PUSULA | CHP: Sosyal demokrat mı liberal mi?

CHP: Sosyal demokrat mı liberal mi?

21-01-2018 15:20

PUSULA | CHP: Sosyal demokrat mı liberal mi?

Bilgütay Hakkı Durna

 Avrupa sosyal demokrasinin işçi sınıfı ve onun ideolojisi ile olan ilişkisi 19. yüzyıla kadar uzanır. Ve bu ilişki hep gerileyerek yol almıştır. Esasen İkinci Enternasyonal’in dağılması ve komünistlerle ayrışmanın netleşmesini takiben de sosyal demokrasinin işçi sınıfının çıkarlarının siyasallaştırılmasına yönelik bir konumlanışı olmamıştır. Devrimci talepler ile yola çıkan sosyal demokrasinin vardığı nokta, işçi sınıfı ile burjuvazi arasında “uzlaşma” arayışları olmuştur. Bununla birlikte, geçmişten gelen güçlü sendikal bağlarını koruyabilmiş, işçi sınıfı ile “ilişkisi” bu “örgütsel” bağ üzerinden devam edegelmiştir.

İşte bu “örgütsel” ve kökenindeki marksist bağdır sosyal demokrasinin ittifak unsuru olarak görülmesini sağlayan. Ve hala sosyal demokrasiyi bu bağları nedeniyle işçi sınıfının temsilcisi olarak niteleyenler bulunmaktadır.

Ülkemizde ise, sosyal demokrasi bu yolu izlememiştir. Türkiye’de Avrupa sosyal demokrasisinin yolu izlen(e)memiş, sosyal demokrat olunmaya “karar” verilmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 1965 yılında “ortanın solu” kavramını kullanmaya başlamıştır. Bu kararda esasen 1960 sonrası gelişen emekçi hareketi ile görünür hale gelen sol hareketin (özellikle Türkiye İşçi Partisi çıkışının) etkisi olduğu açıktır.

Sermaye düzeni varlığı artık çıplak gözle görülür hale gelen işçi sınıfı ve onun siyasi örgütlerine karşı kendi sınıf siyaseti doğrultusunda önlemlerini almaya başlamıştır. Bülent Ecevit Millet Meclisi’nde, 1968 Bütçesinin tümü üzerinde, CHP adına, 15 Şubat 1968 günü yaptığı konuşmada, kendi ifadesi ile başlıca memleket sorunlarını, Partinin ortanın solundaki tutumu açısından çözümlemiştir. Ecevit konuşmasında CHP’nin devrimciliğinden bahsetmekte, bunun yanında Adalet Partisi’nin CHP’nin özel teşebbüs düşmanı olduğu yönündeki ithamlarına yanıt vermektedir.

Kabul etmek gerekiyor ki, 70’li yıllarda solun büyük bir bölmesi de sosyal demokrasinin işçi sınıfı nezdinde meşrulaşmasına katkı sunmuştur.

Peki, değil kökeninde Marksizm bağı olması, buna dair izler dahi taşımayan, esasen kuruluştaki “sınıfsız ve imtiyazsız bir toplum yaratma” politikasının önemli bir aracı olan, 1970’li yıllardaki (tartışmaya oldukça açık) sendikal ilişkiler dışında işçi sınıfı ile kayda değer örgütsel bir bağ dahi kuramamış, “iradi” olarak kendini tanımlamış CHP sosyal demokrat bir parti midir?

Eğer kriter saf hali ile kökeninde Marksizm bağı aramak ve güçlü sendikal örgütler ise CHP tabii ki bu kriterlerin dışındadır. Ancak kriteriniz sosyal demokrat partilerin siyasal işlevi olacak ise, bu anlamı ile sosyal demokrasiyi tanımlayan da işçi sınıfının düzene bağlanmasındaki rolü ise, CHP tam da sosyal demokrat olmaya “karar verdiği” günden itibaren bu kriterlerin içindedir. Hem de, dediğimiz gibi solun da büyük katkıları ile. Bu nedenlerle, eğer akademik değil siyasi bir tartışma yürütüyorsak, tartışmanın bu yönünün pek de anlamlı olmadığı kanaatindeyim.

Cumhuriyet Halk Partisi sosyal demokrat bir partidir. Ve tam da bu kimliğine uygun rollere sahip olmuştur. Her zaman için burjuvaziye sunulacak alternatif bir programa sahiptir.

Bunun yanında, CHP’nin bugün ne ulusalcı ne de sosyal-demokrat bir politik hattı temsil ettiği, içinde bu politik-ideolojik “birikimi” taşımakla birlikte liberal siyasi bir yörüngede bulunduğu da dillendirilmektedir.

CHP programında kendisini şöyle ifade etmektedir: Sosyal demokrat kimlikli bir parti olarak; çoğulculuk ve katılımcılığı, insan haklarını, özgürlük ve hukuk devleti kurallarına sahip çıkmayı, azınlık haklarına saygıyı, eşitlik ve adalet ilkelerini, dayanışmayı, barış ve hoşgörüyü, emeğin önceliği ve bütünlüğünü, çevrenin ve doğanın korunmasını, yani sosyal demokrasinin çağdaş evrensel değerlerini her koşul ve ortamda sahiplenir, politikalarında rehber olarak değerlendirir.

Görüldüğü üzere, Partinin progromatik hattının liberal bir içeriğe sahip olduğu, ayağını bastığı zeminin buradan beslendiği açıktır. Diğer yandan tam da CHP programında ifade edildiği üzere, bunlar sosyal demokrasinin de (günümüzdeki) değerleridir. Bu nedenle CHP Kemalist mi, sosyal demokrat mı ya da artık liberal (demokrat) bir partiye mi dönüştü değerlendirmeleri birbirinden tamamen kopuk bir şekilde yürütülemez. Aralarında (karşılıklı) bir geçişkenlik bulunmaktadır ve “doğal” olanı budur.

O halde esasen CHP’nin her zaman için burjuvaziye sunulacak alternatif bir programa sahip olduğu yönündeki önerme dikkate alınmalıdır.

Hem bu sefer memleketin hali gerçek anlamı ile oldukça ciddi. 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti AKP (ve ittifakları) tarafından tasfiye edildi. Şimdi ise yerine 2. Cumhuriyet olarak adlandırdığımız başka bir cumhuriyet kuruluyor. 2010 ve 2017 Anayasa referandumları ile önemli aşamalar geçildi. 2. Cumhuriyeti bu topraklarda tüm kurumlarıyla yerleştirmeye çalışıyorlar ve yol alıyorlar.

Bunun yanında 2. Cumhuriyet rejiminin kuşkusuz esas sahibi sermaye sınıfıdır. Bu nedenledir ki, ne zaman 2. Cumhuriyet rejiminin restorasyonu konuşulmaya başlansa CHP uygun aktör olarak dillendirilmektedir.

Sürecin durdurulması ve yönünün değiştirilmesi gerektiği açık. Buna rağmen solda “CHP’cilik” bir türlü bitmemektedir.

Sosyal demokrasiye (özelde ise CHP’ye) yönelik zaaf ne yazık ki, Türkiye solunun öğrenilmiş çaresizliğidir. Her şey bir yana, onca deneyim göstermiştir ki sosyal demokrasinin temel işlevi sola yönelimlerin önünü kesmek, bu yönde açılan gedikleri kapatmaktır. Çok mu kestirme? Belki. Ancak solun işi gücü kapitalizmin “sağlamlaştırılması” ve “sürdürülmesi” siyasetinin peşine takılmak olup, kapitalizm yalnız kağıt üzerinde tartışılır olunca bize de ısrarla bunu dile getirmek düşüyor.