçimlerde büyük bir yenilgiye uğrarken sağ liberal kanadın içerisinden çıkan Macron’un kurduğu “La République En Marche” (Türkçesi: Cumhuriyet İleri, İlerleyen Cumhuriyet, Yürüyen Cumhuriyet) iktidara, Macron da Cumhurbaşkanlığı görevine geldi. 2017’deki seçimlerin ilk turunda faşist parti Ulusal Cephe’nin (Front National) adayı Marine Le Pen ile başa baş durumda kalan Macron’un ikinci turda yüzde 66’lık bir oyla seçilmesinin arkasında merkez sol ile merkez sağın birleşmesi yatıyor. O yüzden aslında Sarı Yelekliler hareketi ortaya çıktığı andan itibaren bahsedilen en önemli başlıklardan bir tanesi, Macron’un arkasındaki yüzde on beş ila yirmi arasındaki seçmen desteğinin iyice azalması olarak öne çıktı.

2017 seçimlerinde iktidardan düşen, siyasetteki ağırlığı azalan ve güncel olarak tabanı iyice daralan Sosyalist Parti’nin Sarı Yelekliler hareketine bakışı ve yaklaşımı parçalı oldu. Bilindiği üzere akaryakıt üzerindeki vergilerde yapılan artış ve hayat pahalılığının ortadan kaldırılması gibi iki ana başlıkla ortaya çıkan Sarı Yelekliler, bir yerden sonra Fransa’da genel anlamda çalışma alanı ve sosyal hayata dair taleplerin temsiliyetini üstlenir duruma geldi. Bununla birlikte Sarı Yelekliler üzerinden özellikle faşist parti ve Le Pen siyaset yapmaya başlayınca Sosyalist Parti’nin başkanı talepleri haklı gördüklerini, eylemlere çağrı yapmayacaklarını ama üyelerini katılım konusunda serbest bırakacaklarını açıklarken, parti içerisindeki diğer bazı kanatlar ise eyleme katılmanın faşist partiye destek vermek olacağını dile getirdi. Yine benzeri tartışmalar merkez soldaki diğer küçük partilerde de (Radikal Sol Parti ve Demokrat Hareket) hissedildi.

Sonuçta Sarı Yelekliler ile birlikte ortaya çıkan tablo genel itibariyle Sosyalist Parti’nin merkezinde durmaya devam ettiği merkez solun içerisindeki tartışmayı daha da derinleştirmiş görünüyor. Çünkü bununla birlikte Sosyalist Parti ile onun sağındaki Macron’un En Marche hareketinin kardeş partiler olduğunu ve burada ortaya çıkan karşıtlığın, Macron’un atacağı bazı geri adımlar ya da var olan hükümetin düşmesi ile birlikte belirsizleşebileceğini öngörmek gerekmektedir. 

“Boyun Eğmeyen Fransa” ne diyor?

Fransa’daki 2016-2017 yıllarında yaşanan işçi sınıfı hareketinin siyasi çıktılarından bir tanesi “Boyun Eğmeyen Fransa” (La France Insoumise) hareketi oldu. Her ne kadar bu hareket genel itibariyle “aşırı ya da radikal” sol adlandırmaları ile tanımlanmaya çalışılsa da, Sosyalist Parti’nin sol kanadı çıkışlı olduklarını hatırlamak gerekiyor. Küreselleşme karşıtı, sol popülist bir çizgiye sahip olan Boyun Eğmeyen Fransa, ideolojik olarak da “demokratik, ekolojik sosyalizm” savunusu yapıyor.

Bu noktada 2016 yılında Macron’un ekonomi bakanı olduğu Valls hükümetinde çıkartılan çalışma yasasına ve işçi sınıfının buna karşı olaşan tepkilerine göz atmak isabet olacaktır. Fransız büyük burjuvazisinin talepleri doğrultusunda ortaya çıkan çalışma yasası, işçi sınıfı açısından büyük bir saldırı paketi anlamına gelmekteydi. Saldırının içerisinde öne çıkan başlıklar ise şu şekildeydi: Çalışma sürelerinin uzaması, mesai ücretlerinde patronlar lehine düzenlemeler ve toplu iş sözleşmelerinin bu bağlamda delinmesi, işten çıkarma gerekçelerinde patronlar lehine düzenlemeler ve iş sözleşmesinde değişiklik talep edenlerin işten atılması.

2016 yılında yaklaşık altı ay boyunca süren ve milyonluk eylemleri ya da grevleri gören çalışma yasası karşıtı işçi sınıfı hareketi, sınıfsal talepleri ve eylemlerin kütlesi olarak Sarı Yelekliler hareketini aşan bir yön taşımaktaydı. Bu süreçte öne ve ortaya çıkan Boyun Eğmeyen Fransa hareketi, 2017 seçimlerinde de Mélenchon’un aldığı yüzde 19’lar seviyesindeki oy sayesinde günümüzde solda Sosyalist Parti’nin alanına yerleşen bir konuma yerleşti. Syriza ve Podemos örneklerinde olduğu gibi sosyal adalet için sosyal reformları savunan, eşitsizliklere biçimsel olarak karşı çıkan ve popülist politikalar aracılığı ile genel bir muhalefet çizgisi ortaya koyan Boyun Eğmeyen Fransa hareketi, Sarı Yelekliler hareketinin ortaya çıkması ile birlikte sağda Le Pen’in oynadığı role solda soyunmuş gibi görünüyor. Son tahlilde Mélenchon halkın genelinde iktidara, adaletsizliklere, vergi sistemindeki bozukluklara, sosyal eşitsizliklere, işsizliğe, neo liberalizme karşı oluşan tepkiye sahip çıkarken, işçi sınıfının iktidar mücadelesini uzaklara havale etmiş görünüyor.

Sarı Yelekliler’in eylemlerinin başlaması ile birlikte Boyun Eğmeyen Fransa hareketi içerisinde de parçalı bir görüntü çıktı. Hareketin lideri Mélenchon, Sarı Yelekliler’in başarıya ulaşması gerektiğini ifade ederken bir yandan da Sarı Yelekliler’in eylemlerinin devamında ortaya çıkan çeşitli taleplerin temsilciliğine soyundu. Öncelikle hükümetin, devamında ise Macron’un geri adım atarak akaryakıt vergilerinin durdurulacağını ve çeşitli “reformlar” (örn: asgari ücrete 100 Euro zam) yapılacağını duyurması sonrasında Mélenchon bunların “daha fazla katılımcı demokrasi için halkın taleplerini karşılama konusunda yetersiz olduğunu” savundu.

Yine bu hareket içerisinde bazı kesimler Sarı Yelekliler’in Le Pen’e bırakılmaması gerektiğini ve orada olmak gerektiğini savunurken, diğerleri ise Le Pen’in çağrı yaptığı eylemlere katılım sağlanmaması gerektiğini savundu. Mélenchon’un burada denge politikasına oynayıp (bununla birlikte 1 Aralık tarihindeki eyleme çağrı yaptı) aslında hareketin bütününe seslenmeye çalıştığı ama bunun da reformist bir çizgiyi aşamadığı görülüyor. Dolayısıyla işleri bu sefer 2016’da olduğu kadar kolay değil.

Komünistler ve CGT

Fransa’daki ana akım politik öznelerden birisi olan Fransız Komünist Partisi (FKP) kökeni itibariyle 1920’lere ve Komintern’e (3. Enternasyonal) dayanan tarihsel bir parti. İkinci Dünya Savaşı’ndaki direniş ile birlikte ve 1968 dönemlerinde büyük yükselişe geçen, Fransa tarihine damga vuran FKP bugün seçimlerde yüzde 2’lere gerileyen oylarıyla, 2012 ve 2017 seçimlerinde Mélenchon’un adaylığına destek vermeleri nedeniyle gölgede kalmış bir görüntü sergiliyor.

Anti-liberal ve anti-kapitalist bir siyasi hattı ön plana çıkartan FKP’nin proletarya devrimi, üretim araçlarının toplumsallaştırılması, sosyalizm, burjuva sınıfının tasfiyesi ve Marksizm Leninizmin temel esaslarının toplumsal mücadelelere yansıması gibi başlıkların bugün ne kadar taşıyıcısı olduğu ayrı bir tartışma konusu. Fransa’da komünist hareketin geneli içerisinde geleneksel değerlere dönüş ve devrimci bir komünist partinin şekillenmesi gerektiğine dair tartışmalar olduğu biliniyor. Ancak bunlarla birlikte FKP’nin 2016-2017 sürecindeki eylemler dalgasında pozisyon aldığı ve gençlik içerisinde örgütlendiği hatırlanacaktır.

Sarı Yelekliler’in eylemleri başladığında doğrudan destek vermeyen FKP, 1 Aralık eylemini destekleme kararı aldı. Sonrasında 8 Aralık tarihinde iklim, hava kirliliği ve enerji konusunda bir eylem çağrısı yapan FKP güncel olarak Sarı Yeleklilere sendikalar ile birlikte kurulacak bir cephe çağrısında bulundu. FKP Genel Sekreteri Fabien Roussel tarafından yapılan açıklamada “Buluşalım, tartışalım, yakınlaşalım. Nasıl 1968’te yapılan eylemlerin sonucunda asgari ücrette yüzde 35 artış sağlandıysa bugün de benzeri olabilir. Bu hükümet halkın alım gücünü düzeltme yönünde bir adım atamayacak, o yüzden Fransızlar birleşmeli ve bu durumu sakin ve aklı başında bir şekilde protesto etmeli” dedi.

Doğrudan işçi sınıfını ve sendikaları ayağa kaldırarak var olan toplumsal hareketlenmeye önderlik edecek bir pozisyon içerisine giremeyen FKP’nin bu tür bir çağrı yapması, Boyun Eğmeyen Fransa ve Mélenchon’un gölgesinden kurtulma çabası olarak yorumlanabilir.

Fransa’da komünist hareketin bir diğer unsuru olan Fransız Devrimci Komünist Partisi (PCRF) ise Sarı Yelekliler’in taleplerinin meşru olduğunu, sömürü düzenini temsil eden Macron’a karşı eylemlerin desteklenmesi gerektiğini ifade ediyor. Hükümetin attığı geri adımların kazanım olduğunu ama Sarı Yelekliler’in örgütsüz tarzının faşist partiye ve provokasyonlara kapı araladığını söyleyen PCRF, bu tarzın değişmesi için Sarı Yelekliler hareketinin işçi sınıfı hareketi ve talepleri ile buluşması gerektiğini vurguluyor. Bugüne kadar sendikaların ve diğer sol partilerin gereken görevleri yerine getirmediğini ve tekelci burjuvaziye hizmet ettiğini ifade eden PCRF, Macron karşıtı geçinen ama Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda koştura koştura Macron’a oy veren sol partileri ve “sarı olan ama yelek giymeyen” sendikaları teşhir etmeyi önünde hedef olarak koymuş durumda.

Sendikalar cephesinde ise Fransa’nın militan sendikası olarak bilinen Confédération Générale du Travail (CGT – Türkçesi: Genel Emek Konfederasyonu) ilk başta Sarı Yelekliler’in eylemlerine mesafeli yaklaşırken 1 Aralık itibariyle pozisyonunu biraz değiştirerek genel hareketin yanında olduğunu beyan etti ve çeşitli eylemlere katıldı. 2016 -2017 yılındaki eylemlerde yüksek düzeyde temsiliyet üstlenen ve eylemlerin öncülüğünü yapan CGT, 14 Aralık Cuma (Sarı Yelekliler Cumartesi günleri eylem çağrısı yapıyor) gününe büyük bir eylem çağrısında bulundu. Eylemin sosyal güvenlik yasasının, emeklilerin hakları, ücretler arasındaki eşitsizlikler ve yetersizliklerin düzeltilmesi gibi talepleri mevcut.

Birkaç yıl arayla Fransa büyük kitle hareketleriyle sallanıyor. Özünde neo-liberalizme tepki olarak ortaya çıkan Sarı Yelekliler’in eylemleri, bir yerden sonra sistem içerisindeki bütün hoşnutsuzlukların içine akabileceği ve sağdan sola kadar tüm siyasi oluşumların ilgisiz kalamadığı bir kriz tablosunu da beraberinde getirdi.

Bu taleplerin ve eylemlerin burjuvazinin bu krizini aşmak için fırsata mı çevrileceği, faşist hareketin işine mi yaradığı, yoksa işçi sınıfı mücadelesi açısından kazanımla mı sonuçlanacağını ise, hareketin kendiliğinden boyutu değil tersine örgütlü güçlerin müdahalesi belirleyecek. Fransa solunda reformist ve liberal sol dışında bu müdahaleyi yapabilecek düzeyde toplumsal örgütlülüğü bulunan bir özne olduğunu söylemek ise bugün için zor görünüyor.