Mercek

MERCEK | Emperyalist müdahale kıskacında Venezuela - I

Halkçı iktidarıyla uzun süredir dünya halklarının sempatisini kazanan ve ülke içinde önemli dönüşümler yaşayan, bundan dolayı da uzunca yıllar emperyalist müdahale kıskacında olan bir ülke Venezuela…

Erkin Öztok

Halkçı iktidarıyla uzun süredir dünya halklarının sempatisini kazanan ve ülke içinde önemli dönüşümler yaşayan, bundan dolayı da uzunca yıllar emperyalist müdahale kıskacında olan bir ülke Venezuela. Geçtiğimiz günlerde devlet başkanı Maduro’ya canlı yayında insansız hava araçlarıyla yapılan suikast girişimiyle tekrar gündeme oturdu.

Peki; Erdoğan’la yakınlaştığı için son dönemde Türkiyeli muhalif kesimlerin yoğun şekildiği eleştirdiği Maduro iktidarı neden emperyalizmin hedefinde? Farklı bir şekilde sormak gerekirse; Türkiye’de son 15 yıldır emperyalizmin istediği bütün değişiklikleri gerçekleştiren AKP iktidarıyla yakınlık kuran Venezuela emperyalizmle nasıl bir çelişki yaşıyor? Neden emperyalizm bu ülkede iç savaş için çalışmalarda bulunuyor?

Bu soruların cevabını vermek için Chavez önderliğinde kurulan Bolivarcı iktidarın politikalarını incelemek, halefi durumundaki Maduro’nun politikalarını bakmak gerekiyor. Hepsinden önce ise Bolivarcı iktidar öncesinde Venezuela’nın emperyalist sisteme ve ABD’ye bağımlılığına bakmak gerekiyor.

Chavez öncesi emperyalizmin yörüngesinde Venezuela 

Venezuela dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi durumunda. Aynı zamanda Güney Amerika’nın en büyük ülkelerinden biri.

Bu doğal özelliklerinden daha da önemlisi 1813’te ise Simon Bolivar tarafından kıtayı bağımsızlığa götürecek ayaklanmanın başladığı ve ilk başarıya ulaştığı ülke konumundadır. Bolivar’ın ülke tarihinde bıraktığı bu derin iz, ülkede bağımsızlıkçı ve halkçı hareketlerin hep onu örnek almasını sağlamıştır.

Fakat kıtanın çoğunun yaşadığı akıbet gibi Venezuela’da 1900’lerin başına doğru ABD’ye bağımlı hale geldi. Ülke uzun süre ABD’nin desteklediği diktatörler tarafından yönetildi.

1958 yılında göstermelik demokrasiye geçen ülke 1973 Petrol Krizi’yle birlikte ABD için önemli hale geldi. O dönem en büyük petrol üreticisi olan ülke ABD’nin Arap ülkelerinin uyguladığı üretimi düşürme ve fiyatları yükseltme adımını delme yöntemi olarak değerlendirildi. Yükselen petrol fiyatlarıyla yüksek gelirler elde etmeye başlayan ülkede kamu harcamaları ve rant arttı. 1975 yılında Petróleos de Venezuela, S.A. – PDVSA’yı kurarak enerji sektörünü devletleştirme yoluna gidildi. Ancak PDVSA’nın kasasındaki paraların usulsüzce kullanılması ve yoğun yolsuzluklarla birlikte 1979’daki İran ihtilali neticesinde artan petrol fiyatlarının talebi düşürmesi Venezuela’yı 1982’den 1989’a kadar sürecek bir mali buhrana soktu.

Venezuela aynı zamanda 1960’larla birlikte Sosyalist hareketlerin güç kazanmasına ve şiddetli ayaklanmalara şahit oldu. Dünyada ve Güney Amerika’da solun genel yükselişiyle birlikte, ülkede sol/sosyalist partilerin siyasete dahil edilmemesiyle ciddi halk ayaklanmaları yaşandı.

Sağcı iktidar, 1989’da derinleşen ekonomik krize karşı, İMF tarafından dayatılan halk düşmanı neoliberal ekonomik politikaları uygulamaya soktu. İşçi sınıfı ve yoksul halka uygulanan sömürüyü katmerlendiren bu politikalara karşı halk, başkent Karakas’tan başlayarak yoğun protestolara girişti. Aynı dönem Arjantin’de yaşanan ayaklanmalara benzeyen bu ayaklanmalar bir siyasi hedefe sahip olmayarak çeşitli yağma, yol kapatma gibi eylemlere dönüştü. Bu ayaklanmalar sonucunda 3000 civarı insan kolluk güçleri tarafından katledildi.

Ekonomik kriz derinleşerek devam ederken Hugo Chavéz Frias, 4 Şubat 1992’de başarısız olan bir darbe girişiminde bulundu. Darbenin ardından tutuklanan Chavez, bir süre sonra serbest bırakıldı. Chavez, pek çok muhalif kesimi birleştiren 5. Cumhuriyet Hareketi’ni (Movimiento V Republica – MVR) kurdu. Hareketin amacı yeni bir anayasa yapmak olarak belirlendi. 1998 Kasım’ında yapılan Kongre ve Temsilciler Meclisi seçimlerinde MVR ciddi sayıda sandalye elde etti. Aralık 1998’de yapılan başkanlık seçimleriyle de oyların %56’sını alan Chavez başkan seçildi.

1990’lar aynı zamanda halkı uyutmak için televizyonun önemli bir araç olarak devreye girdiği dönemdi. Bunun pilot ülkesi ise Venezuela olmuştu. Pek çoğumuzun hatırladığı entrika ve yozluk dolu pembe diziler Venezuela’dan çıkmıştı. Fakat emperyalizmin kullanmayı denediği bu araç pilot ülkede işe yaramadı.

Chavez dönemi-Halkçı iktidarın kuruluşu ve yerleşmesi

İktidara radikal sosyal ve ekonomik değişim vaatleriyle gelen ve halkta ki büyük değişim arzusunun temsilcisi olan Hugo Chavez kısa sürede önemli değişikliklere girişti.

İlk olarak 1961 Anayasasını değiştirilmesi gündeme geldi. Chavez, ülkede radikal hakçı sosyal ve ekonomik değişimler sağlanabilmesinin ilk adımı olarak ülke çapında toplanacak olan ve anayasayı yeniden yazacak bir kurucu meclisin toplanmasını öngörüyordu. Kurucu Meclis seçimlerini %91 gibi yüksek bir oranla kazanan 5. Cumhuriyet Hareketi’nin hazırladığı yeni anayasa referandumda %71 evet oranıyla onaylanır ve 20 Aralık 1999’da yürürlüğe girer. Bu anayasada Bolivarcılık ve Marksizm’in etkisi net şekilde hissedilir. Bu anayasa Simon Bolivar’ın, Kübalı devrimci yazar Jose Marti’nin, Perulu marksist Jose Carlos Mariategui’nin ve Sovyet hukukçu Evgeni Paşukanis’in düşüncelerinden ve yazılarından yola çıkılarak hazırlanmıştır.

2001’de başta petrol üretimi olmak üzere pek çok sektörde kamulaştırmaya ve kamu tekeli kurmaya girişen Chavez, emperyalizmin hedefine oturdu. Kamulaştırma hamlesine emperyalizm, 11 Nisan 2002’de gerçekleştirdiği darbeyle karşılık verdi. Fakat halkın yoğun desteğiyle sadece 3 gün sonra Chavez bütün kontrolü geri aldı.

2004 yılında geri çağırmaya dönük referandumdan zaferle çıkan Chavez, 2006 seçimlerinde %63 oyla başkanlığını korudu.

Bu dönemden Chavez’in ölümüne kadar Bolivarcı iktidar başta Amerikan petrol şirketleri olmak üzere emperyalist tekelleri bir bir ülkeden kovdu. Siyasi yapıda yolsuzluğa ve yozlaşmaya sebep olan yapıyı dağıttı ve halkçı bir yapıya geçişi sağladı. Petrol üretimi büyük ölçüde kamu tarafından yapılır duruma geldi. Eğitim seferberliğiyle eğitim parasızlaştırıldı ve bütün vatandaşlara hak olarak tanındı. Sağlık hizmeti ülke sathında yaygınlaştı ve ücretsiz hale getirilmeye çalışıldı. Halkın siyasete katılım kanalları genişletildi. Yerel halkın kontrolünde yüzlerce medya organı kuruldu.

Uluslararası alanda Latin Amerika ve Karayip entegrasyonu üzerine odaklanan Bolivarcı iktidar, Güney Amerika’daki bütün ulusları yeni bir siyasal ve ekonomik proje altında bir araya getiren Güney Amerika Ulusları Birliği’nin (UNASUR) inşasına girişti. Küba’yla dostça ilişkiler kuruldu ve çeşitli alanlarda yoğun işbirliği yapıldı. Küba ile birlikte Latin Amerika için Bolivarcı İttifak’ı (ALBA) kuruldu. Bu ittifaka Venezuela, Küba, Bolivya, Ekvador, Nikaragua, Dominika, St. Vincent ve Grenadin, Antigua ve Barbuda katıldı. Bu ittifakla serbest piyasa yerine dayanışma ve adil değiş-tokuşa dayalı yeni ticaret ilişkileri yaratıldı.

Bolivarcı iktidarın, ABD emperyalizminin planlarını ülkesinde ve bölgesinde bozan bu adımlarından en başından itibaren ABD emperyalizmi rahatsız oldu. Gerek sabotaj ve suikast planlarıyla gerekse de ekonomik ambargoyla Venezuela’yı sürekli zayıflatmaya çalıştı. Venezuela bu dönem boyunca emperyalizmin planlarına halkının kararlı duruşu ve müttefikleriyle direndi.

2013’te Chavez’in vefat etmesiyle, Venezuela’da Maduro yönetiminde bu dönemin devamı niteliğinde yeni bir dönem açıldı.

Yazımızın ikinci bölümünde bu dönemi, artan emperyalist saldırganlığı ve son günlerdeki artan iç savaş denemelerine değineceğiz. Aynı zamanda Bolivarcı iktidarın dayandığı toplumsal ve sınıfsal tabanla birlikte varabileceği sınırları inceleyeceğiz.

Yukarı