Diyanet bu kez 'Barbie'ye taktı

Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Murat Kalıç, Barbie bebeklerin 'sismik bomba gibi' toplumu tüketime yönelttiğine dair bir yazı kaleme aldı.

Diyanet bu kez 'Barbie'ye taktı

Diyanet’in dergisinde, psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un, ‘Hastaların zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışan’ kuramı psikanalizmin, kapitalizm tarafından tüketimi artırmaya yönelik olduğu savunuldu.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Murat Kalıç imzalı “Kapitalizmin Görünmez Eli: Psikanalizm başlıklı yazıda, “Barbie bebeklerle yetiştirilen dünün kız çocukları, bugün moda dergilerinin tutkulu takipçilerinden olmuştur” denildi.

Murat Kalıç’ın yazdığı ‘makale’de, ‘tez’in doğruluğuna örnek olarak verilen Barbie bebeklerin “sismik bomba gibi” toplumu tüketime yönelttiği öne sürülürken, psikanalizme karşı İslam’a yönelinmesi istendi.

Kalıç imzalı yazıdaki bazı bölümler şöyle:

“Meseleye ahlaki açıdan yaklaşıldığında, belli mihrakların çıkarlarını ihya etme adına, içinde olup biten her şeyi dışa vurması istenen kadın özelindeki toplum, moda anlayışına hizmet eden tüm ürünlerle her geçen gün kan kaybetmeye devam etmektedir. Nitekim Barbi bebeklerle yetiştirilen dünün kız çocukları, bugün moda dergilerinin tutkulu takipçilerinden olmuştur.”

***

Diğer taraftan, psikanalist ve kapitalist birlikteliğin ortak bakış açısına göre, tüketim toplumu oluşturmanın en önemli adımı, yerleşik elit tüketiciye ilaveten, sıradan insanların da duygularına hitap ederek onların değerli olduklarını ihsas ettirmek ve bu kırılgan kesimi oyuna dâhil etmektir. Dolayısıyla, başlarda kudretli bir avuç azınlığa hitap eden bu hedonist anlayış, sonraki süreçte imkân sahibi olmayanları da daha fazla çalıştırarak yarıştan koparmama gayesi gütmüştür. Böylece, bahse konu yapının var ettiği küresel rant lobilerinin dünya sakinleri üzerine attığı zaman ayarlı sismik bombalar, bereketin alın teri ile özdeşleştiği ve finansal matematiğin “2×2”nin “4” sonucunu vermediği toplumlarda, değişimin fitilini ateşlemiştir. Neticede bugün, bereketin fön rüzgârlarının yerini, para hükmündeki küçük bir kartta koparılan kısa süreli fırtınalar almıştır. Özetle, tikel varlık olan insanı, birey olmaktan çok kitlesel sermaye olarak gören kapitalizm, günümüzde irrasyonel dokunuşlarla insan balyalarını peşinden sürüklemeye devam etmektedir.

***

Dinî literatürde kötülük, kalbin rahatsız olduğu ve başkalarının muttali olmasından hoşlanılmayan şeydir. (bkz. Müslim, Birr ve Sıla, 5 (2553); Tirmizî, Zühd, 52.) Bu sebeple, kişinin kendine ait bazı hususi alanlarının olması da pek tabiidir. Fakat insan zihninin derinliklerinde, yaş/kuru ne varsa bulup ortaya çıkaran psikanalizm, dinin mahremiyete dönük tüm umdelerini yıkmakla kalmamış, maddeyle yapmış olduğu iş birliğiyle de anlam boyutu ağır basan insanı mekanikleştirmiştir. Buna mukabil, insanı mana cihetiyle muhatap alan, vesilenin aksine makâsıt açısından konumlandıran ve eşyayı ona boyun eğdiren İslam, düğmeye basarak kitleleri harekete geçiren kapitalizmin psikolojik akıl oyunlarına karşı bugün olduğu gibi yarın da en büyük sığınaktır. İşte, büyük fotoğrafı görerek yürüme mesafesindeki bu sükûnet yurduna koşar adım ilerleyen insan, içindeki fıtri potansiyeli harekete geçirip bir an önce dünya-ahiret terazisini kuracak ve asıl o zaman kazanacaktır.”