emperyalizme karşı mücadele konferansı
Pusula 45

Yeşil sahaların komünisti

Kerem Usluer yazdı: Yeşil sahaların komünisti

KEREM USLUER

En çok izlediğimiz, en çok yorumladığımız, tutkusu olunan sporun yıldızıfutbol son anda kazanılan maçlar, kurtarılan penaltılar, voleler, röveşatalar, kaçırılan şampiyonluklar ile tarihini yazıyor. Bu tarihe ismini yazdıran nice futbolcu da, milyonların kahramanı olarak rüyaları süslüyor, anıları defalarca okunuyor, aynı numarayı taşıyan formaları özenle saklanıyor.

Piyasanın futbola hükmettiği günümüzde sahnenin başrol oyuncuları yıldız futbolcular, senaryo gereği çok iyi
performans göstermeli ve düzenin içinde kalabilmek için “zor” olanı seçmek zorundalar. Bir modern köle olabilmek,
kendilerini meta olarak görüp pazarlayan menajerler ile çalışmak, sponsor olan spor giyim markalarının gol sevinçlerini bile planlamasına ses çıkaramamak, fahiş fiyatlı formaları pazarlayabilmek için mankenlik yapmak, geleceği düşünerek suya sabuna dokunmamak, saha içinde ve dışındaki adaletsizliği görmemeye çalışmak “zordur” elbette. Kendisinin maç başına aldığı ekstra rakamın daha altına bir ay, hatta bir yıl boyunca çalışan taraftarın kahramanı olabilmek, bunu düşünememek, sorgulayamamak daha da zor olmalı.

Tarihte kendi ismini yazdıran başrol oyuncuları kadar sahnede yer alan yardımcı oyuncular, figüranlar, o sahneye
çıkabilmek için “şans” bekleyen ve o sahneyi her zaman hazır durumda tutmak zorunda kalan, hayali bile olmayan
on binler. Ve o sahnede yer almak için düşler kuran yüz binler.

Bu oyunda herkes zoru seçiyor, öğretilen ezber bu,ama bir gün biri daha kapitalizm bu kadar egemen olmamışken çıkıp ezberi bozuyor, bu kadar zor olmamalı diyor. Kaybedenlerin “bile” dile getiremediği gerçeği, kazananlardan
biri olarak ortaya koyuyor ve herkesi örgütlenmeye çağırıyor, çağırmakla kalmıyor bunu da başarıyor.

Ve buraya kadar yazılanı daha kısa ve içeriden hali ile bir röportajında anlatıyor; Yapılması gereken müdahale, örgütlenme…

“…Trilyonların döndüğü bir spor pastası var. Kimler kazanıyor kimler kaybediyor bu sorgulanmalı. Türkiye’de spor denince akla futbol, futbol denince de akla 40-50’yi geçmeyecek oyuncu ve dört büyük kulüp geliyor. Halbuki milyonlarca genç ve beş yüz bini geçen spor emekçileri var ama herkes bu kırk-elli kişi üzerinde bu işi organize ediyor. Medyada bir sürü spor programı yapılıyor. Hiç spor gerçeğinin tartışıldığını gördünüz mü? Sporcu, posası sıkılıp çöpe atılacak bir meta durumunda.”

Ve yalnızca tespitle kalmıyor ve yapılması gerekeni de ekliyor…

“…Yapmamız gereken bu ortama müdahaledir…”

METİN KURT

Zor şartlardan dolayı ailesine destek olmak için lisede eğitimi sürerken amatör takımlarda oynamaya başlamış Metin Kurt. Altay ve PTT takımlarında süren ve parlayan oyunculuğundan sonra Galatasaray’a transfer olur ve üç
yıl arka arkaya şampiyonluk yaşar. Yıldız oyuncu olması, başarılar kazanması sistemin adaletsizliğini görmesine engel olmaz. Kolay olan herkesin bir araya gelmesi ve hakları için örgütlenmesidir. Arkadaşları ile paylaştığı “Futbolcular Sendikası” düşüncesi destek görünce, bu düşüncesini hayata geçirmeye çalışır.Basına gereksinim vardır duyulması için, ama basının bu konuya yeterince yer vermemesi nedeniyle bir milli maç öncesi bildiri hazırlar ve takım arkadaşlarına imzalatır Metin Kurt. Çalan tehlike çanları düzenin sahiplerini harekete geçirir. Başlangıçtaki destek baskılar ile çekilirken, Metin Kurt yalnızlığa adım atar. Bu olay dışlanmasına neden olur ve Galatasaray’dan sonra Kayserispor oynadığı son takım olur.

Aktif futbol hayatı bitse de o ezber bozmaya örgütlenerek devam eder. Spor yazarlığı yapar, kitap çıkarır, panellere
katılır, örgütlü olarak mücadeleye devam eder. Ve Sportmence dergisinde bu mücadele için aşağıdaki satırları yazar.

“Sportmence onuncu köyü arıyor. Doğru sözü kıymet verip savunanlar; bu yüzden dokuz köyden kovulanlar, yılmadan onuncu köyü arayanlar; sportmence sizin sesiniz, sözünüzdür. Selam sizlere, selam dostlara. Spor kılıflı bu bataklığı biz yaratmadık, ama biz kurutacağız. Sivrisineklerden bir gün mutlaka kurtulacağız. Yazanlar, çizenler, eli kalem tutanlar; düşüncesini midesinin sansüründen geçirmeyenler, yüreğinde iyilik, doğruluk, güzellik meşalesi sönmeyenler… Bulamadıysak eğer sizleri, siz bulun bizleri… Yitirecek zamanımız yoktur, gün naz değil, görev günüdür. Sporda söylenemeyen ne varsa biz söyleyeceğiz. Caymayız, caydıramazlar. Sapmayız, saptıramazlar. Yürüyoruz doğru bildiğimiz yolda, alnımız açık, başımız yukarıda.”

BUGÜNDEN YARINA

Futbol kapitalizme esir, kapitalizme köle. Bizi bu esaretten hiçbir şampiyonluk kurtarmayacak, bir serbest vuruş golü
de… Bize sorgulayan, mücadele eden ve ezber bozanlar lazım. Bize yeni Metin Kurt’lar lazım ve bir gün çıkacaklar.

Metin Kurt sahada belki yalnızdı ama saha dışında yalnız kalmadı. Emeğin mücadelesinde yazdığı tarihi geleceğe taşımak için yoldaşlarına bıraktı. Onunla mücadele eden yoldaşları bu mücadeleyi sürdürecekler elbette.Ve futbolu borsadan çıkartıp aslına döndürecekler.

SON SÖZ

Son söz elbette Metin Kurt’un olmalı.

“Bizler futbolu bir oyun olduğu için sever ve oynardık. Artık futbol para, son model arabalar ve güzel mankenler için oynanıyor. Futbolu oyun olarak severiz ancak bugün kullanılış şekliyle sevmemiz kendi kalemize gol atmak anlamındadır. Devrimciler hiçbir zaman spora karşı olmadı. Sporun içinde her zaman yer aldılar, ama her zaman yanlış tarafta yer aldılar. Futbolda bizlerin boşalttığı alanları başkaları doldurdu. Futbolu bir uyuşturucu haline getiren sistem yerine futbolun kendisini mahkûm ettik. Hayatın içinde kim çoksa tribünlerde de o çok olacaktır.
Endüstriyel futbola karşıysak ona su taşıyan değirmende su damlası olmamalıyız.”

“PUSULA | EZBER BOZANLAR” DİĞER YAZILAR…

İçimizden biri: Aziz Nesin

Bu dünyadan Yılmaz Güney geçti

Turan Dursun: Bir aydınlık beyin, bir cesur yürek

Yukarı