“Bana oy verin, ben de sizlere tapu dağıtayım”

“Bana oy verin, ben de sizlere tapu dağıtayım”

29-01-2018 09:20

PUSULA | “Bana oy verin, ben de sizlere tapu dağıtayım”

Derin DEMİR

Dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından hayata geçirilen ve gecekondulaşmanın önünü açan 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatı, daha sonraki hükümetler tarafından oy toplama aracına dönüştürüldü. Belediyeler kanunu kullanarak kaçak yapılaşmanın önünü açıldı ve her gelen yeni hükümet gecekondulaşmayı arttırdı. Öyle ki, 1984 yılından bu yana İstanbul’da sadece gecekondulardan oluşan yeni semtler bile kuruldu.

‘‘Binaları kanunlara uydurmak değil, kanunları binalara uydurmak şartı vardı. Biz de öyle yaptık. Vatandaşın yaptırdığı yuvasını yıkmak, onu sersefil sokakta bırakmak bizim vicdanlarımızın işi değil.’’ demişti dönemin başbakanı Turgut Özal.

Yasalar değişti, Müteahhit-Belediye-TBMM üçgeni ile insan hayatı bir kenara itilerek kaçak yapılaşmalar bir gecede “kanuna uygun” hale getirildi.

“Bana oy verin, ben de sizlere tapu dağıtayım”

Özal, kürsüden gecekondulardaki seçmenlerine “Bana oy verin, ben de sizlere tapu dağıtayım” diye seslendi ve sözünde de durdu. Belediyelerin hizmet götürmediği bölgeler, kaçak statüsünden çıkarak resmiyet kazandı, yollar asfaltlandı, otobüs hatları koyuldu…

Af ile beraber şehirleşen gecekondular 5-6 katlı apartman haline geldi.

Özal’ın önünü açtığı ANAP’tan İstanbul Belediye Başkanı olan Bedrettin Dalan döneminde şehrin çevresinde mahalleler oluşuyorken, tarihi dokuya yönelik imar operasyonları da sürüyordu.

Tarlabaşı caddesinin bulvara dönüştürülmesi için yüzlerce yapı yıkıldı. Bu yıkımlar karşısında sesini yükselten halka yönelik Dalan şu unutulmaz ifadeleri kullanmıştı: “Yıkımlara neden karşı çıkıyorlar? Bunların mimari değeri yok. Zaten bizim ecdadımıza da ait değiller.”

Bu dönemde Haliç’in iki kıyısında da istimlak gerçekleşmiş, aralarında yüzlerce yıllık sinagogların da bulunduğu Yahudi, Rum, Ermeni ve Türk sivil mimari örneği birçok tarihi bina da kepçelerin altında kalmıştı.

Tarihi kent dokusunu tahrip eden bu yıkımlar, beklendiği gibi trafik sorununu da çözemedi. İstanbul imar affı ise yerle bir oldu.

Çoğu Dalan’ın kişisel kararlarıyla geliştirilen boğazdaki kazıklı yollar; Park Otel, Gökkafes, Swissotel, Conrad otel, yeşil alanların gökdelenlere tahsisi, Taşkışla’yı otel yapmaya kalkışması, yanlışlıkla kesilen Kuruçeşme’deki ulu çınar Dalan’ın İstanbul’u beton çöplüğüne dönüştürmesinin adımlarıydı.

Özellikle 90’lı yıllara gelindiğinde ise imar affı ile beraber haberlerde en çok gündem teşkil eden konu ‘malzemeden çalan müteahhitler’ olmuştu. Evler yıkılıyor, müteahhitler tutuklanıyor ama bizzat meclisten geçen ve belediyenin izniyle yapılan bu çalışmalarla ölümler artmaya devam ediyordu

İmar affı + deprem = ölüm

Özal’ın büyük bir heyecanla propaganda ettiği imar affı, en çok da depremlerde gündeme geldi/geliyor. 1999 yılında resmi rakamlara göre 20 bin yurttaşımızın öldüğü, onbinlercesinin yaralandığı, yaklaşık 40 bin konutun yıkıldığı, 40 bininin ise zarar gördüğü bir tablo tek başına fay hatları ile açıklanamaz. Özellikle İstanbul gibi çarpık yapılaşmaya sonuna kadar izin verilen, fazlasıyla göç alan bir kentte imar affı deprem ile birleşince sonuç göz göre göre gerçekleşen bir katliam oluyor.

Belediyeler boş durur mu?

Söz konusu imar olunca belediyelerin ağzının suyunun aktığı tartışmasızdır. AKP hükümetinden önce çıkarılan imar yasaları ile Türkiye’de birçok belediyenin yolsuzluk davasının gündeme geldiği hatırlanacaktır. Ancak 15 yıl devam edan AKP hükümeti boyunca yolsuzluk, tek başına imar gündemi ile değil, ülkeyi yönetim biçimi halini almıştır. CHP gibi muhalefete ise geçmişin ezberini bozmamak düşmüştür.

Özellikle son dönemlerde adından söz ettiren CHP’li eski Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar ile gündeme gelen belediyelerdeki yolsuzluk gündemi CHP’li de olsa yolsuzluğun devam ettiğini ayan beyan ortaya koyuyor.

2011 yılında CHP Ankara İl Başkanı Tarık Şengül, CHP’li Yenimahalle Belediye Meclisi’nin, Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Alacaatlı Mahallesi’nde imar haklarını 5 kat arttıran plan değişikliğine onay verdiğini, genel başkanlığını yaptığı TMMOB Şehir Plancıları Odası’nın bu karara açacağı davaya engel olması için de CHP’li bir yöneticinin bir aracıyla kendisine rüşvet teklif ettiği öne sürülmüştü.

2015 yılında Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çercioğlu’nun eşinin Çakırbeyli Karapınar mevkiinde, yapılaşmanın yasak olduğu birinci sınıf tarım arazisine, 900 metrekarelik, havuzlu ruhsatsız malikâne yaptırdığı öğrenilmişti. Sadece 75 metrekare çiftlik evi yapma izni olan, geri kalan 10 bin 225 metrekare alanın tarımsal özelliğinin korunması şartı bulunan araziye yapılan lüks malikâne için ne Aydın Büyükşehir Belediyesi’nden ne de bağlı bulunduğu Koçarlı Belediyesi’nden alınmış herhangi bir imar ve inşaat izni bulunmuyor.

Adından en çok söz ettiren CHP’li belediye ise Şişli belediyesi olmuştu. Mustafa Sarıgül’ün Şişli Belediye Başkanı olduğu dönemde birçok yolsuzluk ortaya çıkmıştı. Devamı da geldi. İmar durumunda 5 katlı olması gereken yapılar usulsüz bir biçimde 10-15 kata çıkarılıyor, kaçak gökdelenler yükseliyor, belediye çalışanları “imar vurgunu” gerçekleştiriyor… Böylece Şişli Belediyesi adeta imar yolsuzluğunun adresi haline gelmişti.

2014 yılında CHP’den Beşiktaş Belediye Başkanı seçilen ve geçtiğimiz aylarda görevden alınan Murat Hazinedar ise, göreve gelmesinin daha birinci yılında Beşiktaş’ta biri boğaz manzaralı villa ve biri de arsa olmak üzere piyasa değeri 10 milyon civarında olan iki adet gayrimenkul satın almıştı. Arından birçok imar yolsuzluğu haberinin de ardı arkası kesilmedi.

Son söz

Kapitalizme, piyasacılığa karşı bağımsızlığın, eşitliğin sesi yükselmedikçe ve bununla beraber söz konusu rant olunca püri pak bir yönetim modelini beklemek hayal olacaktır. Beklenen sadece korkutan bir deprem olacaktır!