MERCEK | Astana’nın “fişi” çekilirken: ABD neyin peşinde?

Astana’nın “fişi” çekilirken: ABD neyin peşinde?

MERCEK | Astana’nın “fişi” çekilirken: ABD neyin peşinde?

Alev Doğan

Yalnızca çocukça bir saflığın ürünü olarak açıklanamaz elbette savaşların sadece cephede kazanıldığını düşünmek.  Yedi yılı aşkın bir süredir tarihin en büyük emperyalist çullanmalarından bir tanesi ile mücadele eden Suriye’ye ilişkin herkesin bir şekilde fikir yürütüyor olması biraz da oradaki denklemin çok bilinmeyenli yapısından. Ama net olan bir şey var; o da bunun bir emperyalist işgal olduğu ve direnmenin lafın ağızdan çıkışı kadar kolay olmadığı. Bugün Türkiye’de sokağa çıktığınızda, toplumun hiç azımsanamayacak bir kısmının ABD konusunda pek de müspet olmayan şeyler düşündüğünü görebilirsiniz. Ancak mesele tek başına ABD karşıtlığı ile çözülmüyor maalesef, çözüm bunu anti-emperyalist bir hatta ne kadar evriltebildiğiniz ile doğrudan alakalı.

Direnmenin lafın ağızdan çıkışı kadar kolay olmadığını söylemiştik. Suriye, tarih öncesi çağlara ışınlansa yerini yadırgamayacak bir barbarlar sürüsüne karşı kadınıyla, erkeğiyle mücadele veriyor yedi yıldır. Sadece Suriye halkının olağanüstü fedakarlıkları ile değil, diplomatik alanda atılan adımlardan, müttefiklerin desteğine onlarca belirleyen ile savaşın ilk şokunu atlatarak yüzünü adım adım zafere döndü Suriye.

KÜRTLER SAHNEYE ÇIKIYOR

Bilindiği gibi işgalin henüz başında, emperyalist bloğun “Esad 15 gün içerisinde gidecek” iddiaları zamanla “Esad gitse ne ala” temennisine, sonrasında da “Suriye’nin geleceğinde Esad da olacak” kabullenişine evrildi. Suriye’ye tam anlamıyla çöreklenemeyeceğini anlayan ABD ve müttefikleri ise işgal için yaptıkları “yatırımı” bir şekilde amorti etmenin yollarını arayacaktı. Bunun için de en uygun plan Suriye’nin kuzeyine çökmek gibi duruyordu.

Suriye’nin kuzeyi nüfus açısından Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadığı bir bölge olsa da çok da homojen bir yapısı olduğunu söylemek güç. Zira Suriye hükümetine bağlılıkları ile bilinen Arap aşiretlerinin de yaşadığı daha parçalı bir yapıdan söz edebiliriz. Süreci biraz başa saralım; Kürtlerin Suriye’deki savaşa dahil olmaları 19 Temmuz 2012’den itibaren Kobane, Afrin, Amude, Dirbesiye ve Derik gibi yerlerde hükümet binalarını ele geçirmeleri ile başlıyor.  Üstelik Suriye ordusu ile herhangi bir çatışmaya girmeden. Bunun en önemli nedeni Suriye hükümetinin ayrı bir Kürt cephesi açılmasını istememesi idi. Zira Suriye hükümeti Kürtler arasında kimliksiz olanlara vatandaşlık verilmesi gibi bir takım haklar tanırken Kürtlere karşı askeri gücünü devreye sokmamayı tercih edecekti. Türkiye, Rojava özerk bölgesinin doğuşu ile kendisini bir sorun yumağının içinde bulurken ABD ile bir dargın bir barışık ama istikrarlı ilişkisini de bunun üzerine tesis edecekti. Kısacası ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki varlığı ne Türkiye için ne de PYD için bir sorun oluşturmuyordu. ABD Kürtlerin gönlünü hoş tutmak için YPG’ye yardım musluklarını açarken, Türkiye’yi idare etmek için de “Hassasiyetinizi anlıyoruz” diyerek sınıra gözlem noktaları inşa edeceğini ilan ediyordu. IŞİD ile mücadelenin işin kılıfı olduğu, temel misyonu sivilleri bombalamak, Suriye ordusunun kritik noktalarda önünü kesmek olan IŞİD karşıtı koalisyon ile de ABD askeri varlığını bölgede arttırıyordu. Pıtrak gibi açılan ABD üslerini saymıyoruz bile.

ANAYASA TARTIŞMALARI İLE TIKANAN ASTANA

Geçtiğimiz hafta gerçekleşen, Suriye’nin elinin her geçen gün daha çok ağırlaştığı Astana görüşmelerinin 11.si Anayasa Komisyonu’na ilişkin tartışmalar nedeniyle tıkanınca ne tasadüf ABD yine devreye girerek James Jeffrey aracılığı ile şu mesajı iletmiş oldu; “Artık Astana’nın fişini çekme zamanı”

Jeffrey aynı açıklamada; Türkiye’nin Rusya ve İran ile Suriye hükümetinin vizyonuna boyun eğmediğini, Anayasa Komisyonu için Rusya ve İran’ın sunduğu hükümet yanlısı listenin Türkiye tarafından kabul görmediğini savunarak hem Türkiye’nin sırtını sıvazlayacak hem de bundan sonrasında çözüm için adres olarak BM’yi ve Cenevre sürecini adres göstererek el yükseltecekti.

ABD’nin Astana’yı devre dışı bırakmasının altında yatan nedenlerden bir tanesi, İran’ın denklemden çıkartılmasının hem ABD hem de Siyonist İsrail açısından oldukça kritik olması. Bir diğer nedeni de Suriye’ye ilişkin planlarını gerçekleştirmek için yine ABD’nin; Türkiye’ye, “kabul edilebilir” cihatçılara, PYD ve Rojava’ya, Deyr ez Zor’a ufak ufak yerleşmeye başlayan Suudi Arabistan’a ve parasına ayrıca Güney’de Ürdün’e ihtiyacı var. Ancak sorun bu saydıklarımızın ittifak haline getirilmesinin de kimi zorlukları var. Bu nedenle de ABD asgari müşterekte bir uyum ile Astana’nın fişini çekip Cenevre kartını oyuna sokmaya çalışmakta.

SONUÇ YERİNE

Bir anayasaya bile sahip olmayan Suudi Arabistan’ın, Suriye’ye anayasa komisyonunda yardımcı olma teklifinde bulunması gibi kimi “tuhaf” çıkışlara sahne olan sürecin ABD tarafından nereye evriltilmek istendiği aşikar. Ama emperyalist bloğun hesaba katmadığı, Türk, Kürt, Arap, Dürzi fark etmeksizin halkların anti-emperyalist mücadelede ortaklaşıp bu küstah barbarlara ağzının payını verme olasılığı. Ez cümle bir ihtimal daha var, o da direnmek mi dersiniz?