ABD Kovulmalı, Bu Düzen Değişmeli
Mercek

MERCEK | ÖSO: NATO’ya avuç açan “özgürlük” savaşçıları

Türkiye’nin Afrin’e başlattığı operasyon bir haftayı geride bırakırken, kamuoyunda gözler TSK’nın bölgede birlikte hareket ettiği Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) çevrildi.

Alev Doğan

Türkiye’nin Afrin’e başlattığı operasyon bir haftayı geride bırakırken, kamuoyunda gözler TSK’nın bölgede birlikte hareket ettiği Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) çevrildi.

Suriye’deki emperyalist işgalin başında gündemimize giren ÖSO, bir dönem güncelliğini yitirse de yeniden çok tartışılan bir konu haline geldi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ÖSO militanlarından “şehitlerimiz” diye bahsetmesinin ardından topa giren AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, ÖSO’yu “Suriye’nin yerli ve milli ordusu” olarak tarif etmesi ise tartışmayı bambaşka bir boyuta taşımış oldu.

Peki ÖSO kimdir? İş bu yazıda bu sorunun yanıtını son derece objektif veriler ışığında vermeye çalışacağız.

İçinde dönem dönem farklı cihatçı örgütlerin yer aldığı ÖSO aslında bir çatı örgütlenmesidir. Günümüz itibari ile içinde Suriye Türkmen Ordusu, Nureddin Zengi Tugayı, Dağ Şahinleri Tugayı, Şam Cephesi, Şam Birlikleri, Sultan Murad Tugayı, Şukur el Ceber, Şam Cephesi gibi örgütleri barındıran ÖSO, AKP’nin öz çocuğu olarak tarih sahnesine çıkmıştır.

Şimdi tarihleri biraz geriye saralım.

1961’de İdlib’e bağlı Cebel-i Zeviye’de dünyaya gelen, 1980’de Suriye ordusuna katılarak albaylığa kadar yükselen Riyad el Esad’ın 31 yıl sonra ülkesine edeceği ihanetin altyapısında kullanışlı bir aptal olmasının payı var mıydı bilemiyoruz ancak 2011’de ordudan ayrılarak kurduğu ÖSO’nun bugüne kadar Suriye halkına çektirdiği acıların gayet yakından şahidiyiz.

Riyad el Esad, Suriye’de olayların başlaması ile beraber, sınırsız destek göreceği Türkiye’ye kaçtı. Önce 4 Temmuz 2011’de yine Suriye ordusundan ayrılan Yarbay Hüseyin Harmuş komutasındaki Hür Subaylar Hareketi’ne katıldı. Ardından ise 29 Temmuz 2011’de ÖSO’nun kuruluşunu ilan etti.

ÖSO’nun ilk etapta komuta kademesindeki isimler, Ahmed Hicazi, Ahmed Yusuf, İbrahim Mecbur, Yüzbaşı Alaeddin, Eyhem el-Kurdi, Kays Katatane, Teysir Yusuf, Ahmed Halef, Mazin Zin gibi isimlerdi.

ÖSO internet sayfasında ordunun ana üssünün Hatay olduğunu yazacak kadar Türkiye’ye angajeydi. Suriyeli sığınmacılar için hazırlanan Apaydın kampı, ÖSO militanlarına tahsis edildi.

NATO’ya çağrı: Bizi bombalayın

Riyad el Esad, 11 Kasım 2011’de Şarku’l Avsat’a verdiği mülakatta şunları söyleyerek ÖSO’nun “yerliliğine ve milliliğine” ilişkin ilk sinyali çakmıştı;

“Uluslararası toplum, Libya’daki muhaliflere yardım etti; fakat biz yedi aydır bu yardımdan mahrumuz.”

3 gün sonra el yükselten Riyad el Esad, işi NATO’ya avuç açacak raddeye getirmişti. 14 Kasım 2011’de, Saad Hariri yanlısı Nowlebonan isimli internet sitesinde yayımlanan açıklamasında NATO’ya şöyle yalvaracaktı;

“Açıkça şunu söylemek istiyorum: NATO’nun belli hedeflere hava saldırıları düzenlemelerini istiyoruz. Geri kalanları Özgür Suriye Ordusu ile dikkatli ve ciddi bir şekilde koordine edilebilir. Suriye halkı, Türkiye hükümetine ve iyi niyetine güvenmektedir. Türkiye kara kuvvetlerinin Suriye’de tampon bölge oluşturma ve uçuş yasağı sağlaması için Suriye’ye girmesinde hiçbir sakınca görmüyoruz.”

ÖSO’nun bunca desteğe rağmen, bir de uluslararası arenada ona meşruluk katacak “Suriyeli” bir siyasi hamiye ihtiyacı vardı. Bunun en doğru adresi ies Katar-Suud ve Türkiye’nin desteği, emperyalizmin yönlendirmesi ile İstanbul’da kurulan ve arkasında İhvan’ın (Müslüman Kardeşler) olduğu Suriye Ulusal Konseyi (SUK) idi. SUK ve ÖSO arasındaki ilk resmi temas 11 Kasım 2011’de Riyad el Esad, SUK üyelerinden Semir Neşşar ve İhvan liderlerinden Faruk Tayfur’un katıldığı toplantı oldu.

28 Kasım 2011’de SUK Başkanı Burhan Galyun, Riyad el Esad ile görüşmesinin ardından, ÖSO ve SUK karşılıklı olarak birbirini tanıdı. Ocak 2012’de ise ÖSO, SUK’un askeri kanadı olarak işlev kazandı.

Silah sevkiyatı başlıyor

ABD, Riyad el Esad’ın “yakarışlarına” kulak vererek, 2012’nin başlarında CIA’in “gizli hat” adını verdiği kanallarla, Suriye’de savaşan cihatçılara ulaştırılmak üzere Libya’dan Türkiye’nin güneyine cephane göndermeye başladı. AKP iktidarı ilk başlarda bu işbirliğini yalanlasa da, Nisan 2012’de yakayı bir baskın ile ele verecekti.

Tarihler 27 Nisan 2012’yi gösterdiğinde Lübnan Deniz Kuvvetleri aldığı istihbarat üzerine Lütfullah-II adlı Türk bandıralı gemiyi, Beyrut’un 50 KM kuzeyindeki Selaata limanına yanaşmaya zorlayınca, Türkiye’nin cihatçılara verdiği silah desteği ortaya çıktı. Zira Lütfullah-II bir cephanelikten farksızdı.

Cihatçı çetelerin yayınladığı videolarda artık M-79 tanksavarlar, M-60, M79 OSA ve RPG-22 tipi roketatarlar, Milkor MGL/RGB-6 bomba fırlatıcıları açıkça görülebiliyordu. Bu ağır silahların ortak özelliği hiçbirinin Suriye ordusunun envanterinde yer almamasıydı. AKP hükümeti ÖSO aracılığı ile Türkiye halkını bir kez daha “salak” yerine koymaya çalışırken fena yakalanmıştı.

ABD, Türkiye, Katar, Suud ve Ürdün beşlisinin içinde yer aldığı silah sevkiyatıyla Suriye’ye ulaşan silahlar, Körfez ülkeleri ile derin bağları olan cihatçı örgütlere kalıyordu. ÖSO’ya verilen silahlar satış yoluyla el değiştirebiliyordu.

Daily Star’a konuşan bir ÖSO yetkilisi bu durumu şöyle açıklamıştı;

“Suudi Arabistan, ÖSO’ya tanesi 5 bin dolar olan tanksavarlarla destek oldu. Birkaç gün içinde Nusra tanesine 15 bin dolar ödedi.”

“Yerli ve milli” bir organizasyon

ÖSO o kadar “yerli ve milli” bir organizasyondu ki , Cidde’den verdiği vaazlarla mezhep çatışmasını körükleyen ve ÖSO’nun akli önderlerinden Hamalı Şeyh Adnan Arur, Suud’un adamı olduğunu saklamakta beis görmüyordu.

Ağustos 2014’te Times of Israil, ÖSO’ya bağlı Harameyn Tugayı’nın komutanı Şerif el Safuri’nin İsrail ile iş birliği yaptığını yazdı. Safuri, 22 Temmuz 2014’te sınırda Nusra’nın eline geçtikten sonra örgütün kurduğu Dera Şeriat mahkemesine ifade vermiş ve bu ifadenin görüntüleri internete koyulmuştu. Safuri ifadesinde, İsrailli yetkililerle görüşmek için beş kez İsrail’e gittiğini, kendisine telefon, ilaç, giysi, 30 tüfek, 10 RPG, 47 roket, 5.56 mm’lik 48 bin mermi verildiğini anlatacaktı.

22 Ocak 2015’te Times of Israil’den Elhanan Miller, Amman’dan bir ÖSO komutanının Skype aracılığıyla İsrail’e şöyle seslendiğini yazdı:

“Suriye halkını kazanmak için elinizde tarihi bir fırsat var. Sizinle aynı safta savaşmak istiyoruz. Şiiler Suriye’de durmayacak. Bizim kadar sizi de tehlikeye atacak projeleri var.”

Sonuç yerine

Riyad el Esad’ın kurucusu olduğu ve bir süre komutanlığını yaptığı ÖSO’da, Riyad el Esad yerine komutanlık koltuğuna önce Aralık 2012’de Selim İdris ardından Şubat 2014’te Abdullah el Beşir geçecekti. Bu kan değişikliğinin nedeni, örgütün etkisinin giderek azalması idi.

Dönem dönem etkisi azalsa da, AKP’nin ittirmeleri ile yeniden toparlanan ÖSO, IŞİD ve Nusra gibi diğer tekfirci örgütlere uygulamada ciddi benzerlikler göstermesi ile biliniyor aslında. Öldürdüğü Alevi askerin kalbini yiyen ÖSO komutanı Ebu Sakkar’ı hatırlamak bile aslında Suriye’yi kana bulayan cihatçı çeteler arasında fark olmadığını görmek için yeterli.

Başta sorduğumuz ÖSO’nun kim olduğu sorusunun yanıtını umarız verebilmişizdir.

İşgalcilerin her zaman kaybedeceği gerçeğiyle; Ortadoğu’da bir gün emperyalizm yenilecek!

 

Yukarı