Memleket aydınının Dr. Jeckyll ve Mr. Hyde'ı andıran halleri

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, İskoçyalı yazar Robert Louis Stevenson’ın 1886 yılında yayımladığı kısa romanı. Bunu aklınızda tutun şimdilik. Geçen hafta memleketimizin kültür sanatının üç güzide solcu ismi medyada arz-ı endâm ettiler. Şair Ataol Behramoğlu ile romancı Ahmet Ümit röportaj verdiler. Müzisyen, senarist, politikacı, yazar ve yönetmenlik gibi sayısız kabiliyetleri kendine toplamış olan Zülfü Livaneli... View Article

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, İskoçyalı yazar Robert Louis Stevenson’ın 1886 yılında yayımladığı kısa romanı. Bunu aklınızda tutun şimdilik.

Geçen hafta memleketimizin kültür sanatının üç güzide solcu ismi medyada arz-ı endâm ettiler.
Şair Ataol Behramoğlu ile romancı Ahmet Ümit röportaj verdiler.

Müzisyen, senarist, politikacı, yazar ve yönetmenlik gibi sayısız kabiliyetleri kendine toplamış olan Zülfü Livaneli ise 1917 Büyük Ekim Sosyalist Devrimine dair inciler döktürdü.

Ataol Behramoğlu ile yapılan söyleşide kendisine yöneltilen “Meral Akşener ile ilgili yazınız tepkilere neden oldu. Bu tepkilere yönelik neler söylemek istersiniz?” Sorusunu yanlış yapmış olamayacağından sonuna dek emin bir tanrısallıkla yanıtladı: “Olumlu yaklaşımlar, destekler giderek çoğaldı. Hakarete varan suçlama sahipleri yakın zamanda utanacaklardır. Zaten konu herhangi bir siyasetçi ya da siyaset değil, ülkeyi yok oluştan kurtaracak ilkeli ve tutarlı bir muhalefet birlikteliğinin nasıl sağlanacağıdır. Benim derdim, bu.”

İkinci dikkat çekici söyleşi de Ahmet Ümit ile yapılan söyleşiydi.

Ümit “politik yönü güçlü bir yazar olarak her geçen gün daha fazla çekinerek yazdığınızı düşünüyor musunuz? Sorusuna edebiyatçı olduğu için insanı anlattığını, insanı anlatırken özgür olduğunu, dolayısıyla kendisini herkesin okuduğunu ama oturup politik bir roman yazacak olursa da kendisini kısıtlayacağını, dahası hapse atılacağını ifade etti.

Şu an Türkiye’de bir şeye dokunan insanların cezalandırıldığını, açık bir şekilde iktidar partisinden yana olmayanların zararlı sayıldığını, tehlike içerisinde ve potansiyel düşman olarak görüldüğünü belirtti.
Ahmet Ümit bu politik ortama dair doğru ve nesnel saptamalarını görmemek için kör olmak gerekir.
Ne var ki Ahmet Ümit’in bu soruya verdiği yanıt arasında şunları da söylemesi zurnanın zırt dediği yer: “Zaten beni doğrudan politikadan çok kültür ilgilendiriyor ve kültürü anlatıyorum. Biz eğer bir kültürel iklim yaratabilirsek gelecekte, politik dönüşüm bu kültürel iklim üzerinde gerçekleşir. Bunu bizim solcu yazarlar anlamadı, hep politik metinler yazdılar.”

Bu mudur?
Yani bu mudur?
Diye bir dizi benzeri sorular sormak, hayıflanmak, saçları beyhude yere yolmak mümkün; ama bu zahmete değmez Ahmet Ümit.

Çünkü onun Sosyalizme, Marksizm’e, Leninizm’e, Sovyetler Birliğine, insana, insan toplumuna bakışı sokaktaki orta zekaya malik herhangi bir antikomünistin bakışı ne kadar sığ, ne kadar kadük ne kadar bönce ise maalesef Ahmet Ümit’inki de öyle… “Bence Sovyet sosyalizminde. Tabii Çin sosyalizminde de problem var. Sosyalizm çok idealist bir toplum biçimi ama insan doğasını yeterince değerlendiremiyor. Marx, ‘Komünist Manifesto’yu yazarken henüz Freud’u, insan psikolojisini bilmiyordu. Burada bir problem var.”* Böyle diyor Ahmet Ümit…

Geçelim.
Geçelim de o kadar kolay olmuyor. Bu anlayışla kavağa etmeden, bu anlayışı iedolojik politik bağlamda yerle yeksan etmeden yürünmez; mesafe kat edilmez.

Bir de Zülfü Livaneli’nin yazısı vardı ki evlere şenlik. T24 adlı antikomünist liberal şebekesinde Livaneli “Yüzüncü yılında Ekim Devrimi” başlıklı bir yazı yazmış; ama ne yazı! Baştan aşağı, dip, bucak, köşe, saçmalamış.
Sıradan, iddiası olmayan, örgütsüz, ya da belli sorumlulukları olmayan insanların ideolojik politik maziye dair yaptıkları marazi değerlendirmelere kulak asmayabilirsiniz.
Ne var ki, 50 yıl boyunca kamuoyuna (üstelik sol kamuoyuna) mal olmuş, binlerce solcuyu, devrimciyi şarkılarıyla, türküleriyle etkilemiş; soldan, sosyalizmden yana olduğu izlenimini vermiş Livaneli yine sol gösterip sağ bir kroşe vurdu.

Livaneli’ye göre Ruslar, 20. yüzyılın başında ve sonunda iki büyük devrimle sarsmışlar dünyayı.
İlki, 1917 yılında Vladimir İlyiç Lenin’in başında olduğu Bolşevik devrimi. İkinci devrimi ise Mihail Gorbaçov önderliğinde dünyayı aynı ölçüde sarsan bir başka devrim gerçekleştirmiş.

Bu kadar yeter!
Böyle aydın olur mu?
Bu kadar cahil olunur mu?
Bu kadar ünlü olunur mu?

Yazının girişinde aklınızda tutun demiştik… “Dr. Jekyll ile Bay Hyde” romanı aslında psikiyatride ve eş zamanlı olarak psikolojide birden fazla kişilik bozukluğu ile eş anlamlı hale gelmiştir. Ne kadar da benziyor Türk aydınına… Bir zaman örgütlü bir zaman örgütsüz, ideolojik ahlaki bağlamda sürekli bir benmerkez halindeki döngüsüne…
Aydın mı? Örnek Olsun: Christopher Caudwell’dir aydın! Kim olduğunu öğrenmek için “Yanılsama ve Gerçeklik” adlı kitapta George Thomson’ın yazdığı “Biyografik Bir Not’a” bakılmalıdır aydını orada göreceksiniz. Dünyada da Türkiye’de de birçok örneği vardır aydının. Tekrar etmekten yorulduk.

AKP karanlığında “aydın” olmak hem kolay ve hem de piyasa yapan bir şey. Yok, öyle hadi oradan diyoruz! Söylemiştik bir kez daha söyleyelim: Sosyalist Türkiye için modern bir aydın kuşağının, yeni bir komünist gençlik kuşağının ve genç işçi sınıfı hareketinin yaratılmasında lokomotif, Leninist ilkeler etrafında örgütlenmiş öncü örgütümüzden çıkacaktır. Nokta!

* http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/1572618-ahmet-umit-avrupa-ikiyuzlu-muhalifsek-bas-taciyiz