ABD Kovulmalı, Bu Düzen Değişmeli
Serbest Kürsü

SERBEST KÜRSÜ | Her yaratıcı edim, öncesinde bir yıkımla başlar*

Dünyaca ünlü İspanyalı ressam, yontucu ve sahne tasarımcısı Pablo Picasso’ya atfedilen bu söz, ilk bakışta basit bir sözcük oyunu gibi gelebilir. Ancak değildir. Neden öyle olmadığını anlamak için öncelikle Picasso’nun yaşamına kronolojik olarak kısaca bakalım…

Mete Hisarlıoğlu

Dünyaca ünlü İspanyalı ressam, yontucu ve sahne tasarımcısı Pablo Picasso’ya atfedilen bu söz, ilk bakışta basit bir sözcük oyunu gibi gelebilir. Ancak değildir. Neden öyle olmadığını anlamak için öncelikle Picasso’nun yaşamına kronolojik olarak kısaca bakalım.

25 Nisan 1881’de doğan ve 8 Nisan 1973’de, 92 yaşında ölen Picasso, yaşamı boyunca pek çok ölümsüz yapıt bıraktı. Georges Braque ile birlikte “kübizm” akımının öncüsü olarak kabul edilen, “sürrealizm” akımında da yapıtlar veren Picasso’yu, çoğu sanat eleştirmeninin yaptığı gibi, yapıtlarındaki etki ve yönelimlere göre kategorize etmek yerine, Picasso’nun yaratıcı özgünlüğü ile aramızdaki ilişki ağını ortaya çıkarmaya çalışacağız.

***

Malaga’da doğan, ve küçük yaşlarda resme yönlenen Pablo Picasso, babası Ruiz Picasso’nun güzel sanatlar okulunda profesör olması nedeniyle 1891’de Coruña’ya taşınır. 1895’de küçük kardeşinin difteri nedeniyle ölümü üzerine Picasso ailesi bu kez de Barselona’ya taşınır. Burada da kısa süre geçiren Pablo Picasso, babası ve amcasının yönlendirmesiyle, döneminin en önemli sanat okullarından biri olan San Fernando Kraliyet Güzel Sanatlar Okulu’na gider. İlk çalışmalarında sembolik etkiler gözlenen Picasso, 1900’de ilk yolculuğuna çıkar ve “sanatın başkenti” olarak adlandırılan Paris’e gider, burada gazeteci-şair Max Jacob ile tanışır ve Madrid’de aynı evde yaşamaya başlarlar. 1901’de Jacob’un, Genç Sanat isimli bir dergi yayınlayan arkadaşı Francisco Asis Soler’in yazdığı politik makalelere illüstrasyonlar çizen Picasso’nun adı ilk kez bu çalışmalarda geçer.

1900’den 1917’ye kadar Paris’te çeşitli kültürleri tanıyan, Afrika ve ilkellik, analitik ve sentetik kübizm gibi etkilerin, yapıtlarında da gözlendiği Picasso, 1917 Şubat’ında İtalya’ya gider ve savaş sonrası kargaşayı izleyen yıllarda dönemin diğer pek çok sanatçısı gibi “düzene dönüş” düşüncesinin getirisi olarak neo-klasik üslupta çalışmalar ortaya koyar.

1925’te gerçek-üstücü yazar ve şair Andre Breton’un “Gerçek-üstücü devrim” dergisinde yayımlanan “Gerçek-üstücülük ve resim” adlı makalesinde Picasso’yu “bizden biri” olarak tanıtmasıyla eşzamanlı olarak sanatçının “Avignonlu kadınlar” adlı yapıtının reprodüksiyonu yapılır ve Picasso adı duyulmaya başlar.

Kapitalizmin 1929 Büyük Bunalımı sonrasında faşizmin ilk ayak sesleri gelmeye başlar. Almanya’da Hitler ve İtalya’da Mussolini’nin faşist iktidarlarının ardından İspanyol Cumhuriyetçi Ordusu içerisinde General Francisco Franco’nun liderlik ettiği milliyetçi bir grup darbe girişiminde bulunur ve dinci grupların da desteğini alır. 17 Temmuz 1936’da başlayan İspanya İç Savaşı sırasında General Franco, iç savaş sırasında diğer faşist ülkelerin desteğini de alır. 26 Nisan 1937’de Nazi Hava Kuvvetleri Guernica kasabasını bombalar. Bunun üzerine Picasso, yapıtları arasında yalnızca siyah ve beyaz renkleri kullandığı tek tablosu olan “Guernica”yı yapar. Temmuz 1937’de Paris Uluslararası Ekspozisyonu’nda sergilenen tablo yoğun ilgi görür. Yeri ve zamanı kesin olmamakla birlikte bir Alman generali Guernica’yı görmesi üzerine Picasso’ya “Bu tabloyu siz mi yaptınız?” sorusunu sorar ve Picasso bildiğimiz o yanıtını verir: “Hayır! Siz yaptınız!”

***

1 Nisan 1939’da Francisco Franco’nun, 1975’teki ölümüne kadar süren diktatörlüğünü ilan eder ve İspanya’daki cumhuriyetçiler baskı altında yaşamaya zorlanır veya sürgün edilir. İkinci Paylaşım Savaşı sırasında Paris’te bulunan ve Fransa’nın Naziler tarafından işgalini yaşayan Picasso 1935 – 1959 yılları arasında 300’e yakın şiir yazar, 1949 – 1973 yılları arasında ise yontu çalışmaları yapar.

Picasso’nun ilk politik çalışması 8 Şubat 1937 olarak tarihlendirilen “Franco’nun Rüyası ve Yalanı” adlı, gerçek-üstücü propaganda görselleridir. İşgal dönemi sonrasında, 1944 yılında Fransız Komünist Partisi’ne üye olan Picasso, 1945’te verdiği bir röportajda “Ben bir komünistim ve benim resmim komünist resim” açıklamasında bulunur. 25-28 Ağustos 1948 tarihlerinde Polonya’da düzenlenen Dünya Entelektüel Barışı Savunma Kongresi’ne katılır ve 1950 yılında Sovyet Hükümeti tarafından “Stalin Barış Ödülü”ne layık görülen Pablo Picasso, 1951’de “Kore’de Katliam” isimli bir diğer politik tablosunu resmeder. 1962’de “Lenin Barış Ödülü”ne layık görülen Picasso, 8 Nisan 1973’te Fransa – Mougins’de ölür.

***

“Her yaratıcı edim, öncesinde bir yıkımla başlar.” demişti Picasso.

Tarihte de hep öyle olmamış mıdır?

Devrimler ve atılımlar, hep büyük yıkımlardan sonra gerçekleşmemiş midir?

Büyük Ekim Devrimi öncesinin Çarlık Rusya’sına baktığımızda aynı olguyu görmez miyiz: Dostoyevski’nin, Tolstoy’un romanlarında okuduğumuz Rusya, toplumun çürüdüğü, aydın insanların büyük içsel bunalımlar yaşayarak umutsuzluğa düştüğü karanlık bir Rusya değil midir?

Ancak o bütün Rusya’da Lenin öncülüğündeki Bolşevikler, insanlık tarihinin en yaratıcı yapısı olan sosyalizmi inşa etmemişler midir?

Ya da kendi tarihimize bakalım. 1876’da “hürriyet getireceğim” diyerek tahta çıkan, 1877’de Rusya ile savaşa giren ve bu bahaneyle Meclis’i kapatan ve 33 yıl boyunca memleketi istibdad ile ezen, memlekete Alman emperyalizmini sokan II. Abdülhamid değil midir?

İstibdad yönetimi toplumu parçalamış da Balkan Savaşları’nda kardeş kardeşi vurmamış mıdır?

1911’den 1922’ye kesintisiz savaşmış, Osmanlı’ya vergi vermekten bitkin düşmüş Anadolu insanı, memleket işgal altındayken örgütlenip Kurtuluş Savaşı vermemiş midir?

Mustafa Kemal’in örgütlediği Türkiye toplumu; gericiliğin, emperyalizm işbirlikçiliğinin, kapitülasyonların, saltanatını devirip; yurtsever, laik, devrimci, “Yeni bir Cumhuriyet”i, alt-yapısıyla ve üst-yapısıyla, bütün kurumları ve bileşenleriyle bir “yapı” olarak inşa etmemiş midir?

Bugünkü tabloya bir bakalım:

16 yıl öncesine kadar ders kitaplarında yazdığı biçimiyle “dünya üzerinde kendi kendini besleyebilen az sayıda ülkeden biri” olan Türkiye varken bugünkü Türkiye; temel besinleri ithal eder duruma gelmiş, tarımın ve hayvancılığın yok edildiği, yer-altı ve yer-üstü bütün kaynakları para-babalarına peşkeş çekilmiş, toplum yararına üretim yapan bütün kamu kurum ve kuruluşları özelleştirilmiş; gericiliğin, fütursuzluğun, sapkınlığın, kadın cinayetlerinin, cehaletin egemen olduğu bir Türkiye.

Bugün Türkiye emekçilerine deli gömleği giydirilmeye çalışılmakta, aklımızla alay edilmekte, 24 Haziran korsan seçimlerinde “sağcıdan sağcı, faşistten faşist beğen!” denmektedir.

Şimdi biz de soralım: “Bu tabloyu kim yaptı?”

Bu tabloyu; Cumhuriyet’in üst-yapısını yıkanlar, emperyalist – kapitalist sistemin “yerli ve milli” işbirlikçileri yapmıştır.

Bu tabloyu; 6’ncı Filo’ya secde edenler yapmıştır.

Bu tablo’yu kendi çıkarları için memleketi parça parça satanlar yapmıştır.

Yıkım ortadadır, şimdi ise sıra yaratmaya gelmiştir.

Şimdi sıra, anti-emperyalist, anti-kapitalist, yurtsever, laik emekçilerin Sosyalist Cumhuriyet’ini yaratmaya gelmiştir!

***

*: Çeşitli kaynaklarda çeşitli biçimlerde bulunmasına karşın, sözün özgün İspanyolcası söylenişi “Todo acto de creación es, ante todo, un acto de destrucción”; İngilizcesi de “Every act of creation is first of all an act of destruction.” olarak karşımıza çıkmaktadır.

[1]: https://www.pablopicasso.org/

[2]: https://en.wikipedia.org/wiki/Pablo_Picasso

Kore’de Katliam, Pablo Picasso, 1951

Yukarı