ABD Kovulmalı, Bu Düzen Değişmeli
Mercek

MERCEK | Sağlık hizmetlerine ve tıbba toplumcu bakış IV | Kapitalizmde Tıp: Sağlık mı, ticaret mi?

Büyük sanayi ülkelerinde 20. yüzyılda izlenen sosyal devlet politikalarının temeli büyük buhran ve sonrasında ikinci emperyalist savaş sürecinde yaşanan sosyoekonomik sıkıntılara çözüm üretmektir…

Büyük sanayi ülkelerinde 20. yüzyılda izlenen sosyal devlet politikalarının temeli büyük buhran ve sonrasında ikinci emperyalist savaş sürecinde yaşanan sosyoekonomik sıkıntılara çözüm üretmektir. Emekçilerin durumunun iyileştirilmesi, devrimci hareketleri gerileterek sermaye iktidarını korumaya yönelik gerçekleştirilir.  Sonraki birkaç on yılda görülen kapitalizmin en parlak dönemlerindeki sermaye birikimi ve izlenen refah politikaları ile ileri sanayi ülkelerinde toplumun büyük bir kısmı yüksek yaşam standartlarına ulaştırılır. Ancak kapitalist iktisadın krizleri, çıkmazları ve ekonomik dönüşümü sonucu geliştirilen neo-liberal politikalar, kapitalizmin eski aşamalarına karşı devletin çok daha hızlı şirketleşmesi ile kamusal yükün atılması, sağlığın özelleştirilmesi, sağlık pazarının genişletilmesi, devlet finansmanındaki sağlık hizmetlerinin sigortalara devredilmesi ile sağlığı metalaştırarak, ticaret zeminine oturtur.

Kapitalizmin üretimde dayandığı artı değer sömürüsü aynı zamanda sürdürülebilir bir emek gücü sağlama zorunluluğu doğurur, kapitalist sağlık yapılanmasının temelinde insanı metalaştıran ve değersiz kılan bu görüş yatar. Sermayenin ihtiyacı doğrultusunda oluşturulan kapitalist sağlık hizmetleri, sağlık “sektörü”nü yaratarak sermaye birikim alanını da oluşturur. Sermaye ilaç, tıbbi teknoloji, sigortacılık ve hastane zincirlerine yapılan yatırımlarla sağlığın alınır-satılır mal olarak görüldüğü, hastanelerin ticarethane olarak “işletildiği”, kâr temelinde bir sağlık yapılanmasını oluşturur.

Sağlık alanındaki sermayenin egemenliği tıbbın finansmanı ile sağlanır. Bu şekilde sağlık çalışmaları sermayenin ihtiyacı doğrultusunda ilerler, önleyici hizmetler yerine tedavi edici sağlık hizmetleri ağırlıklı uygulanarak, sağlığın sürekliliği yerine kârın sürekliliği sağlanır.

Kâr amacı ile oluşturulan sağlık kuruluşları öncelikli olarak kazançlarını gözeterek toplum sağlığını, ticari kaygılarla hiçe sayar. Bu biçimiyle kapitalist sağlık sistemi toplumsal bir sağlık sorunudur. Toplumcu tıp fikrine karşı sağlık hizmeti algısının temelindeki biyomedikal sermayenin egemenliği, yani toplumsal belirleyicilerin belirleyicisi olan toplumun iktisadi yapılanmasının görmezden gelinerek hastalığın biyolojik etkenlere ve tedavinin pahalı tetkiklere, ilaçlara indirgendiği sağlık ticaretinin dar çerçevesinde toplum adına sorunun devam etmesini sağlar.

ABD, en gelişkin kapitalist/emperyalist ekonomi olarak, toplamda ve kişi başına en çok sağlık harcaması yapılan bununla birlikte toplumun bu alanda yaşadığı hizmet sorunlarının en yüksek, sağlık hizmetine güven endeksinin en düşük olduğu ülkedir. Amerikan sağlık sistemi, merkezi planlaması olmayan çok parçalı yapıdadır. Bölünmüş yapı, üreticiler için kâr etmede, toplum için sağlık hizmetlerine ulaşmada rekabet alanı yaratır, hizmet niteliğini düşürür ve maliyeti artırır. Sağlık finansmanında devletin payı düşüktür, özel sektör belirleyicidir. Kapitalizmin sağlığa uygulanmasındaki belirsizlikler, arz talep dengesinin bilinememesi gibi durumlar, gelirin sürekliliğini sağlamak adına sigorta sistemi ile çözülür.  Çoğunlukla yoksul çocuklara ve yaşlılara sağlık hizmeti alan kamu sigortaları nüfusun %30’unu kapsar. Nüfusun %52’si özel sigortalara üyedir. Nüfusun kalan %18’inin, yaklaşık 55 milyon kişinin, sağlık hizmeti alabileceği bir sigortası yoktur. Pazarın %80’inden fazlasına sahip ilaç ve biyomedikal tekellerin ülkesinde, sağlık hizmetlerine ulaşım ve sağlık düzeyi göstergeleri sağlığın sınıfsal niteliğini belirlemede kullanılabilir. Nüfusun çok önemli bir kısmının faydalanamadığı, merkezi planlaması olmayan ve büyük sermaye tekellerine terk edilmiş sağlık sistemi ancak toplumun müthiş azınlıktaki bir kısmına nitelikli bir sağlık hizmeti sunabilir. Bu koşullarda sistemin en büyük sorunu giderek artan maliyetler ve sigortasızların sayısının yükselmesidir. 2002 yılı verilerine göre sigortasızların 2/3’ü tıbbi bakıma ihtiyaç duyarak yaşamını sürdürmekte, 8 milyon sigortasız reçete edilen ilaçları kullanamamakta, 500 bin çocuk tıbbi müdahaleden uzak solunum yolu hastalıkları ile yaşamakta, her yıl yaklaşık 27 bin kadın meme kanseri teşhisine rağmen tedavi edilmemekte, 32 bin Amerikalı bypass-anjiyo olamayıp kalp hastalıklarıyla yaşamaktadır. Sayılar günümüzde artarak değişse de gösterdikleri: sağlık finansmanında sermayenin payının artışı, emekçi sınıfın sağlık hizmetlerinden yaralanmasının giderek azalması, toplumsal alanlardaki çöküntünün büyümesi, kapitalist iktisadi yapılanmanın krizleri ile günden güne ağırlaşan sonuçlar, kâr sisteminin emekçiler için kaçınılmaz gerçeklikleri olarak varlığını sürdürmektedir.

Kapitalist tıbbın emekçileri ve yoksulları nitelikli sağlık hizmetine erişmekten alıkoyması, tanı yöntemlerinin fazlalaşması ile pahalı tetkiklere karşı yoğun ilaç tüketimine teşvik etmesi, özellikle geri bırakılmış ve giderek fakirleşen toplumlarda hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde tıbbi yöntemlerin yetersiz olduğu algısına ve akıl dışı yöntemlere, muska, büyü, inanca dayalı “tedavilere” başvurulmasına sebep olmaktadır. Kâr temelli sağlık sistemi, kendi krizlerine, sadece üretim süreçlerinin aksamaması ve pazar potansiyelinin kaybolmaması adına sosyal yapıyı çürütüp toplumu da beraber sürükleyerek devamlılığını sağlamaktadır. Kapitalist iktisat toplumun sağlık sorunlarına çözüm üretmekten uzakta, toplumun en birincil sağlık sorununu oluşturmaktadır.

Sağlıktaki eşitsizlikler sadece meslek, eğitim, etnik köken, cinsiyet eşitsizliklerinin sonucu değildir. Sağlık eşitsizliğinin temeli sınıf eşitsizliğine dayanır. Sınıfsal eşitsizlikler kaldırılmadan, sağlık eşitsizlikleri ortadan kaldırılamaz. Tarihin devrimci sorumluluğu bugün emekçilerin omuzlarındadır, sağlık mücadelesi işçi sınıfının sosyalizm mücadelesinden bağımsız gerçekleştirilemez.

“Ezilenler ile ezenlerin, sömürülenler ile sömürenlerin “eşitliği” olamaz, yoktur ve olmayacaktır.” Lenin

Gericileşme, piyasacılık, yozlaşma, hekimliğin ve tıbbın içinin boşaltılarak topluma sunulması sorunları sadece sağlıkta değil, kapitalist yapılanmanın etkin olduğu, istisnasız tüm toplumsal alanlarda varlığını sürdürmektedir. Bu gidişatın durdurulması, yalnızca mevcut siyasi-ekonomik yapılanmayı değiştirmekle mümkündür, kapitalizme karşı sosyalizmin zaferi işçi sınıfının örgütlü mücadelesi ile sağlıklı bir yaşam kuracaktır.

KAYNAKÇA

Engels, Friedrich. İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu. Ankara: Sol Yayınları, 1997

Engels, Friedrich ve Marx, Karl. Komünist Manifesto. İstanbul: Can Yayınları, 2017

Marksist Manifesto: 100. Yılında Ekim Devrimi Yolumuzu Aydınlatıyor/ Ekim Devriminin Yarattığı Kazanımlar: Sosyalizm ve Sağlık. İstanbul: Manifesto Medya, 2017

http://toplumcutip.blogspot.com/2015/04/saglga-kar-temelli-yaklasma-kars-hak.html

Akalın, M. Akif. Toplumcu Tıbba Giriş. İstanbul: Yazılama Yayınevi, 2013

Akalın, M. Akif. Sağlığa Hastalığa Toplumcu Yaklaşım. İstanbul: Yazılama Yayınevi, 2016

Akalın, M. Akif. Toplumcu Tıp: Sovyetler Birliği Deneyimi. İstanbul: Yazılama Yayınevi, 2010

Belek, İlker. Sağlığın Politik Ekonomisi. İstanbul: Yazılama Yayınevi, 2016

Newsholme, Arthur ve Kingsbury,  John Adams. Kızıl Tıp, Çev., Selçuk Görmez. İstanbul: Yazılama Yayınevi, 2015

Sargutan, Erdal. Karşılaştırmalı Sağlık Sistemleri. Ankara:  Hacettepe Üniversitesi Yayınları: 2006

MERCEK | Sağlık hizmetlerine ve tıbba toplumcu bakış I: Toplumcu tıbbın kökeni ve sağlık hizmetlerinin toplumsallaşması

MERCEK | Sağlık hizmetlerine ve tıbba toplumcu bakış II | Tıp: Sosyal bir bilim

MERCEK | Sağlık hizmetlerine ve tıbba toplumcu bakış III | Sosyalist Tıp Pratiği: SSCB

Yukarı