Komünistler diyor ki...

Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Merkez Komite üyeleri Ali Öztutan, Aysel Tekerek, Gökmen Kılıç, Ozan Tan ve Hakan Yerlikaya’ya ile seçimlere, düzenin uyum arayışına, solun tutumuna ve elbet  TKH’nin seçim kararı çerçevesinde bu etkinlik ile murat edilenin ne olduğuna ilişkin...

Komünistler diyor ki...

HABER MERKEZİ

Türkiye AKP-MHP eliyle dayatılan bir “korsan seçim” ile karşı karşıya. Neredeyse sayılı günlerin kaldığı bu seçim için düzen partileri birbirinden pek de farklı olmayan programları ile yurttaşlardan oy toplamaya çalışırken, basın ve medya organlarında neredeyse tek gündem bu “korsan seçim.”

Bu dayatmaya ek olarak, partilerin aldıkları hazine yardımları ve arkalarındaki mali güç de düşünüldüğün de hali hazırda zaten eşitsiz bir rekabetin yaşandığı seçimlere ilişkin komünistler, sosyalistler ne diyor?

27 Mayıs Pazar günü 16:00’da Beyoğlu Ses Tiyatrosu’nda “Çare Sosyalizm” etkinliği ile seçimlere dair sözünü söyleyecek olan Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Merkez Komite üyelerinden Ali Öztutan, Aysel Tekerek, Gökmen Kılıç, Ozan Tan ve Hakan Yerlikaya’ya sorularımızı yönelterek seçimlere, düzenin uyum arayışına, solun tutumuna ve elbet  TKH’nin seçim kararı çerçevesinde bu etkinlik ile murat edilenin ne olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapmaya çalıştık.

ALİ ÖZTUTAN: SINIFLARIN VERİLİ POZİSYONUNU VE GÜÇLERİNİ DİKKATE ALMADAN YAPILAN YORUMLAR GERÇEK DIŞI

Öncelikli olarak emekçilere dayatılan bu korsan seçimin ekonomik, politik ve siyasi nedenlerini açmasını istediğimiz Ali Öztutan tabloyu şöyle özetledi;

“Öncelikle seçim tarihini meşruiyeti olmadan değiştirmelerinin sebeplerinden biri yaklaşan ekonomik krizin giderek yakınlaşması. Bugün krizin belirtileri toplumsal yaşantıda artarak hissedilmeye başladı. TL’nin değer kaybetmesi, enflasyonun yükselmesi işçilerin giderek yoksullaşmasına neden oluyor. Ülkeyi 15 yıldır yöneten siyasi iktidar kriz derinleşmeden seçimleri gerçekleştirmek istiyor. Ekonomik krizin bedelini işçilere ödeterek bu süreçten kurtulmayı planlayan hükumet seçimden yara almadan çıkmayı planlıyor. Lakin son dönemde ekonomik gelişmeler, krizin toplumsal hayatta artarak hissedilmesi, planların tutmama olasılığını yüksek olduğunu gösteriyor.

Bugün Tayyip Erdoğan’ın yalnızca kişisel ihtirasları ile açıklanmaya çalışılan Başkanlık sistemi sermaye sınıfının ihtiyaçları doğrultusunda atılmış bir adım. Dünya’da sermaye sınıfının merkezileşme eğilimi var, bunu görmek gerekiyor. Tayyip Erdoğan’sız yeni bir dönem de olsa şeklen Başkanlık sistemi değiştirilebilir fakat merkezileşme eğilimi devam edecektir. Sınıfların verili pozisyonunu ve güçlerini dikkate almadan yapılan yorumların gerçek dışı olduğu ortaya çıkacaktır.

Son olarak ilkel bir Amerikan karşıtlığı yaparak hamasetle yakın zamanda yürütülen dış politikanın ilerleyen dönemlerde sürdürülemeyeceği ortadadır. Hem ekonomik veriler hem de Ortadoğu’daki gelişmeler bunun göstergesi. Siyasi iktidar emperyalizmle siyasi, askeri ve ekonomik ilişkilerini ve yapısal ortaklığını sürdüre adımlarını su üstene çıkaracaktır. AKP bu sürece seçimleri geride bırakarak girmek istemektedir.”

AYSEL TEKEREK: BU UYUM ARAYIŞI İFLASA GEBE

TKH yayınlarında sıklıkla vurgusu yapılan “Düzenin bir uyum arayışında olduğu tezi”ne ilişkin ise Aysel Tekerek bu uyum arayışının iflasa gebe olduğunu söyleyerek şunları kaydetti;

“AKP, cumhuriyeti tasfiye ederek yeni bir rejim kurdu ve bu rejimi inşa etmeye çalışıyor. Elbette bu rejim daha işbirlikçi, daha gerici ve daha da emek düşmanı bir  rejim. Geçmişten gelen tüm yarılma, kırılma ve toplumsal kriz dinamiklerini bu rejimin içine oturtmak istiyor yani eritmek istiyor. İnşa süreci buna bağlı olacak. Diğer yandan emperyalizm daha uyumlu bir iktidar istiyor. Burjuvazi sürprizlere gebe olmayan altında uyum yatan bir modeli salık veriyor. Ülke içinde ve dışında  egemenlerin  vardığı mutabakat bir uyumun zorlanması.

Muhalefete bakarsak da aynısını göreceğiz. Yeter Artık söylemlerinin altında, AB ile, ABD ile ilişkilerin düzeltilmesi, soyut bir barış söylemi ve tüm bunların üstünde normalleşme çağrısı var. Aslında AKP dahil herkes toplumsal kutuplaşmanın bitirilmesi vaadinde bulunuyor. Seçim manifestoları bu açıdan aynıdır.

Bu bir düzen mutabakatıdır. Aynı gemide olanların geminin batmamasına buldukları bir formüldür. 16 yılın muhasebesi ve sonrası için sömürünün devamı, AB ve ABD ile işbirlikçilik, özgürlükçü laiklik tanımlamalarının altında gericilikle mücadele yerine onu kabul etme konusunda bir tartışma yoktur. Şimdi seçim vaadi “Bunu en iyi ben yaparım” dır. AKP dahil hepsi aynı sözü söylemektedirler.

Bu uyum arayışı ise iflasa gebedir. Çünkü bu dikişin tutmayacağını şimdiden komünistler olarak söylüyoruz.”

GÖKMEN KILIÇ: SOSYALİST SEÇENEĞİ GÜÇLENDİRMEYİ SEÇTİK

Özellikle solda temsil bulan “AKP gitsin de sonrasına bakarız” algısı ve sonucunda kurulan ittifaklar, listelere ilişkin değerlendirmede bulunan  ve “Toptan bir sağa kayış söz konusu mu” sorusunu yönelttiğimiz Gökmen Kılıç ise şunları kaydetti;

“Öncelikle düzen siyasetinin diğer aktörlerine bakalım. AKP’nin gitmesi için yürüttükleri politika daha çok AKP siyasetine öykünen, ondan türeyen bir biçime sahip. Bugün “Millet İttifakı” olarak yan yana gelen siyasi partilerin yürüttükleri politika AKP’nin sermayeye söz verip de yapamadığı başlıklardan oluşuyor. Dış politikada, ekonomide, AB ve ABD ile ilişkilerde “biz daha iyisini yaparız”, “biz düzeni daha iyi temsil ederiz” iddiası taşıyor. Toplum nezdinde yıpranmış olan AKP yerine en yakın alternatif olarak sunuluyor.

Diğer yandan sol içerisinde de bu politikanın maalesef yansımalarını görüyoruz. Sol ve sosyalist siyaset reel politikerci bir anlayışın parçası yapılmaya çalışılıyor. Örgütlü siyasetin, ilkelerin ve tarihsel iddiaların mevcut duruma uyum sağlamak için terk edilmesi isteniyor. Daha önce çoğu kez yazdık ve söyledik; AKP’nin gitmesi önemlidir. Ancak bundan daha önemlisi İkinci Cumhuriyet olarak kodladığımız gerici, karşı devrimci sürecin durdurulması ve gerçek bir sosyalist seçeneğin yaratılmasıdır. Bugün düzenin sağının ve solunun İkinci Cumhuriyet ile bir derdi olduğunu düşünmüyoruz.

Ülkemizin solcularından, ilericilerinden daha önce Ekmeleddin’e oy vermeleri istenmedi mi? AKP’nin gitmesi için AKP kurucusu Abdullah Gül’ü bir seçenek olarak görenlerin sol ile ilgisi olabilir mi?

Güncel siyaset yapmak adına düzen aktörleri gibi siyaset yapmak ve solcu ilerici insanları buna alet etmek, emekçilerin zamanını ve umutlarını çalmaktır. Çünkü bize göre solculuk düzen siyasetinden biçimsel değil, temelden kopuşu gerektirir.

Ülkemizde solun tarihi ve birikimi sosyalist bir seçeneği yaratmak için yeterlidir. Bu nedenle başla aktörlerin gölgesinde macera aramayıp, sosyalist seçeneği güçlendirmeyi seçtik.”

OZAN TAN: KORSAN SEÇİM SOL İÇİNDE BİR TURNUSOL KÂĞIDI İŞLEVİ TAŞIYOR

TKH’nin “korsan seçimler”e ilişkin boykot kararını nedenleri ve sonuçları açısından değerlendirmesini istediğimiz Ozan Tan ise şu yorumda bulundu;

“ ‘Bu seçim geyri meşrudur’ dediğimiz bir açıklama ile altını çize çize ‘baskın değil korsan seçim’ olarak gördüğümüz bu seçimlerde oy vermeyeceğimizi duyurduk. Nasıl aday gösterileceği ve hatta nasıl yapılacağı belli olmayan, kuralların ve kanunların her an değişebileceği bu seçimin teşhirine ilişkin bir karardır bu. Teşhir edilmesi gerekenin sadece bu seçim olmadığının da elbette farkındayız. Fütursuzca devam ettirilen OHAL dönemi boyunca çıkan neredeyse her kararnamenin patronların kârlarını arttırmak amacını taşıdığını, diğer kararnamelerin de ya bu amaç ve fazlası için AKP iktidarının kamuyu tamamıyla çiftliğe çevirme ya da kamu hizmeti veren muhaliflerin işine son verme amacı taşıdığını da teşhir etmemiz gerekmekte.

Bu teşhiri seçimlere katılarak yapmaya çalışan sosyalistler yok mu diye sorarsanız elbette bu soruya ‘var’ cevabı veririz. Fakat artık AKP’den ve onun adını yazmaktan bile irrite olduğumuz başkanından kurtuluşun; her haliyle kendini aynı sermaye gruplarına teslim etmiş, Nato’ya karşı, AB, ABD ve emperyalizme karşı programlara sahip olmayan, şeriatçısından ağasına bir dizi isme listelerinde ve yönetimlerinde yer veren partilerde olmadığını da bu dostlarımızın görmesi gerekmektedir. Bütün bunları bildikleri halde ‘bu gericilikle ve sarayla bir savaş, her şey meşrudur’, ‘ne gereği var şimdi sermaye,nato, emperyalizm karşıtlığının’ diyen politik figürlerin ise bir ‘cesaret ile mücadele’ sanrısı yaşadıklarının ve aslen sermaye düzenine hizmet ettiklerinin farkında olmadıklarını düşünüyoruz. Bu açıdan korsan seçimin sol içinde bir turnusol kâğıdı işlevi taşıdığını görüyoruz”

HAKAN YERLİKAYA: BU TABLO KOMÜNİSTLERE YENİ GÖREVLER YÜKLÜYOR

Son olarak “Çare Sosyalizm” etkinliği çerçevesinde komünistlerin görevini değerlendiren Hakan Yerlikaya, mücadele reçetesine ilişkin şunları kaydetti;

“Çare sosyalizm etkinliğimiz emperyalist-kapitalist sistemin ihtiyaçları ekseninde onay verdiği, 16 yıllık büyük gerici dönüşümün en önemli virajının dönüleceği kesitte gerçekleşiyor. 24 Haziran seçimleriyle birinci cumhuriyetin tasfiyesinde ortaya çıkan siyasal ve toplumsal alandaki kriz başlıklarının ikinci cumhuriyet zeminine devrolacağı açık.

Asıl kriz dinamiğinin ise ekonomik alanda kendini göstereceği görülüyor. Son dönem ekonomideki serbest düşüş halinin, belirsizliğin, işsizliğin, enflasyonun ve borçlanmanın emekçi sınıflarda yarattığı etki ortada.

Sermaye sınıfının gerek hükümete gerekse “karşısında” konumlanan düzenin tüm partilerine uyum çağrısının kaynağında da bu var.24 Haziran seçimlerine bu uyum/huzur arayışı ya da  ikinci cumhuriyetin yüklerinin hafifletilmesi anlamı yüklenmiştir.

Seçim gündemiyle beraber Sosyalist harekette daha netleşmiş politik bir ayrım oluştuğunu görebiliriz.

Bir yanda Sosyalist iktidar perspektifinden milim geri basmayan partili ve örgütlü siyaseti ekmekçiler içinde büyütmeye çalışarak sosyalizmin bir seçenek haline gelmesi için varını yoğunu ortaya koyanlar, diğer yanda sosyalist kimliğini arka cebine koyup AB’ci, NATO’cu, radikal demokrasici, özgürlükçü laikçi, emperyalizmle ve gericilikle bir derdi olmayan düzen partilerinin uyum arayışının meclisteki renklerinden biri haline gelecek olanlar…

Sosyalizmin sesinin düzen partileriyle kurulan ilişkiyle güçlenmeyeceği gibi ikinci cumhuriyetin uyum arayışı anlamına gelen bu korsan seçime meşruiyet katan bir tutumla da güçlenmeyeceği açık.

Bu siyasi tablo komünistlere yeni görevler yüklüyor elbette. Bunun bir tarafında ideolojik mücadele var. 24 Haziran sonrası düzenin istikrarsızlığının ve kriz başlıklarının daha da derinleşeceğini söylüyoruz. Komünistlerin oraya buraya yaslanmadan geleneksel hattına sadık kalarak, inatla ve kararlılıkla örgütsel gövdesini büyütmesi, sınıf içinde daha da derinleşen, emekçi kadın hareketinde kitleselleşen ve yeni bir sosyalist gençlik kuşağının mayasının ana bir damara dönüşmesi gibi görevleri başa yazılmalıdır.

Görevlerimiz elbette bunlarla sınırlı değil…24 Haziran seçimlerine dönük boykot açıklamamızı yaparken pasif bir tutum içinde olmayacağımızı, seçimler öncesinden başlayarak emekçilerin eşit, bağımsız, laik cumhuriyeti için mücadeleyi yükselteceğimizi belirtmiştik.

Bunun ilk adımını 27 Mayıs Pazar günü Ses tiyatrosunda yapacağımız toplantıyla atıyoruz. Ardından Sosyalizm programını emekçilerle buluşturacağımız araçlarla alanlarda olacağız. Bu düzenin dikiş tutmayacağını, çarenin sosyalizm olduğunu ısrarla anlatıp yeni bir cumhuriyet mücadelesini yükselteceğiz. Seçimler öncesinde bir dizi il ve ilçede yeni örgüt binalarımızı açacağımızı da duyurmuş olalım.”