Köşe Yazıları

Yeniden bilim yazıları

Düzenli bilim yazıları yazmaya günlük soL gazetesinde başlamıştım. Tarih 14 Mart 2013; ilk yazım Chavez’in bilim politikalarıyla ilgiliydi. Kısa bir süre sonra soL haber portalı içerisinde bilimsoL yayına başlayınca gazetedeki yazılarım, orada da yayınlanmaya başladı. Ta ki, bölünmeye dek… Bir deprem, gazetenin kapanışı ve bilim ekibinin de bölünüşü. Sonrasında sadece internet ortamında, sitelerde yazılarım göründü. Doğrusu kimse yazılarıma karışmadı bu süreçte. Toplam 150 civarında yazı yazdım Ocak 2017’ye dek. Bu tarihte değişik bir tür sansürle karşılaştım. Nasıl adlandırılır bilemiyorum ama ben “ötesansür” dedim bu duruma. Yani yazılarımın içeriğine değil ama başka bir sitede yazıyor olmama müdahale edilmek istendi. Elbette böyle bir durumu kabul edemezdim ve bilim yazılarıma son vermek zorunda kaldım.

2017 yılında akademik yazılarım da (tıp, ortopedi) kesintiye uğradı. Barış bildirisini imzaladığım için çalıştığım üniversitedeki diğer imzacılarla birlikte açığa alındım. Odalarımızın kilitleri değiştirildi, yürüttüğümüz çalışmaların verilerinden, bilimsel makaleler için veri toplama ortamımız olan kütüphane, klinik ve laboratuarlardan uzaklaştırıldık. Daha net bir ifade ile tasfiye olduk (Sonrasında zaten 701 sayılı KHK ile atıldık ve fiili durum da resmi hale getirildi). Yani akademik yayınlarım da kesintiye uğradı.

Kısacası 2017 hem popüler, hem de profesyonel bilim yazılarımın durakladığı yıl oldu benim için.

Neyse, popüler bilim yazılarıma bugün yeniden başlamış oluyorum “Gazete Manifesto” da. Akademik yazılarım ise kurtarabildiğim veriler ile bir süre daha devam eder ama sonrası zor.  Bunu umutsuzluk gibi algılamayın: eninde sonunda üniversiteye döneceğimizden bir kuşkum yok. Ama kuşkulu olduğum durum dönünce ne bulacağımız! Bu kuşkum sadece tasfiyeler nedeniyle değil; daha çok üniversitelerin tasfiyelere vermediği tepki ile ilgili; çünkü bilim karşı çıkmaktır, çünkü kendini savunamayan bir üniversite bilim de üretemez. Atıldıktan sonra üniversiteden çok sayıda arkadaşım arayıp geçmiş olsun dedi, hemen hepsi paraya gereksinimim olup olmadığını sordu; hepsine çok teşekkür ederim ama kimse “yaa sen profesörsün,  bu demektir ki bilim insanısın, o halde elinde yarım kalmış çalışmaların olması gerekir, sana bu konuda nasıl yardımcı olabiliriz?” demedi. Dehşetle fark ettim ki, bana böyle bir soru sormuyorlardı, çünkü akıllarına gelmiyordu, çünkü olasılıkla zaten kendi yürüttükleri bir çalışma da yoktu! İşte bu yüzden üniversiteye dönünce orada bulacağımdan ürküyorum.

Neyse, soluyla, bilimiyle bir tür Türkiye görünümü çizdikten sonra ne yazacağımı söyleyeyim 15 günde bir bu sütunda. Bir kere günlük siyasetle ilgili görüşlerimi elimden geldiğince aktarmamaya çalışacağım. Daha doğrusu, doğrudan politik yazılar yazmayacağım çünkü her yazı yazarını bağlasa da, her okuduğunu yazıldığı yerin resmi görüşü sayma yanlışlığının da yaygın olduğunu bilmiyor değilim. Ne Gazete Manifesto’yu, ne de okuyucularını gereksiz bir polemiğin içine sürüklemek gibi bir niyetim yok.

Popüler bilim yazıları yazarken elbette “bilim dünyasında bu hafta neler oldu?” ya da “evde bu deneyi nasıl yapabilirsiniz?” kıvamında olmayacağım; çünkü net olarak biliyorum ki, bilimin izleri geçmişte tarihte, gelecekte ise politikada aranmalıdır. Bugün ise; politika ve tarihin arakesit yüzeyidir bilim açısından. Demek istiyorum ki, politikasız bilim yazmak olanaksız; ama doğrudan değil de, bilimin götürdüğü ölçüde politikaya gireceğim. Ve kaçınılmaz olarak teknoloji, eğitim ve özellikle üniversiteye de değinmek zorundayım, bütünlük ve tutarlılığı sağlayabilmek için.

Amacım bilim gibi özünde sol bir söyleme sahip olan, solun yöntemlerini kullanan ve doğrudan geleceğe seslenen bir alanın gerçek sahiplerinin elinde kalmasına katkıda bulunmak. Bunu becerebilirsem çok şey yapmış olurum. (1)

(1) Okuyanları sıkmamak adına yazılarımı 3000-4000 vuruş bandında tutmaya çalışacağım. Örneğin bu yazı boşluklu 3831 vuruş oldu.

Yukarı