PUSULA 54

PUSULA | İrtica bitti mi?: Dünün irticai ayaklanmaları üzerinden bugüne bakmak

2012’de zaman aşımına uğratılarak yobaz katillerin ”aklanmasıyla” sonuçlanan davaya ilişkin ”Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” beyanları ve ”Sivas katliamı demekten imtina ediyorum, çünkü hakikaten katliam başka bir şey. Birisi gidip doğrudan insanları katlettiği zaman katliam olur. Orada bir kişinin gidip birisini doğrudan doğruya katlettiği vaki değil.” sözleriyle aklama çabaları ortada…

Umut Kuruç

Sivas katliamının bir yıldönümü daha geride kaldı… 2012’de zaman aşımına uğratılarak yobaz katillerin ”aklanmasıyla” sonuçlanan davaya ilişkin ”Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” beyanları ve ”Sivas katliamı demekten imtina ediyorum, çünkü hakikaten katliam başka bir şey. Birisi gidip doğrudan insanları katlettiği zaman katliam olur. Orada bir kişinin gidip birisini doğrudan doğruya katlettiği vaki değil.” sözleriyle aklama çabaları ortada…

Sivas katliamı gibi yobaz kalkışmaların tarihi bu topraklarda oldukça eskidir. Biz 20. yüzyılla sınırlayalım.

31 Mart vakasıyla başlatırsak, II. Meşrutiyet’in ilan edilmesine karşı gericilerin şeriat talebiyle1909’daki ayaklanmasıdır. Ayaklananlar arasında İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti üyesi Said-i Kürdi (Nursi) de vardır.

Emperyalist işgale karşı verilen Kurtuluş Savaşı yılları, Kuvayı Milliye’yi zayıflatmak üzere manda ve şeriat için örgütlenmiş isyanların, ayaklanmaların sürdüğü yıllardır.

Kurtuluş savaşına karşı şeriat talebiyle başlatılan isyanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. 1919 ve 20’lerde Anadolu’nun gerici ayaklanmaları arasında Bozkır ve Şeyh Eşref ayaklanmalarını, Balıkesir- Bandırma civarındaki Anzavur Ahmet, Adapazarı-Düzce isyanlarını, Yozgat, Zile ve Konya ayaklanmalarını sayabiliriz. Elbette, bağımsızlık savaşına karşı özellikle emperyalist ülkelerle temas azımsanmayacak olan bu tip isyanların tamamını bu sayfalarda ayrıntıları ile yazmak mümkün değil.

Cumhuriyet’in kuruluşu ile birlikte bugün kahraman ilan edilen, iade-i itibar talep edilen, isimleri okullara, meydanlara verilen gericilerin merkezinde yer aldığı Şeyh Said isyanı ile İskilipli Atıfve Menemen olaylarının Sivas katliamı, 1960’ların Kanlı Pazarı, 1970’lerin Maraş ve Çorum katliamları ile bağlantısını unutmamak gerekiyor.

“Bizi Türklerle birlik kılan şeriat ve hilafetti, Türkler şeriatı yok sayıp hilafeti kaldırdıklarına göre artık bizi birbirimize bağlayan bir şey kalmamıştır.” sözlerinin sahibi olan Şeyh Sait için iade-i itibar istenmesi, ”Doğu’da 60 bin Nursi talebem ile komünistliği ben önlüyorum” diyerek 1950’lerde yıldızını parlatmaya uğraşan Said’i Nursi’yi anma etkinliklerinde güzelleme yarıştırılması, şeriatçı ve işbirlikçi bir yobaz olan İskilipli Atıf’tan ”şapka takmadığı için idam edildi” denerek kahraman çıkartılması, tabutuna çivi çakılan Cumhuriyet’le hesaplaşmanın henüz bitmediğini de gösteriyor.

1919’larda Kurtuluş savaşı sırasında yaygın biçimde sürdürülen şeriatçı ve mandacı ayaklanmalar, 1920’ler ve 30’larda Cumhuriyet’in aydınlanmacı ve laik kazanımları karşısında da sürdürülmüştür. 1940’ların ikinci yarısında toplumsal ilişkilerinin güçlenmesinde kurumsal katkıların da sağlandığı irticai hareketlere siyasi olarak da alan açılmıştır. 1950’lerle birlikte Milli Türk Talebe Birliği, Komünizmle Mücadele dernekleri gibi örgütlenmelerle serpilen ve ilericilere, sosyalist ve komünistlere karşı irticai kalkışmalar olarak desteklenen bu hareketler, Meclis’te ve devletin çeşitli kademelerinde kadrolaşmıştır.

1919 ve 20’lerde başarılamayan, Maraş, Çorum ve Sivas katliamları ile sermaye düzeninin ihtiyaçlarına uygun biçimde gerciliğin tarihsel misyonunu yerine getirdiği dönüm noktalarıdır.

Gericiliğin Cumhuriyetle mücadelesi 1923 kuruluşuna dek sürmüş, bağımsızlık mücadelesiyle belli dönemeçlerde teması olan kimi kadroları ileriki yıllarda Cumhuriyetin değerleriyle mücadele ve hesaplaşmaya uzanacaktır.

Bu hesaplaşma kendini bir yandan irticai ayaklanmalarda, diğer yandan özellikle 1940’ların ikinci yarısından itibaren siyasette ve onun belirlediği toplumsal yapıda gösterecektir.

1920’ler ve 30’larda yüzde 80’den fazlası yoksul ve yoksun köylü olan coğrafyada toprağın dağıtımını engelleyen de gericiliğin temsiliyetini üstlenen büyük toprak sahiplerinden başkası değildir. Aynı toplam, serpilmekte olan sanayi burjuvazisiyle ele ele verip 1940’ların ikinci yarısında Toprak Reformunu ve onun toplumsal ayağı olan Köy Enstitülerini doğarken öldürecektir. Aynı yıllarda ABD emperyalizminin başını çektiği kommünizme karşı gerici kuşatma uluslararası düzeyde de yükseliştedir.

1950’de Demokrat Parti iktidarı ile birlikte gericiliğin siyasal örgütlenmesi için zemin daha da uygundur. Tarikat ve cemaatler güçlenir, dinci gericiliğin önü açılır, toplumsal ilişkilerdeki ağırlığı artar.

1960’ların Kanlı Pazar’ı, 1970’lerin Maraş ve Çorum katliamları, 1990’ların Sıvas katliamı sonrasına sermaye sınıfı ve emperyalizmin krizleri açısından belli çıkışları beraberinde getirir.

Cumhuriyet’in en ileri kazanımlarından diyebileceğimiz laiklik sürekli tırpanlanmış,  din, devletten ayrışmadığı gibi dinci gericilik ekonomik ilişkilerin ve toplumsal yaşamın içerisinde varolmuş, ilişkileri ve özellikle belli dönemlerde siyaseti belirleyen bir egemenlik kurmuştur. Dinci gericilik bu zeminden beslenmiş, tarihsel köklerini sürekli yeniden ürterek güçlenmiştir.

Sermaye düzeninde zaman zaman milliyetçilikle de desteklenen dinci gericilik, bu düzenin ihtiyaçları doğrultusunda belirli tarihsel anlarda işlevlendirilir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası 1940’ların sonu ve 50’ler, yükselen işçi sınıfı hareketleri ve ilerici mücadeleler dönemi olan 1960’lar, uluslararası sermayenin krizine takbül eden 1970’ler ve  Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte emperyalizmin ”yeni dünya düzeni” arayışı gerek dünyada gerekse Türkiye’de gericiliğin alanının açılarak işlevlendirildiği 1990’larla başlayan dönemlerdir.

1990’larda Sivas katliamıyla yaşanan kırılmanın üzerine 2002’de iktidara gelen AKP ile gericilik Türkiye’de başka bir zemine sıçramıştır. Emeperyalizm tarafından çokça talffuz edilen ılımlı islam Türkiye’de yeni rejimin en önemli sac ayağıdır artık. Hiç olmadığı kadar toplumsal alanda ve ilişkilerde egemendir. Hiç olmadığı kadar sermaye içerisinde pay sahibidir ve hiç olmadığı kadar siyasi güce sahiptir.

Bu zemin sadece AKP ve seleflerince değil, o seleflere meşruiyet katan, gericiliği bir toplumsal renk, gerici figürleri kahraman ilan edenlerce de kurulmuştur. Bu zemin, ”Dindar nesil yetişmesine engel olmam yardımcı olurum” diyenlerin,  “İdamlarının 93. yılında Şeyh Sait Efendi ve 47 yol arkadaşını saygıyla anıyor ve katillerini bir kez daha kınıyor ve lanetliyoruz” diyerek yobaz işbirlikçileri ananların katkılarıyla kurulmuştur. Kurulan bu zeminin gerici kalkışmaların, katliamların yaşanmayacağı değil, yaşanabilme olasılığını daha da güçlendiren bir sürece açık olma olasılığını göz ardı etmemek gerekir.

Arap Baharı adlandırmasıyla emperyalizmin manipülasyonlarının meşrulaştırıldığı süreç, bizzat bu gerici tarihin bugünkü taşıyıcısı olan yobaz çetelerin beslenip büyütüldüğü bir döneme tekabül etmektedir. Bu çetelerin 1919’larda, 20’lerde, 30’larda, 40’larda, 50 ve 60’larda, 1970’ler ve 1990’lardaki gerici kalkışma ve katliamları gerçekleştirenlerle tarihsel, ideolojik ve siyasi akrabalığı açıktır.

Bugün, Milli Görüş’ün bağrından çıkan 16 yıllık AKP iktidarı 1900’lerle başlattığımız bu tarihin meşruiyetini güvence altına almıştır.

Kadın düşmanlığı, bilim düşmanlığı, laiklik düşmanlığı ve elbette insanlığın bütün ileri birikiminin düşmanlığı artık bir toplumsal motif haline gelmiştir. Bu karanlığın figürleri arasında Şeyh Saitler, Saidi Nursiler, İskilipli Atıflar ve daha çokça karanlık isim halk önderleri olarak anılabilmektedir.

Her ne kadar gericilikle uyumlu bir toplumsal yapıyı el birliği ile kurmaya, bu yobazlarla toplumsal barışı tesis etmeye uğraşsalar da, bu zemine basmaya direnen toplumsal kesimler hiç de azımsanmayacak büyüklüktedir. Bu nedenle, Sivas’ta katledilen insanlarımızı anmak için ağızlarını açarken iki kere düşünmeleri gerekir. Hala cenazesini kaldırdıkları Cumhuriyet’le hesaplaşmak adına yobaz katilleri aklayarak, iade-i itibar talep edenlerle, onlardan kahraman çıkarmaya çabalayanlarla hesaplaşacaklar vardır bu ülkede, ve onlar örgütlü bir güce dönüştüğünde ancak gericilik tarihin çöplüğüne gömülecektir.

PUSULA’NIN DİĞER YAZILARI

PUSULA 2 – Sivas katliamı: AKP’nin ayak sesleri

PUSULA 3 – AKP gericiliği ile Kürt gericiliğini ortak paydada buluşturan Şeyh Said ayaklanması

Yukarı