MERCEK | Türkiye’de bir hayalet dolaşıyor: Gezi hayaleti!

AKP, Gezi korkusunu iliklerine kadar hissetmekte, bu tarihsel olayı gayri-meşru kılmak için fırsat kollamaktadır. Bugün başkanlık rejimi ile birlikte eline böyle bir fırsat geçtiğini düşünebilir, ancak bu, AKP üzerindeki korkuyu azaltmayacak tersine Gezi’ye katılmış milyonlarca insanın tepkisini daha da artıracaktır...

MERCEK | Türkiye’de bir hayalet dolaşıyor: Gezi hayaleti!

Gezi korkusu almış başını gidiyor. AKP iktidarı, Gezi Olayı’nın üzerinden beş yıl geçmesine rağmen Gezi’ye dönük yeni bir soruşturma dalgası başlatmış bulunuyor. Gezi’yi yargılama, AKP’nin korkusunun nasıl devam ettiğini gösterdiği gibi yerel seçimler öncesi bu korku üzerinden Türkiye siyasetinde özellikle sağ seçmen üzerinden oy devşirme hesabı olarak görülmeli.

Bununla birlikte son günlerde Fransa’da yaşanan ve “sarı yelekliler” olarak kodlanan sokak eylemleri bir kez daha ülkemizde Gezi tartışmalarını yeniden gündeme getiriyor. Daha doğrusu, Fransa’da yaşananlar ile Gezi arasında bağlar neredeyse hemen herkes tarafından kurulmaya çalışılıyor. Ama en çok AKP ve yandaş kalemler tarafından yapılan bu benzetme, “gördünüz mü Türkiye’de olunca alkış tuttunuz, şimdi sizin de başınıza geldi” yaklaşımıyla ilkel ve komik bir hal alıyor. TRT, Fransa’dan canlı yayın yapıyor, bunu güya batıya karşı bir “nanik” biçimine dönüştürüyor. Ama akıllarına sokak eylemlerinin ve toplumsal tepkinin meşruiyetinin ne kadar güçlü olduğuna hizmet ettikleri akıllarına gelmiyor. Fransa’da ortaya çıkan “sarı yelekliler” eylemlerinin içeriği, niteliği ve aktörleri bambaşka bir tartışma konusu olmakla birlikte Gezi’de sokağa çıkan milyonlarca yurttaşın tepkisinin meşruiyeti bir kez daha ortaya çıkıyor.

AKP’nin çifte standardı

AKP iktidarı Fransa’daki “sarı yeleklilere” yaklaşımının ilkelliği bir tarafa insanların hak mücadelesi için sokak eylemlerine girişmesi konusunda iki yüzlü bir tutum içindedir. 15 Temmuz’da faili ‘FETÖ’ olan Amerikancı-gerici darbe girişimine karşı, sokaklara çıkan yurttaşlara sahip çıkarken, 15 Temmuz’da darbe girişimine karşı sokak eylemlerini “ulusal bayram” noktasına taşırken, toplumun diğer yarısının 2013 Haziran’ında sokaklara çıkmasını gayri-meşru ilan ederken çelişik bir bakış açısını, başka bir deyişle çifte standartçı bir tutumu gözler önüne seriyor. Nerede haksızlık, adaletsizlik ve hukuksuzluk varsa isyan ve hak mücadelesi meşrudur. Dünyadaki bütün toplumsal gelişmelerin özünde benzer isyanlar vardır. Nasıl ki 15 Temmuz’da insanların sokağa çıkması meşru idi, milyonlarca insanın AKP’ye karşı sokaklara çıkması bir o kadar meşrudur. Eğer demokrasiden bahsedeceksek, demokrasi tek başına siyasi partilerin Meclis oturumlarıyla değil, en başta sokakta ve sokak eylemleriyle korunacağı ve ilerleyeceği tarihin onlarca örneğinde mevcuttur. İşin özü bu eylemlerin talepleri, niteliği ve karakteriyle ilgilidir. Gerici, insan düşmanı, ırkçı ve faşist hareketleri ile halk hareketleri arasında büyük bir ayrım vardır. AKP işine geldiğinde “millet iradesi” işine gelmediğinde ise “bozgunculuk” edebiyatına sarılıyor. Ancak gerçekler hiç de böyle değil.

Gezi milyonların katıldığı bir halk hareketidir

“Yüzde 50’yi evinde zor tutuyorum” sözü AKP lideri Erdoğan’ın 2013 Haziran günlerinde, tam da Gezi olaylarının yurdun her yerini sardığı dönemde sarf ettiği sözlerdir. Bu sözlerin altında ülkenin yarısının Gezi’ye katıldığının ve desteklediğinin ispatıdır. Millet iradesi kavramını en çok kullanan AKP’nin, ülkenin yarısının taraf olduğu Gezi eylemlerini mahkum etmeye çalışması beyhude bir çaba olarak görülmeli. Kaldı ki Gezi, Cumhuriyet değerlerine sahip çıkma, gericiliğe karşı ve özgürlük talebiyle milyonların AKP iktidarının politikalarına karşı direndiği daha doğrusu “artık insanların burasına geldiği” bir zamanda ortaya çıkmış bir halk hareketidir. İnsanların gündelik yaşamlarına müdahale edilmeyi hissettikleri bir zamanda patlayan bir toplumsal tepkinin gayri-meşru ilan edilmesi mümkün değil.

Dış bağlantı edebiyatı

Tam da bu nedenle, Gezi’nin büyük bir halk hareketi olması gerçeği, hatta Türkiye tarihinin 15 Temmuz dahil en büyük halk hareketi olması, AKP iktidarının ve yandaş kalemlerin en çok zorlandığı konuların başında geliyor. Gezi’ye bir kulp takılması gerekiyordu ve bunu “dış mihraklar” edebiyatı üzerinden yapmaya çalışıyor.

Her toplumsal hareketi, etkilemek isteyen bir dizi güçler elbette olacaktır. Bu anlamıyla yıllardır işbirliği yaptığı batı güçlerinin de Gezi üzerinden siyaset yapmaya çalışması, Gezi’de bir dış mihrak parmağı olduğunu göstermek konusunda en zayıf argümandır. Milyonların sokaklara çıktığı bir tabloda, bu tür komplo teorilerinin işe yaramadığını söylemek gereksiz bile.

Dış mihraklarla Gezi değil AKP beraber

İşin tuhaf tarafı ise. Gezi’yi gayri meşru ilan etmek için dış mihraklar edebiyatına sarılan AKP, bunun nerelere varacağının farkında bile değil. Öncelikle dış mihrak olarak saydığı odaklar, Almanya başta olmak üzere batılı emperyalist ülkeler. Yandaş kalemlere bakıldığında bu devletlerin “sivil toplum” kuruluşları aracılığıyla Türkiye müdahale ettikleri iddia ediliyor. Ancak unutulan bu dış mihrakları yöneten bizzat batılı devletlerin hükümeti değil mi? AKP iktidarının bu partilerle uluslararası ilişkileri ise gündeme bile getirilmiyor. Örneğin 2009 yılında kurulan Avrupa Muhafazakarlar ve Reformcular İttifakı adıyla Avrupa sağ partilerinin kurduğu siyasi birliğe bizzat AKP üye. İngiltere’den Muhafazakar Parti, Almanya’dan bağımsız milletvekilleri ile yan yanalar. Aynı zamanda ABD’den Cumhuriyetçi Parti de bölgesel ortak olarak geçiyor. Bu anlamıyla eğer dış mihrak aranacaksa, emperyalist ülkelerin iktidar partileriyle yan yana duran AKP’den başkası değil.

Gezi korkusu

Gezi üzerine AKP’nin korkusu boşuna değil. Gezi, en başta AKP’ye büyük bir sınır çizmiştir. Bu sınır ülkenin Cumhuriyetçi değerlerine yönelik her türlü girişimin nasıl bir toplumsal tepki yaratacağını göstermiştir. AKP, Gezi korkusunu iliklerine kadar hissetmekte, bu tarihsel olayı gayri-meşru kılmak için fırsat kollamaktadır. Bugün başkanlık rejimi ile birlikte eline böyle bir fırsat geçtiğini düşünebilir, ancak bu, AKP üzerindeki korkuyu azaltmayacak tersine Gezi’ye katılmış milyonlarca insanın tepkisini daha da artıracaktır. Belki de bugün AKP tarafından Gezi’nin soruşturma konusu haline getirilmesinin altında yatan neden, yaklaşan 31 Mart yerel seçimleridir. Yine kutuplaştırma siyasetiyle kendi tabanını konsolide etmeye çalışan AKP, Gezi korkusu üzerinden bir hesap içindedir.

Gezi korkusu devam ediyor, hep edecek. Gezi, ülkemizin aydınlık yarınlarının sigortasıdır.