Mercek

MERCEK | Filistin’de direnen kadınlar kazanacak

15 Mayıs 1948’de BM kararı ile kurulan İsrail, kuruluşunu takip eden yıllarda Sina’yı, Golan Tepeleri’ni, Batı Şeria’yı ve Gazze’yi işgal ederek Filistin topraklarında büyük oranda yayıldı…

Merve Pertekli

15 Mayıs 1948’de BM kararı ile kurulan İsrail, kuruluşunu takip eden yıllarda Sina’yı, Golan Tepeleri’ni, Batı Şeria’yı ve Gazze’yi işgal ederek Filistin topraklarında büyük oranda yayıldı.

Filistinlilerin felaket yılları: En Nakba

Filistin topraklarında işgali demokrasi diye duyuran İsrail, Filistinliler için bir sorun haline gelirken aynı durum İsrail için de vuku buldu, Filistinliler kendi topraklarını korumak üzere sömürgeciliğe, ırkçılığa, saldırganlığa karşı intifada (ayaklanma) başlattı.

15 Mayıs 1948 yılında meydana gelen ve felaket anlamını taşıyan En- Nakba olaylarında Filistin halkı büyük bir katliam ile karşılaştı, toprakları gasp edildi, 6 milyon insan sürgüne mahkum edildi.

En Nakba başka bir anlamda Filistin halkı için İsrail sömürgeciliği ve yayılmacılığına karşı bir mücadelenin başlangıcı sayılıyor.

Bugün hala İsrail’in askeri, siyasi ve ekonomik saldırıları altında direnen Filistin halkı topraklarını geri almak için direniyor, mücadele ediyor.

Filistin’de direnen kır çiçekleri

Filistin topraklarında emperyalist-siyonist saldırıya karşı mücadelede denildiğinde şüphesiz cephede, sokakta ve meydanlarda varlık gösteren direnişçi kadınlar hafızalarda yerini alır.

Filistin mücadele tarihinin her kesitinde tarih yazan kadınlar, mücadelenin ilk dönemlerini oluşturan 1948’de emperyalist tehlikeye, Siyonist saldırılara karşı çatışmalarda yer aldılar. Bu dönem Filistinli kadınlar Kır Çiçeği Kızları adlı örgütte silahlı mücadeleyi yürüttüler.

Devam eden yıllarda ulusal hareketlerden etkilenen Filistinli kadınlar ulusal ideolojinin belirlediği sınırlar içerisinde kendini var etmiş, devrimci mücadelenin güç kazandığı döneme kadar Filistin mücadelesinin ön saflarından geri çekilmişlerdir.

Filistin, direniş ve kadın denildiğinde bu mücadeleyi dünyaya duyurmayı başaran kadın, Leyla Halid’i hatırlarız. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nde “Şadya Ebu Gazale” ismiyle mücadele eden Leyla Halid, 15 yaşında girdiği mücadele dolu hayatını Filistin’in sembol direnişçisi olarak sürdürdü.

Leyla Halid ve nice devrimci kadının, omuzlarına aldıkları bu yüce kavga, kurtuluşa dair besledikleri o büyük hülya, kadınların emperyalizme ve İslamcı gericiliğe karşı örgütlenmelerinde önemli yer tutmuş, Filistin’de kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin kalıcılaşması sağlanmıştır.

İsrail’e karşı direnişin bir diğer simgesi de Dalal Muğrabi, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) İsrail’e yönelik saldırılarından en çok ses getiren eylemleri üstlenen Muğrabi, Filistin bağımsızlık mücadelesinin en önemli isimlerindendir.

Leyla Halid, Dalal Muğrabi, Vefa İdrisi ve onlarcası adını anti-emperyalist mücadelenin başına yazdılar. Kadınların başta Filistin olmak üzere Ortadoğu ülkelerinde gericilik karşıtı mücadelede örgütlenmelerini başardılar. Kadına değer verilmediği, annelik ve eş rollerine mahkum edildiği radikal İslamcı Hamas örgütü başta olmak üzere ulusalcı muhafazakar olan El Fetih gibi örgütlere karşı kadınların devrimci, yurtsever örgütlerde bağımsızlık mücadelesinin öncüleri olmasını sağladılar.

Filistin’in devrimci kadınları emperyalist mücadele yürüttüklerinde şüphesiz hiçbir dönemin işbirlikçisi olmadılar. Asla boyunlarını eğmediler. Amerika ve İsrail’in halklar üzerinde egemen kıldığı sömürü ve baskı karşısında kurtuluşa olan inançlarından vazgeçmediler.

Direnen kadınlar, İşbirlikçi İslamcılar

Dinci gericilerin Filistin mücadelesi emperyalizmle mücadelede turnusol kağıdı görevi görüyor. Ülkemizde AKP ve İslamcı yazarlar her dönem Filistin mücadelesinin yanında olduklarını beyan ederler, İsrail’in katliamları kamuoyuna yansıyınca İsrail’i lanetler ama emperyalizmin Ortadoğu’daki jandarması İsrail’le ekonomik ve askeri ilişkinin kendi ülkelerinde devam etmelerine ses çıkarmazlar.

Geçtiğimiz günlerde dincilerin ikiyüzlülüğüne dair bir örnek; İsrail devletinin 8 ay boyunca esaret altında tuttuğu ve sonrasında serbest bırakılan 17 yaşındaki Filistinli Ahed Tamimi’nin türban takmaması dinci gericiler arasında tartışma konusu haline gelmişti.

İsrail askerine tokat attığı gerekçesiyle tutuklanmış bir çocuğu sadece türban takmadığı bahanesini öne sürerek, “Bu kız sarışın, Filistinlilere benzemiyor, İsrail ajanı olmasın”, “Ahed’e neden bu kadar ilgi gösteriliyor”, “Hapse girdiğinde zayıftı, şimdi kilo almış, İsrail buna iyi bakmış” denilerek saldırıların hedefi haline getirdiler.

Filistin mücadelesini hiçbir zaman bağımsızlık, özgürlük mücadelesi olarak görmeyen dinciler 17 yaşındaki bir çocuğun direnişine yukarıda ifade edilen yaftalar ile saldırmaktan çekinmediler.

Bugün emperyalist devletlere karşı tavırları işbirlikçilik olanlar Filistin mücadelesi hakkında kendilerini söz sahibi ilan edemezler.

Gericilerin Filistin mücadelesi kadın düşmanlığının, emperyalist ve kapitalist devletler ile olan kan bağının açığa çıkması olarak okunmalıdır.

Emperyalizmin büyük ortağı dinciler, Filistin mücadelesini her ne kadar İslamcı mücadele ile birleştirse de Filistin mücadelesi devrimcilerin, solcuların, yurtseverlerin büyütüp, dünyaya duyurduğu bir mücadeledir.

Ve kadınlar dalga dalga saçlarıyla bu mücadelenin ön saflarında duracak, gericiler baharın gelişini engelleyemeyeceklerdir.

Filistin mücadelesinin direnişçi kadını Leyla Halid’in de söylediği gibi “Çiçeklerimizi koparabilirler ama baharın gelişini engelleyemezler”.

Yukarı