Sarraf'ın itiraflarında ikinci gün: Erdoğan'ın adını verdi

ABD'deki davada itirafçı olan Rıza Sarraf'ın duruşmalarında ikinci gününde devam ediliyor

Sarraf'ın itiraflarında ikinci gün: Erdoğan'ın adını verdi

ABD’deki davada İran’a yönelik ABD yaptırımlarını Türk yetkililerin yardımıyla delmekten yargılanırken önce sanık, daha sonra da ‘tanık’ koltuğunda ifade vermeye başlayan Rıza Sarraf’ın itiraflarında 2. gün geride kaldı.

Duruşma öncesi savcılar, avukatlar, gazeteciler ve izleyiciler mahkeme salonundaki yerini alırken, Sarraf’ın bugün salona hapishane kıyafetleriyle değil, koyu bir ceket ve açık renk gömlekle geldiği öğrenildi.

Davadan gelişmeler

Sarraf’a hakimler neden farklı kıyafet giydiğini sordu. Sarraf “Avukatlarım dün, sayın hakimin müsaadesiyle, farklı kıyafet giyebileceğimi söyledi. Ben de onların bana getirdiği kıyafetleri giydim.” dedi.

Hakim Sarraf’a  “Neden FBI gözetimine alındın?”diye sordu. Sarraf  “Güvenlik nedeniyle. Gözaltındayken aldığım tehditler yüzünden.” dedi.

Sarraf, İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) CEO’su Bijan Alipour, Naftiran şirketi yetkilileri ve diğer İranlı kimselerle yaptığı bir toplantıyı anlatıyor.

Sarraf: “Hindistan’dan işadamlarının da katıldığı toplantıda, Hindistan’da toplanan paraların Türkiye’ye nasıl aktarılacağı konuşuldu.”

Sarraf ifadesinde Hindistan, Çin, Güney Kore ve Japonya’nın da İran’dan petrol almak için yaptırımları deldiğini ima etti.

Duruşmada, Rıza Sarraf’ın sorgusunda Onur Kaya ile olan telefon görüşmesinin tapesi soruldu.

Onur Kaya ve Sarraf, Zafer Çağlayan hakkında konuştular.

Sarraf: “İranlı delegasyonla bakan arasında bir toplantı düzenleyecektik” Çağlayan’la İranlılar, NIOC, petrol bakanlığı ve Sermayeh Bank arasında toplantılar Sarraf tarafından düzenlendi.

Sarraf ile dönemin İstanbul trafik müdürü arasında gerçekleşen bir telefon görüşmesinden söz edildi. Sarraf bir toplantıya geç kaldığı için, acil durum şeridini/emniyet şeridini kullanma izni istediğini söyledi.

Sarraf Halkbank eski GM Yardımcısı H.Atilla ile İranlılar arasındaki bir toplantıdan bahsediyor. Hindistan’a satılan ham petrolden elde edilen geliri aktarmakla ilgili “İranlılar baskı yaparak Halkbank’tan uluslararası ödemelerini yapmasını talep etti.

Savcı’nın Çağlayan ve İranlıların toplantılarında Halkbank’tan kim vardı?’ sorusuna cevap veren Sarraf, ‘Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ve Hakan Atilla’ dedi.

Hindistan’ın paraları Halkbank’a nasıl aktarılacaktı? Hint şirketi Halkbank’ta hesap açacak. Hindistan’daki ham petro alıcısı parayı Halkbank hesabına yatıracak. Ödenek daha sonra başka bir Türk bankasına aktarılacak ve Sarraf da buradan alacaktı.

Sarraf’la yardımcısı Happani’nin görüşme kaydından: “Yarın ‘Aslan’a iki göndereceğiz, unutma.”

Süleyman Aslan en tepeden kabul edecekti

Sarraf: “Halkbank bu anlaşmayı Süleyman Aslan ile en tepeden kabul etti, bir tek şartla; Hintliler için Halkbank’ta açılan bu hesap medyada duyulursa anlaşma derhal terk edilecekti.” Sarraf şöyle devam etti:

“Görüşmede öne çıkan ikinci bir mesele, yönetmeliklerin uygulamasında Halkbank kolaylık sağlayacak ve uluslararası ödeme talimatlarının gerçekleşmesine izin verecekti. Talep Bijan Alipour tarafından yapıldı.”

Süleyman Aslan buna imkansız karşılığı verdi, “İran’ın uluslararası ödemeleri için aracı olamayız, ama var olan sistem üzerinden ödeme yapmalarına izin verebiliriz.

Rıza Sarraf: “Var olan sistem derken beni kastediyordu”.

Ekim 2012’de Sarraf ile Arab Türk yetkilisi Özgür Eker arasında geçen bir telefon görüşmesinden söz ediliyor.

Sarraf, Eker ile Hindistan’dan Türkiye’ye para aktarma meselesini konuştuklarını söylüyor. Paranın Halkbank’tan Arab Türk Bankası’na (A&T Bank) aktarılmasına karar veriyorlar.

Sarraf, “Para Türk lirası cinsinden olduğu için EFT olarak gönderiliyordu. Böylece Halkbank, “Bizi ilgilendirmez, istediğiniz kişiye parayı göndeririz” diyebiliyordu. Çünkü uluslararası bankacılık düzenlemeleri konusunda bir kaygıları yoktu” ifadelerini kullandı.

Sarraf, parayı dolar olarak göndermeleri durumunda paranın ABD bankacılık sistemlerinden geçmek zorunda kalacağını anlatıyor. Avro kullandıkları zaman da Avrupa bankacılık sistemine takılacaktı. Ama TL olduğu için Türkiye’de kalıyordu ve dikkat çekmiyordu.

Sarraf, Arap Türk Bankası’ndan bu sistem için onay aldıktan sonra, Süleyman Aslan’a gidip bankanın sistemi kabul ettiğini aktardığını söyledi.

Sarraf, “Aslan’a sürekli uyarı geliyordu. Amerika’dan, ABD’nin İran’la ilgili işlemlerden duyduğu kaygılarla ilgili uyarılardı.” dedi.

Sarraf, “Aslan, para istiyordu.” dedi. Aslan’a rüşvet verebilmek için Zafer Çağlayan’dan onay alması gerektiğini iddia etti.

Sarraf, Aslan’ın “içim rahat değil” demesini “para istiyor” şeklinde yorumladığını ve bankadan çıkıp “sağ kolu” Abdullah Happani’yi aradığını ifade etti.

Sarraf, “Tıpkı Zafer Çağlayan gibi bu da para istiyor diyorum”,  (‘Bu’ diyerek, Süleyman Aslan’ı kastediyor)

Sarraf, sağ kolu olan Abdullah Happani ile ilişkili olan Zafer Çağlayan’ın Süleyman Aslan’a para ödenmesi konusunda endişeli olduğunu iddia etti.

Sarraf, Çağlayan’ın zaman zaman, şirketine ait hesap ekstrelerini bizzat kontrol ettiğini iddia etti. Sarraf, “Çağlayan’ın bilgisi olmadan hiçbir şey yapmayacaktım. Zaten biz de Çağlayan’dan hiçbir şeyi gizlemedik. Onun bilgisi dışında hiçbir şey yapmadık” dedi.

Savcı, “O zamanlar Başbakan kimdi?” sorusuna “Recep Tayyip Erdoğan” yanıtını verdi.

Sarraf Ziraat Bankası ve Vakıfbank’ın da bu işlere dahil olmak istediğini iddia etti.

Hindistan konusuna yeniden dönülüyor. Arap Türk Bankası’ndan Özgür Eker, konunun çözülüp çözülmediğini soruyor. Sarraf, çözüldüğünü söyleydi.

“Erdoğan da bu ticareti yapmaya karar vermişti”

Sarraf, “Demek istediğim, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Hazine Bakanı bu ticareti yapmaya karar vermişti” dedi.

Sarraf: “Yani başbakan ve ekonomiden sorumlu devlet bakanı (Ali Babacan) bu ticareti yapmamız için gerekli talimatı verdi. Ziraat ve Vakıfbank’a bu işe dahil olmaları için bizzat talimat verdi.”

Duruşmaya kısa bir ara verildi.

Sarraf, Süleyman Aslan ve Halkbank ile olan ilişkilerinden ve İran’ın doğrudan ödeme yapma talebinden bahsetti.

Davayı takip eden ABD’li gazeteci Pete Brush, Sarraf’ın Erdoğan’ın adını birkaç kez andığını ve sistemi onayladığını ima ettiğini aktardı.

Duruşmayı izleyen Amerikalı gazetecilerden Katie Zavadski’nin analizi: “Anlaşılan o ki Sarraf, İranlıların bankalara doğrudan ödeme yaptırarak kendisini devre dışı bırakmasından kaygılanmış. Süleyman Aslan’la birlikte bunu önlemeye çalışmış.”

Sarraf, şemada gösterdiği Sermayeh Bank gibi birçok İran bankasının da Halkbank’ta hesapları olduğunu iddia etti.

Bir telefon tapesinde Süleyman Aslan’ın “Sayın bakan ve diğerleriyle birlikteydik” ifadesi var.

Sarraf, sağ kolu Happani’ye “Yarın Levent’in patronuna iki göndereceğiz. Hazır et” dediğini iddia etti. Levent’in patronu derken Süleyman Aslan’ı kastettiğini söyledi.

Sarraf, “Süleyman Aslan’a rüşvet vermek, Zafer Çağlayan’a rüşvet vermekten daha önemliydi çünkü ası kapı bekçisi Aslan’dı.” dedi.

Sarraf, işlemlerde aradan çıkarılmaktan endişelendiğini anlatıyor. Sarraf, “İranlıların verdiği uluslararası para transferi talimatlarını ben yerine getiriyordum ve İranlılar bunu doğrudan Halkbank’ın yapmasını istiyordu. Halkbank buna razı gelirse, ben ekarte edilecektim.” ifadelerini kullandı.

Sarraf, Zafer Çağlayan’a İran ticareti konusunda yüzde 50 ödeme yaptığını iddia etti. Sarraf, “Bu kazançların toplamı hesaplanacaktı” dedi.

Çok fazla rüşvet ödediğini belirten Sarraf, kimi zaman ödemeyi yanlış kişilere veya yanlış tutarlarda yaptıklarını belirtiyor.

Zafer Çağlayan’a fazladan 3 milyon ödenmiş!

Sarraf, kimi zaman Süleyman Aslan’a ödedikleri rüşvetlerle Zafer Çağlayan’a ödedikleri rüşvetleri birbirine karıştırdıklarını söylüyor. Sarraf’ın kendi hesabından Zafer Çağlayan’a fazladan 3 milyon ödediği belirtiliyor (para birimi belirtilmedi).

Rıza Sarraf, davanın tek tutuklu sanığı olan Mehmet Hakan Atilla’ya rüşvet verip vermediğine ilişkin soruya “Hayır buna ihtiyacım yoktu. Zaten ekonomi bakanına (Zafer Çağlayan) rüşvet veriyordum” yanıtını verdi.

Duruşmaya öğle arası verildi. Oturum TSİ 22:00’da devam edecek.

Verilen aranın ardından Sarraf tanık kürsüsüne döndü. Savcı, Çin’le ilgili işlemlere ilişkin sorular soruyor.

Zarrab’ın Çin’de kurduğu şirket ve Çin’deki bankalara yazdığı bir mektup taslağı hakkında konuşuluyor.

Savcı: E-postadaki metin, Çin’de yaptığın işlerle mi ilgili? Sarraf: Evet, İran’ın ticaretiyle ilgili.

Sarraf, Çin’deki işlemlerin Türkiye’den daha sıkıntılı olduğunu çünkü İran’la ilgili işlemler konusunda Çinlilerin gergin olduğunu söylüyor.

Sarraf, Barış Güler’den yardım istemiş

Sarraf, dönemin içişleri bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler’den yardım istediğini ve Barış Güler ile bire bir görüşmeler yaptığını, telefonda konuştuğunu ve Whatsapp üzerinden mesajlaştığını söylüyor.

Barış Güler’in o zaman Sarraf’ın şirketinde danışman olarak çalıştığı belirtiliyor.

Sarraf, Muammer Güler’in Çin’deki bankalara kendisi için referans mektubu yazması karşılığında Barış Güler’e 100 bin dolar verdiğini aktarıyor.

“Para ticaretinin İran’la ilgili olduğunu anlar anlamaz ticareti durdurdular”

Çin’in, İran’la altın ticareti yapılmaması konusunda Türkiye’den daha sorumlu davrandığını anlatan Sarraf, Çinlilerin para ticaretinin İran’la ilgili olduğunu anlar anlamaz ticareti durdurduklarını belirtiyor.

Hakan Atilla’nın avukatı Fleming, bağlantılar ve belgelerin doğrulanması konusunda itirazlar yöneltiyor. Ama bu itirazları daha çok ileride yapılacak bir temyiz başvurusu için yerine getirdiği formaliteler olarak değerlendiriliyor.

Sarraf’a yöneltilen soru: Süleyman Aslan’la Whatsapp üzerinden neleri konuşuyordunuz?
Sarraf: Genel olarak, hassas konuları, özel konuları ve önemli konuları WhatsApp üzerinden konuşuyorduk.

Savcı, WhatsApp yazışmalarını kanıt dosyasına eklemek istiyor. Atilla’nın avukatı itiraz ediyor ve “sidebar” talep ediyor. (sidebar: avukatların itirazlarını hakimle, jürinin duyamayacağı şekilde konuştuğu alan. yargıç kürsüsü önünde bulunuyor.)

Sarraf, görüşmede Atilla’nın “İran’dan gönderilen paraların ve bu paraları gönderen şirketlere ait ortaklık yapısını gösteren evrakların Halkbank’a gönderilmesi lazım” dediğini anlatıyor.

Sarraf, görüşmede Atilla’nın “İran’dan gönderilen paraların ve bu paraları gönderen şirketlere ait ortaklık yapısını gösteren evrakların Halkbank’a gönderilmesi lazım” dediğini anlatıyor. Savunma, çeviriye itiraz ediyor, konunun “hissedarlarla” ilgili olduğunu söylüyor.

Savcı, Süleyman Aslan’ın gönderdiği bir mesajı yeni bir kanıt olarak sunuyor.

Mesajda Aslan, altın ticaretinin sona ereceği konusunda bir uyarı yapıyor, “Gıda, ilaç ve benzer mallara yönelik devasa bir talep var.” diye yazıyor.

Sarraf, “defalarca Hakan Atilla’ya yardım ettik, o da bize yardım etti.” diyor. Atilla’nın 2013’te İran’la ticarette kullanılacak bazı “resmi evrakların” onaylanmasına yardımcı olduğunu söylüyor.

Sarraf, Happani ile yaptığı bir telefon görüşmesini anlatıyor. Sarrab, Happani’ye, “Adam bize sahte evrak vermemizi söylüyor” diyor.

Sarraf ile Happani arasında başka bir telefon görüşmesine ait tapeye geçildi.

Halkbank “gıda ticareti işlemlerine başlayın” dediği için, Sarraf’ın da Happani’ye “gıda ticareti işlemlerine başlamamız lazım” dediği belirtiliyor.

Sarraf ile Süleyman Aslan arasında geçen bir WhatsApp yazışması: “Sayın Genel Müdürüm, gıda işini bugün başlattım” diyor. Sarraf, “Yani, gıda ticaretini başlatmış olduk” diyor.

Savcılar, Sarraf ile Atilla arasındaki ikinci bir telefon görüşmesine ait ses kaydını sunuyor.

İlk duruşmada ne olmuştu?

Sarraf, dün gerçekleştirilen ilk duruşmada Aktif Bank ile Halkbank’ın İran’a yönelik ambargoyu delmede rol oynadığını söylemiş, dönemin Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın da Aktif Bank’ta hesap açabilmek için aracı olduğunu itiraf etmişti.

Sarraf, dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın ise Halkbank eski Genel Müdürü Süleyman Aslan’ı İran ticaretinde ikna etmekte rol oynadığını kaydetmiş, bunun için Çağlayan’a 45 ila 50 milyon avro rüşvet verdiğini söylemişti.