PUSULA | CHP’yi anlama kılavuzu: Sermaye olmadan asla

CHP’yi anlama kılavuzu: Sermaye olmadan asla

21-01-2018 15:47

PUSULA | CHP'yi anlama kılavuzu: Sermaye olmadan asla

İlker Demirer

Cumhuriyetin tarihini anlamaya kalktığınızda anlamanız gereken şey aynı şekilde CHP’nin tarihidir. CHP’yi anlamak ise sermaye sınıfını anlamaktan geçer

Bir siyasi partiyi diğerlerinden ayıran şey nedir? Güncel siyasal konulardaki tavrı mı? Herhangi bir başlıkta “çözüm önerileri” mi? Tarihsel olgulara bakış açısı mı? Yoksa hepsini bir bütünlükte değerlendirdiği programı mı?

Aslında hem hepsi, hem de hiçbiri. Tüm bu soruları kapsayan ve anlamlı bir cevaba dönüştüren temel olgu bir siyasi partinin dayandığı veya dayanmayı arzuladığı toplumsal sınıftır. Her siyasi parti kendi dünya görüşünü bu toplumsal sınıfın bir parçası olarak ifade eder ve görüşünü parti programında açıklamaya çalışır. İşte bu parti programları bir siyasi partinin hangi sınıfı temsil ettiğini gösteren temel belgelerdir.

Bir partinin sınıf karakteri nasıl anlaşılır?

Türkiye’de bugün faal olarak 88 siyasi parti bulunuyor. Ancak 88 farklı toplumsal sınıf bugünkü toplumumuzda bulunmuyor. Dolayısıyla birçok siyasi parti güncelde farklı konumlarda yer alıyor olsalar da, aslında benzer hedefler için çaba gösteriyorlar.

Siyasi partilerin arasındaki ayrım noktaları önemsiz sayılmaz. Hatta günümüzde AKP’nin yerleştirmeye çalıştığı rejimin gerilim hatları ortaya çıkıyorsa bu durum hiç yabana atılmaması gerekiyor. Toplumsal gerçeklikle siyasi iktidar arasında doğan faz farkı, güncel ve tarihsel siyasal gerilimleri de besliyor. Bunla birlikte, mevcut partilerin, özellikle de ana akım siyasi partilerin, benzerlikleri de dikkat çekiyor. Böylesi bir benzerliğin üzerinden atlayıp geçmek mi gerekiyor?

Hayır, ortadaki bu kadar büyük benzerliklerin yabana atılması hiç de sağlıklı bir bakış açısı değil. Örneğin bugün düzenin iki büyük siyasi partisi olan CHP ile AKP’yi ele aldığımızda güncel plandaki 180 dereceye yakınsayan açı farkı, söz konusu partilerin programları olduğunda aynı doğrultuyu gösteriyor.

CHP’nin parti programını incelendiğinde örneğin partinin temel karakterini ifade eden kısımda “devletçiliğin” ilkesini tanımlarken “örgütlü sosyal piyasa ekonomisi” kavramına başvuruluyor. “Piyasanın hata yapabileceği gerçeğinden hareketle devletin düzenleyici ve denetleyici rolünün önemini kabul eder” cümlesiyle CHP’nin sermayeye bakış açısı özetleniyor. [1] Aynı şekilde AKP’nin programına baktığımızda da “tüm kurum ve kurallarıyla işleyen bir piyasa ekonomisinden” bahsedilirken, “devletin ekonomideki işlevi düzenleyici ve denetleyici olarak tanımlanır” ifadesine başvuruyor. [2]

İkisi arasında bir fark var mı? Esas olarak yok ve diğer siyasi partilerin benzer kavramlarla Türkiye’yi ve Dünya’yı açıkladığını göreceksiniz. Bu kadar benzeşmenin nedeni “aklın yolu birdir” anlayışından kaynaklanmıyor. Bu siyasi partilerin temsil ettiği sermaye sınıfının aklı sağlı sollu siyaseti şekillendiriyor. Bu şekillenmede yelpazenin solunda duran CHP “özel” bir yer tutuyor.

CHP’yi böylesine “özel” yapan şey; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dinamiklerinde gizli. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dinamikleri ve felsefesi; kapitalistleşme yoluna girmiş ancak “treni kaçırmakta” olan bir ülkeyi “hızla aradaki farkı nasıl kapatırız?” sorusu üzerine kurulmuştu. Dolayısıyla cumhuriyetin tarihini anlamak istediğinizde anlamanız gereken şey aynı şekilde CHP’nin tarihidir. CHP’yi anlamak ise sermaye sınıfını anlamaktan geçer.

Kuruculuktan düzeltici faaliyete kadar CHP’nin kısa tarihi

Bu tarihi anlamak için belirli dönemeçlere ve dönemlerin öne çıkan olgularına odaklanmak gerekiyor. CHP’nin doğumu Türkiye’de cumhuriyet adımının da başlangıcını oluşturuyordu. Bu nedenden her ikisinin kuruluş felsefesi aynı doğrultuyu gösteriyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında CHP’nin oynadığı “kurucu özne” rolü, aynı zamanda sermaye sınıfının siyasal temsilciliğini üstlenme anlamına da geliyordu. “Kemalist iktidar” dönemi; içerdiği normatif önermeler bütünüyle CHP’nin sermaye sınıfının aklını ve birliğini temsil etmesi açısından benzersiz bir dönemdir. Dolayısıyla bu dönemin temel karakteri kuruculuktur.

CHP’nin iktidarı terk ettiği 50’li yıllardan itibaren ise farklı bir dönem açılır. Menderes’in sermaye sınıfını alabildiğine geliştirdiği, buna karşın bir bütünlük ve uyum içermekten aciz olan dönemi CHP’nin de nasıl bir karakter alacağını yavaşça şekillendirdi. 27 Mayıs darbesiyle beraber gelişen süreç; Türkiye’de artık kapitalizmin belirli bir gelişkinlik düzeyine kavuştuğunu ve işçi sınıfının bağımsız hareket edebilme yeteneği kazandığı bir dönem olarak öne çıktı. Dolayısıyla bu yıllarda CHP’nin edindiği “ortanın solu” karakteri de “önleyici” bir role bürünmüştür. CHP artık sermaye sınıfı bir temsilcisi olarak işçi sınıfı hareketini bağımsız karakter kazanmasını “engelleyici” bir karakter kazanmıştır.

12 Eylül darbesi ve ardından gelen “kimlik bunalımı” CHP için, o dönem SODEP-SHP çizgisi, “sosyal demokrasinin” keşfini getirmiştir.  SODEP ile başlayan SHP ile devam eden sosyal demokratlaşma eğilimi, Türkiye’de solun temsiliyetini “düzen içi” bir kanala akıtma görevi görmüştür. Bu anlamıyla CHP uzun yıllar boyunca “önleyici” ve “koruyucu” rolünü sürdürmeye devam ettirmiştir.

AKP’nin iktidara gelişiyle beraber sermaye sınıfını temsiliyet konusunda da değişiklikler yaşandı. AKP iktidarı sermayenin yeni dönem ihtiyaçlarına denk düşen bir kuruculuk özelliği gösterdi. Öte tarafta CHP ise sabık bir kurucu özne olarak sermaye sınıfının bir parçası olmayı sürdürdü. AKP iktidarı öncesi Derviş ile birlikte temsil edilen sermaye bağları, Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olmasından sonra farklı bir bağlama oturdu. CHP burada sermaye sınıfı ile kurduğu bağda “düzeltici” role üstlendi.

Sermayenin tamamlayıcısı olarak CHP

Kuruculuk-önleyicilik, koruyuculuk dönemlerinden sonra düzeltici rol CHP’nin yeni dönemde sermaye sınıfına ait bağlarını temsil ediyor. Bu temsiliyet görünürde sermaye sınıfı içinde bir ikilik yaratıldığına ilişkin kolaycı bir sonucu doğuruyor. Ancak CHP’nin AKP’li yıllarda girdiği dönüşüm, emperyalist merkezlerle kurduğu bağlar vs. düşünüldüğünde sermaye içi gerilimlerin değil, uyum sağlama eğiliminin baskın olduğu görülecektir.

Nitekim CHP’nin yerel yönetimlerde sermayenin çeşitli kesimleriyle kurduğu bağlar, ihaleler yoluyla belediyelerin etrafında biriken kesimler zengin etme çabaları AKP düzeninin çizdiği sermaye sınıfı görünümüyle oldukça uyumlu. Bu uyumun ne anlama geldiği son CHP içi il-ilçe kongrelerinde de bir kez daha görülmüş oldu. İzmir ve İstanbul gibi kapitalizmin merkezi olduğu şehirlerde oluşan yeni CHP yönetimleri, sermaye düzeninin arzuladığı iki buçuk partili sistemin bir görünümünü kendi örgütsel yapısı içinde oluşturmuş oldu.

Özetle CHP bir sermaye partisi olarak AKP’nin bıraktığı boşlukları doldurmak ve düzeltmek adına yoluna devam ediyor.  Sosyalist hareketin burada yapması gereken şey; CHP’nin bıraktığı boşluğu CHP adına doldurmak olamaz. Sosyalist hareket, emekçi sınıf adına ayrı ve bağımsız bir örgütlenmeyi ısrarlı bir biçimde sürdürmeye devam etmeli. Bu gereklilik de sosyalist harekete CHP’nin sermaye sınıfının bir partisi olduğunu unutmadan “siyaset yapma” zorunluluğunu dayatıyor.

Bu zorunluluğu kavramadan atılacak her adım suya yazı yazmaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir.

Notlar

[1] Çağdaş Türkiye için Değişim: CHP Parti Programı, s.15, 2013

[2] AKP Parti Programı, 2002, erişim: http://www.akparti.org.tr/site/akparti/parti-programi#bolum_