Serbest Kürsü

SERBEST KÜRSÜ | Anlatılan senin hikayendir...

Dünya üzerinde uluslararası tekelci sermayenin hızla yayıldığı, emperyalist saldırganlığın boy gösterdiği yıllarda yükselen baskı ve dayatmalar, kısıtlamalar ve sınıfsal ayrımlar tüm dünyada tepkiyle karşılandı…

Gülin Kara

Dünya üzerinde uluslararası tekelci sermayenin hızla yayıldığı, emperyalist saldırganlığın boy gösterdiği yıllarda yükselen baskı ve dayatmalar, kısıtlamalar ve sınıfsal ayrımlar tüm dünyada tepkiyle karşılandı. Elbette ki bu dalga Türkiye’de de karşılığını bulmuştu. 60’lı yılların başlarında kendini gösteren işçi eylemleri, emperyalizme karşı yurtseverlik mücadeleleri tüm dünyada yükselmekteydi.

Türkiye için Köy Enstitüleri’nin kapatılmasıyla kendini gösteren gerici kuşatma, sömürüyle kol kola yürüyordu. Emperyalistlerle kurulan sıkı ilişkiler Türkiye’de toplumsal bir değişimle beraber ilerliyordu. Değişimler sonucunda kapitalist ilişkiler belirginleşiyor, yabancı sermaye yerli işbirlikçileriyle ülke de cirit atıyor, tüm bunların sonucunda emekçiler üzerinde baskı ve dayatmalar artıyordu. Bunlara en büyük tepkiler de gençlikten gelmişti. Temel bir hak olan eğitimin piyasalaşmaya başlaması, kantinlerde tamamıyla memlekette üretilmiş bir gazozun bile bulunmaması, gerici faaliyetler; Türkiye’nin “emperyalizmle ilişkilerinin bağımlılık seviyesinde” olduğunu gösteriyordu.

O zamanlar Türkiye için “küçük Amerika” söylemi yaygındı. İşbirlikçi burjuva siyasetçileri bunlarla övünüp kendi çıkarları için halkı kandırmaya çalışırken gençlik onların karşısına dikilip “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!” diyordu. “Küçük Amerika” söylemiyle övünenler kukla olmanın ötesine geçemezken gençlik halkın, emekçi kitlelerin arasında yurtsever mücadeleyi büyütüyordu.

Gençlik, emekçi halka karşı olan sorumluluklarının bilinciyle Türkiye’nin artık bağımsız bir ülke olmadığı gerçeğini halka göstermek için çalışıyordu. Memlekette bir ton olay yaşanırken, işbirlikçi burjuvazi memleketi ayakta uyutmaya çalışırken gençliğin bunlara tepkisiz kalması hiçbir dönemde mümkün değildir. Memleketi satanlar, yağmalayanlar karşılarında her daim memleketin gerçek sahiplerini bulmuştur. 68 kuşağı da bunun bir yansımasıdır.

60’lı yılların gençliği ilk önce eğitimin kalitesi, sınav sistemi, üniversitede öğrencilerin daha çok söz hakkına sahip olması gibi taleplerle büyük eylem ve etkinlikler düzenlediler. Eğitim sistemi bozuktu bozuk olmasına ama bu sadece eğitimi veren kurumun bozuk olmasından kaynaklanmıyordu. Bu düzenin kendisi bozuktu! İşçilerin hakkını vermeyen de köylüleri köleleştiren de gençlere nitelikli eğitim sunmayan da bu düzenin kendisiydi. İşte 68 kuşağını var eden de bu bilinçti.

Eğitime dair taleplerle büyüyen gençlik mücadelesi yurt sorunlarıyla karşılaştıkça devrimci bir nitelik kazanmıştı. Kazanımlarla sonuçlanan işgaller, boykotlar ve yürüyüşlerle birlikte gençlik mücadelesi de yükseliyordu. Gençlik dünyada esen 68 rüzgarını arkasına almıştı. Sıklaşan üniversite eylemleriyle Ankara DTCF’de başlayan işgaller kısa zamanda İstanbul Teknik Üniversitesi ile İstanbul Üniversitesi’ni de sarmıştı. Başlayan üniversite işgalleri ve eylemler yalnızca üniversite eğitimini değil, orta ve ilk öğretim dahil diğer tüm memleket sorunlarını gündeme alan eylemlerdi.

Gençlerin memlekete sahip çıkmasıyla sosyalizm mücadelesi daha da büyümüştür. Emperyalistlerle kurulan sıkı ilişkiler sonucunda Amerikan 6. Filo’sunun Türkiye’ye gelecek haberiyle büyük anti-emperyalist bir mücadele başlar. Kanlı postallarıyla memleketimize gelen Yankeeler yurtsever gençlik tarafından karşılanır. Denizden gelen işgalciler, karşılarında yurtseverleri görünce neye uğradığını şaşırır. Amerikan askerleri karaya ayak basar basmaz denize atılır ve yurt genelinde büyüyen tepkiler nedeniyle de geri dönmek zorunda kalırlar. Ancak bu tarihten bir yıl sonra 6. Filo Türkiye’ye yeniden gelir. Bu sefer tepkilerin daha da büyük olacağını bilen hükümet, eylemleri başlamadan bastırmak için harekete geçer. Polis İTÜ yurdunu basar, gözaltılar başlar. Bu baskın sırasında Vedat Demircioğlu polisler tarafından pencereden atılır. Memlekete sahip çıkan gençleri bu yollarla susturabileceklerini zannederler. Ancak büyüyen tepkiler ve Vedat Demircioğlu’nun ölümünden sonra yapılan eylem ve basın açıklamaları yurtseverlik mücadelesine ket vurulamayacağını gösterir. Memlekete sahip çıkanların her daim var olacağı açıktır.

Bir yıl sonra “Vietnam Kasabı” olarak bilinen ABD Büyükelçisi Robert Komer, ODTÜ’yü ziyaret etmeye gelir. Ancak ODTÜ’de de işgalci emperyalistlere yer yoktur. Komer’in arabası ters çevrilir ve ODTÜ’lü öğrenciler tarafından yakılır. Bundan birkaç yıl önce “Bunca yıldır burada İngilizce görüp de nasıl hala İngilizce konuşamazsınız?” diyen öğretim görevlisini, “Biz ODTÜ’de 3 kelime İngilizce öğrendik ‘YANKEE GO HOME’” diye yanıtlayan Sinan Cemgil meseleyi böylece özetlemiş oluyor.

68 kuşağı bizim için yurtseverliğin adıdır. Biliyoruz ki üstünden yıllar geçse bile unutulamayacak, ismi bile işbirlikçileri hala rahatsız eden öncüler yetişmiştir. Bundandır ki işbirlikçiler tarafından son zamanlarda sık sık saldırıya uğruyor. Ancak eminiz ki işbirlikçilerin kirletemeyeceği kadar onurlu bir geçmişimiz var.

68’in gençleri yalnızca üniversitelerde değil, meydanlarda, fabrika ve tarlalarda, işçi grevlerinde kadınlarla, emekçilerle, köylülerle kol kola bir mücadeleyi büyütmüşlerdir. “Gençliğin geleceği memleketin geleceğinden ayrı düşünülemez.” Bu nedenle ülke sorunlarına kulak verip, bunlara çözüm üretmek gençliğin görevidir. 68 kuşağı üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmiştir. Halka gerçek kurtuluşun sosyalizmle mümkün olduğunu göstermek için toplumcu, yurtsever, devrimci bir mücadelenin mirasını bizlere bırakmıştır. Bugün bizlere düşense bu mirası daha ileriye taşımak ve yeniden yurtseverlik mücadelesini okullarımızda büyütmektir. Okullarımızı ve memleketimizi mutlaka geri kazanacağız!

“Anlatılan senin hikayendir” demiştik, bugün gençliğin yeni bir hikaye yazmasının zamanıdır!

Yukarı