Çizgi Metin'e dair...

Alev Doğan, Metin Kurt'un dördüncü ölüm yıldönümünde yazdı.

Çizgi Metin'e dair...

Alev Doğan

23 Ocak 2011, Türk Telekom Arena, Galatasaray-Sivasspor maçı…Santranın hemen ardından Güney tribününün 4. katından bir pankart iniyor aşağıya, izleyenler için de eminin asanlar için de zamanın durduğu birkaç saniye. Tevfik Fikret’in dizeleri selamlıyor staddaki binlerce insanı, hatırladığımda hala tüylerimi diken diken eden ve başımızı öne eğmememizi sağlayan kısacık bir an… “Kimseden bir fayda ummam ben, dilenmem kol kanat. Kendi gökkubbemde kendim gezginim. Bir eğik baş bir boyunduruktan ağırdır boynuma; Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir Galatasaraylıyım”
Her taraftarın kendi takımı söz konusu olduğunda, kendince bir tarifi vardır ya, benim için Galatasaray ya da daha doğru tanımı ile benim Galatasarayım o pankartın aşağıya indiği andır işte…Burası hikayenin bana ait olan kısmı, çok özel bir konu anlayacağınız, o yüzden burada kesip o maçın sabahına gidelim isterim…

***

23 Ocak 2011, İstiklal Caddesi, Kırmızı Kart eylemi… Burası da hikayenin bize ait olan kısmı. Bir hafta önce Galatasaray’ın yeni stadının açılışında kopan kıyametin öfkesi binlerce taraftarın yüzünde hala. İstemedikleri bir iktidarın temsilcilerini protesto eden fikri,irfanı ve vicdanı hür Galatasaraylıların tasfiyesi için düğmeye basılmış, tribünde adeta bir cadı avı başlatılmış. Operasyonun başında ise sonraları adı “Muhbir Adnan”a çıkacak olan Adnan Polat var. Spor Emek-Sen ve kurucu başkanı Metin Kurt’un çağrısı ile yapılan eyleme binlerce taraftar gelmiş. Yalnızca Galatasaraylılar değil, her renkten binlerce taraftar. Sonraları Metin ağabeyin, “maça çıktığımda bile dizlerim böyle titremedi” diye tarif ettiği bir kalabalık…

Metin ağabeyin yüzünde tarifsiz bir gülümseme, “bu işi başardık” der gibi bakıyor gözleri mikrofonu eline aldığında.O konuşmaya başlayınca rahatlıyor, bu sefer bizim dizlerimiz titriyor. Arşivlerden ulaşabildiğimiz kadarı ile şunları söylüyor o kalabalığa ;

“Dünyanın tüm ünlü diktatörleri spordan rant sağlamaya çalışmıştır. Spor ile halkı uyutmak işlerine gelmiştir. AKP de Arena Stadı’ndan uyku tulumu imal etmeye çalışmış, fakat oyuna gelmeyen Galatasaray taraftarının ıslıklı protestosuyla karşılaşmıştır. Galatasaray taraftarının ıslıklı tepkisi, diktatörlük isteyen zihniyetin, padişahlık özentilerinin heveslerini kursağında bırakmıştır. Başbakan stat açılışını siyasi bir şova çevirmeye çalışmış, ancak 8 yıllık iktidarın yıkım politikalarından usanan halkımızın tepkisi, Galatasaray taraftarlarının aracılığıyla yüzüne vurulmuştur. Galatasaraylı kardeşlerimiz, tüm sporseverler ve biz spor emekçileri biliyoruz ki Arena Stadı’ndan dolayı tek borcumuz, başta stadın inşası sırasında hayatını kaybeden işçi kardeşlerimize olmak üzere emekçi halkımızadır. Bizi sporda dostluk, barış ve kardeşlik için verdiğimiz mücadele birleştirmektedir. Bugün bizler ilan ediyoruz ki bundan böyle hiçbir top emekçilerin kalesine girmeyecek. Bugün bu maç AKP ile emekçi halkımız arasındadır. Sinmeyeceğiz, susmayacağız, seyirci kalmayacağız. Bu maçı alacağız”
***
24 Ağustos 2012, İstanbul… Burası hikayenin can sıkan kısmı.Metin ağabeyin 64 yıllık mücadele dolu yaşantısının madden sona erdiği gün. Genç yaşında afili bir delikanlı, üstelik çok da yakışıklı bir delikanlı iken, milyonlarca göz onun üzerinde iken, “kariyerini” spor emekçilerinin hak mücadelesi için elinin tersi ile iten ve bundan zerrece pişmanlık duymayan, attığı gollerden çok yaptığı grevleri, eylemleri anlatan, milletvekili adayı olduğu partisi TKP için kapı kapı dolaşıp bildiri dağıtan, kendi kuşağından bir çok spor insanı bu kirli çarkın bir dişlisi olmuşken, onuru peşinde koşmayı, top peşinde koşmaya tercih eden bir adam için ne kadar “ölü” diyebilirseniz o kadar “öldü” o gün bizim için Metin ağabey. Tabi ölüm karşısında, hele de o acının sıcaklığı ile bu kadar tepeden konuşamıyor insan. Ama şimdi dönüp baktığımda; üzerinde TKP, Spor-Emek Sen ve Galatasaray bayraklarının yanyana asılı olduğu bir tabutun içinde yatan Metin ağabeyin mi , yoksa mücadele dolu bir yaşamın anti-tezi olan ve üzerinde Fatih Terim yazan çelengin sahibinin mi daha “canlı” olduğunu düşünüyor insan…

***

13 Kasım 2012, Beyoğlu Ses Tiyatrosu… Hikayenin bu kısmı “ümide” dair. Mücadele eden insan için biraz böyledir bu; kim ilk önce, nasıl ve nerde ölürse ölsün, kalanlar ve gitmiş olan, birbirini ve insanların en büyük davasını sevebilmenin, onun uğruna dövüşebilmenin ve yaşadık diyebilmenin gururu ile devam ederler hayatlarına. Bizim için de öyle oldu… Ama biraz buruk, ama biraz eksik yolumuza kaldığımız yerden devam ettik. O gece Ses Tiyatrosu’nda Metin ağabeye yakışır bir gece düzenledik, onun mirası olan Sportmence Dergisi’ni yeniden yayın hayatına sokmaya karar verdik. Bugün geriye dönüp baktığımda kişisel hayatımın hem en zorlu hem de en keyifli dönemlerinden bir tanesi idi Sportmence deneyimi. Sahip olduğumuz tek sermaye, örgütlü gücümüz ve birbirimize duyduğumuz sarsılmaz inanç idi.

***

24 Ağustos 2016…Hikayenin bu kısmı yoldaşlığa dair…

Sevgili Metin ağabey; bu yazı tek bir kişinin kaleminden çıkmadı aslında.Hem o gün olduğu gibi bugün de en büyük destekçim olan ve bu yazıyı yazmam için ricada bulunan yoldaşlarım hem de sosyalizm bayrağını onurla taşıyan insanların ortak duygularıdır bu satırlar. Çünkü biliyorum ki, dünyada kimse aynı hayali kuran insanlardan daha yakın olamaz birbirine.

Bize öğrettiğin her şey için binlerce kez teşekkürler sana. Bu kadar güzel olduğun ve yan yana yürüyebilme onurunu bize yaşattığın için de elbette…

Kirpiklerinin ucundan, bitmeyen ve bitmeyecek gibi de duran bir özlemle öperim…

Yoldaşın Alev