Manşet

Kıdem tazminatında yeni formül: Ne yapılmak isteniyor?

2019’da kıdem tazminatının kaldırılması işçi sınıfının güvencesinin son halkasını ortadan kaldırmaya yönelik. Sermaye ve hükümet cephesinden atılan adımlar hızlanırken konu ile ilgili olarak sendikaların birçoğunun sessizliği dikkat çekiyor.

HABER MERKEZİ

2019’da kıdem tazminatının kaldırılması gündemi, işçi sınıfının güvencesinin son halkasını ortadan kaldırmaya yönelik. Sermaye ve hükümet cephesinden atılan adımlar hızlanırken konu ile ilgili olarak sendikaların birçoğunun sessiz kalması dikkat çekiyor.

Hükümet, sermaye ve yandaş basın cephesinden ise konu “işçiler bu haktan yararlanamıyor” şeklinde meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Bilindiği üzere kıdem tazminatının kaldırılması uzun yıllardır AKP’nin planları arasında. Krizin etkilerinin artmasıyla birlikte sermayenin ihtiyaç duyduğu esnekleşmeyi ve kaynak aktarımını sağlamak isteyen AKP iktidarı, Yeni Ekonomik Program’da belirttiği kıdem tazminatı reformunu Aralık ayı itibariyle hayata geçirecek.

Kıdem tazminatı hakkı, işçiler için ciddi bir önem teşkil ediyor. Bu hak sayesinde işten çıkartmalar zorlaşırken, işçi sınıfı için kurallı çalışma hakkının sağlanmasının bir bileşeni de kıdem tazminatı. Bu hakkın kaldırılmasıyla birlikte işçi sınıfı için güvencesiz çalışma daha fazla gündeme gelecek.

Dahası fona aktarılan kıdemlerin yüzde 60’nın amaçları dışında kullanılması önemli bir ayrıntı. Dolayısıyla kıdem hakkının fona devri ve “bireysel sistem” içinde işçilerin değerlendirilmesi, gerek sosyal, gerekse de hukuki açıdan işçilerin aleyhine bir sonuç doğuracak.

 

Ücretler 21 gün üzerinden hesaplanacak

Mevcut durumun alternatifi olarak iki öneri bulunuyor. İktidarın önerdiği alternatif, kıdem hakkının “bireysel” hale dönüştürülerek silinmesine ve basit bir ücret ödemesine dönüştürüyor. Sermayenin önerdiği alternatif ise, kıdem tazminatında ödenen primlerini azaltmaya ve hesapların “finansal” hale dönüştürülmesine dayanıyor. Sermayenin önerisinde kıdem hakkı için ödenecek ücret 30 gün üzerinden değil 21 gün üzerinden hesaplanması isteniyor. Böylece sermaye her bir işçiden yüzde 25’e yakın bir kaynağı baştan almış olacak. İkinci plana özellikle TÜSİAD ile kayıt dışı çalışmanın yaygın olduğu tekstil ve inşaat sektörleri destek veriyor.

 

İş güvencesi ortadan kalkacak

Her iki öneride de ciddi kayıplar mevcut. İlk olarak kıdem hakkı iş güvencesinin toplu koruma önlemlerinden biri. “İş güvencesi” 2003 yılında çıkartılan 4857 sayılı İş Kanunu ile iş güvencesi hakkı kağıt üzerinde gündeme gelmiş, ancak AKP iktidarı tarafından konulan barajlarla, işe iadenin 30 işçi ile sınırlandırılması, çağrı ve kısmi çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması gibi, iş güvencesi fiiliyatta uygulanamaz hale gelmişti. Kıdem hakkı, çalışma hakkının güvence altında tutulmasının son ayaklarından biri. Kıdem hakkının bireyselleştirilerek kaldırılması, iş güvencesinin son uygulamalarından birini de ortadan kaldıracak.

İkinci kayıp ise alınacak tazminatta. Mevcut uygulamada uzun yıllar çalışan bir işçinin son ücreti üzerinden kıdem tazminatı hesaplanıyor. Ancak her iki öneride ise her yıl kendi içinde değerlendiriliyor. Böyle bir durumda işçinin ücreti enflasyon karşısında eriyeceği için, kıdem için hak kazanacağı ücret de azalacak.

 

Fon, sermayenin bilançosunu arttıracak

Kıdem hakkının bireyselleştirilmesinin bir diğer ayağı finansallaşma. Aynı bireysel emeklilik uygulaması gibi, kıdem için de fon hesapları açılacak. Bu fon hesapları faiz ve enflasyon karşısında eriyeceği gibi, özellikle sermaye için de bilançolarını arttırmak ve yeni kredi olanakları yaratmak için kullanılacak.

Tüm bu uygulamalar düşünüldüğünde, mevcut durumdaki aksaklıklara rağmen önerilerin daha geri bir noktadan konuyu ele aldığı görülüyor. İşçi sınıfının kıdem hakkına sahip çıkarak, iş güvencesinin tüm işçiler için sağlanması gereken temel hak ve özgürlüklerden biri olduğunu vurgulaması gerekli. Bununla beraber çalışabilen herkes için iş imkanının kamucu bir ekonomi ile sağlanması zorunluluğu da işin diğer bir boyutunu oluşturuyor. Dolayısıyla kıdem hakkı iş güvencesi ve kamucu bir ekonomik bakış açısıyla birlikte tartışılması gerekiyor. Aksi taktirde sermayenin alternatifleri hiç bitmeyecek.

 

Yukarı