Sosyalist Kültür

Yaşar Kemal olmasaydı....

Yaşamın mücadele, emeğin ise en kutsal değer olduğunu bilenlerdendir Yaşar Kemal. Onu okuyan kişi kitabın son sayfasından itibaren artık kitaba başlayan kişi değildir…

Ali Akif ECE

 

Dünyanın bir ucunda gül açılmış,

Efilefil esen yele merhaba.

Karanlığın sonu bir ulu şafak,

Sarp kayalardan geçen yola merhaba!”

Sanat, en genel anlamıyla yaratıcılığın ve hayal gücünün estetik ifadesiyle açıklanır. Barış ise insandan yana olan tüm çabaların, tüm üretimin, yaşama sanatını da içermek üzere tüm sanatların temelidir. Bu sebeptendir ki aslında edebiyat barışın öz oğludur. Bu oğlanın en samimi dostu ve yoldaşıysa Yaşar Kemal’dir…

Kendisinden ve sanatından şöyle bahseder;  “Benim kişiliğimi ve sanatımı halktan ayırmak mümkün değil. Ben iki şeye inanırım, iki şeyin sonsuz gücüne, sonsuz yaratıcılığına, sonsuz değişimine: halk ve doğa.. Sanatımı halkımla birlikte, onun büyük yaratıcılığı ile birlik olarak onun için yaparım. Politikam da sanatımdan ayrılmaz. Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi.. Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. Ben etle kemik nasıl birbirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum…” Kavga adamıdır Yaşar Kemal, acının, yoksulluğun, ağıtların içerisinden çıkagelir. Halkla derdi vardır, halkın derdini bu nedenle anlatır sonsuz değişime ve doğaya inanır bahsettiği gibi ve romanı bir yaratı olarak görür bu yaratının etkilerinin de sancılarının da farkındadır. Her karakteri ayrı bir farkındalığı taşır farklı bir bilinci yansıtır: İnce Memed’i, Döne’si, Salih’i, Esme’si ve daha niceleri birer birer farklı bir gerçeklik içerisinde var olurlar ve farklı hayatların, farklı sorumlulukların haklı mücadelesini verirler. Fakat Yaşar Kemal’in kendisi her zaman “Ben aslında tek bir roman yazdım.” der.  Ona göre ölümün acısını en çok insanlar yaşar çünkü bunun bilincine sahiptir, bu nedenle acılar, belki de sanattan daha evrenseldir. Bunu bizlere en iyi o anlatır.

Özgürlüğe ve eşitliğe giden mücadelede ağır bedeller ödemiş ve çok yol kat etmiştir. Yazdıkları bestelenmiş, denemeleri felsefe derslerinde okutulmuş, romanları filmlere konu olmuş ve hatta “Teneke” adlı romanı İtalya’da La Scala Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir. Bu oyun İtalya’da ses getirmiş fakat o dönemde Türkiye’de oynanmamış, oynatılmamıştır.

Görmeden yazmak mümkündür belki ama yaşamadan yazmak mümkün değildir. Tepeden tırnağa Çukurvalı olan Yaşar Kemal’de bu sebeple Çukurovayı yazar. O zamana dek dilimizde, tüm resmi yazılarda ve metinlerde “ümit” olarak geçen sözcüğü bir Çukurova ağzı ve edasıyla “umut” olarak yeniden yaratır, dilimize kazandırır. Bununla da kalmayıp yarınlarımıza taşır. Betimlemelerin fazlalığı çoğu zaman eleştiri alsa da o bununla övünür ve tasvir sanatından asla şaşmaz. Balzac, Dostoyevski, Gogol, Çehov’un dışından Nazım Hikmet ve Köroğlu’ndan da etkilenir ve yirminci yüzyılın en başarılı destan örneklerini müthiş doğa betimlemeleriyle ortaya koyar.

Doğaya ve insanoğluna duyduğu müthiş saygı, sevgi ve ilgi onu her şeyle iletişime götürür, tarlalarda, şehirlerde, kahvelerde, eylem alanlarında ve her yerde insanlarla beraber olur ve onları daima anlamaya uğraşır belki de bu sebepten röportaj türünün en güçlü kalemlerindendir. İnsan tahlilleri yerinde, doğru ve güçlüdür. Babası üvey kardeşi tarafından katledilince yaşadığı buhran onu kekeme yapar ve on iki yaşına kadar böyle kalır. Fakat daha sonra bunun da üstesinden gelir insana ve davranışlarına olan ilgilisi artar yazdıklarının tesirini büyültür.

Yaşamın mücadele, emeğin ise en kutsal değer olduğunu bilenlerdendir Yaşar Kemal. Onu okuyan kişi kitabın son sayfasından itibaren artık kitaba başlayan kişi değildir…

 

“Gün be gün yüreğim ulu yalımda

Engel tuzak kurmuş bekler yolumda

Zulümlerde işkencede ölümde

Bükülmeyen güce kola merhaba..”

Yukarı