emperyalizme karşı mücadele konferansı
Kadın

Nuray Yenil yazdı: 8 Mart kızıldır!

‘Kadın hareketi, kadın mücadelesi ya da kadın örgütü dersem yolumdan saparım’ ürkekliğini taşımadan, tarihsel mirasımızın hakkını vererek, güncel sorunlara eğilen, kurtuluş yolunu işaret eden, sınıf mücadelesinde ön safları tutan yeni bir kadın hareketi yaratılmalıdır.”

Emekçi sınıfların bugün var olan, kazanılmış haklarını geçmişte verdikleri mücadelelere ve ödedikleri bedellere borçlu olduklarını biliyoruz. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü böylesi bir tarihsel kesitte şekillenmiştir. Ancak mücadele deneyimleri, işçi sınıfına öğrettikleri kadar sermaye sınıfına da ders olmuştur. Emekçi sınıfları sadece baskı aygıtları ile dize getiremeyeceğini anlayan sermaye sınıfı ideolojik aygıtları daha etkin kullanmanın yollarını aramıştır. Tarihi aşındırmak, tarihsel belleği manipüle etmek konusunda epey yol kat ettiklerini teslim etmeliyiz.

Yıllardır “emekçi kadınlar” vurgusunun üstünü kapatmaya çalışan sermaye iktidarı, 8 Martları birer tüketim vesilesi haline getirmek için büyük bir gayret içerisine girdi. Bugün de 8 Mart yaklaşırken, kadınlar için eğlence programları tertip edilmiş, indirimler vitrinlerde ki yerini almaya başlamıştır.

Bir diğer garabet, gericilerin daha çekingen bir şekilde de olsa 8 Mart kutlamaları. Geçtiğimiz yıl AKP’nin kadın örgütü KADEM’in Abdi İpekçi Spor Salonu’nda düzenlediği 8 Mart etkinliği hatırlanabilir. Başkanlık Referandumu öncesi yapılan bu etkinlikte başından sonuna AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan salondaki kadınlara hitap etmiş sonunda da kadınlar gününü kutlamıştır. Erdoğan konuşması boyunca sol değerleri ayaklar altına alırken, millî değerlerimizin öneminden bahsetmiş “batıdan alacak bir şeyimiz yok” gibi süslü cümlelerle salondaki coşkuya hitap etmiştir. Pek tabi danışmanları tarafından kandırılmış olan Erdoğan, 8 Mart’ı İslam aleminin kutladığı önemli gün ve haftalardan biri sanmış olabilir. Salonu dolduran kadınlarda muhtemelen ‘nedir bu 8 Mart?’ diye merak edip bakmamışlardı.

Bu örnekler karşı cenahtan. Peki bizim mahallede durum ne? Kadınların cinsel kimliğinden yola çıkan, temel problemi erkek egemen toplum yapısı olarak tanımlayan, sokak eylemlerine erkek katılımını tartışma konusu haline getiren sınıf körü feminist hareket, 1857 yılında greve giden New Yorklu dokuma işçisi kadınların, 1917 yılında sokakları “ekmek ve barış” sloganları ile dolduran Petrograd’lı kadınların mirasını ne kadar taşıyabilir?

İnsanlığın tarihsel ilerleyişini “kadın gözlüğü” ile irdeleyip, bugün AKP iktidarı ile birlikte yaşanan toplumsal gericiliği “muhafazakarlık” kavramıyla ikame etmeye çalışmak yaşadığımız tarihsel kesiti hafife almaktır örneğin.

“Türbanımı da takarım şortumu da giyerim” sloganlarıyla kadının kurtuluşuna değil gericiliğe hizmet edilmektedir örneğin.

“Hepimiz kadınız aynı saftayız” masallarıyla sömürünün üzeri örtülmekte kadının kurtuluşu başka bahara bırakılmaktadır örneğin.

Üzerine ölü toprağı serpilmiş olan sosyalist hareket ise kadın sorununa doğru yanıtlar üretmenin yanı sıra temsiliyet üstlenmeli, kadın mücadelesinin adresi haline gelmelidir. ‘Kadın hareketi, kadın mücadelesi ya da kadın örgütü dersem yolumdan saparım’ ürkekliğini taşımadan, tarihsel mirasımızın hakkını vererek, güncel sorunlara eğilen, kurtuluş yolunu işaret eden, sınıf mücadelesinde ön safları tutan yeni bir kadın hareketi yaratılmalıdır. 1789’da Fransız İhtilali’nde, 1857’de Amerika’da işçi grevlerinde, 1917’de Ekim Devrimi’nde, 1940’lı yıllarda faşizme karşı mücadelede ön saflarda yer alan kadınların bizlere bıraktığı miras budur. Kadının kurtuluşu davasını işçi sınıfının kurtuluşu davasının ayrılmaz bir parçası olarak gören ve bu doğrultuda amansız bir savaşım veren, 8 Mart’ın emekçi kadınlar günü olarak kutlanmasına ön ayak olan Clara Zetkin’in yolu budur. Bu yol yeniden açılmalı, kadınlar sınıfsız, sömürüsüz bir yaşamın kuruluşunda yerini almalıdır. 8 Mart yeniden hatırlamak ve hatırlatmak için bir vesile olsun.

 

Yukarı