Medya

Yeni Akit büyük oyunu gördü: ‘Erdoğan babamız’ kampanyası yeni bir kalkışmanın hazırlık evresi mi?

AKP’nin yayın organlarından Yeni Akit, “Erdoğan babamız” kampanyasının yeni bir kalkışmanın hazırlık evresi olabileceğini yazdı

AKP’nin yayın organlarından Yeni Akit, “Türkiye evimiz, Erdoğan babamız” kampanyasının yeni bir kalkışmanın hazırlık evresi olabileceğini ileri sürdü. Gazete, söz konusu iddiayı değişik hatırlatma ve açıklamalarla destekledi.

Zekeriya Say imzası taşıyan yazıda; “Erdoğan’ın lehineymiş gibi gözüken bu kampanyanın, aslında Erdoğan’ın aleyhine kurgulanmış bir “kara propaganda”nın ilk adımı olduğuna yönelik ciddi endişelerim var” ifadeleri kullanıldı.

Freud’un baba tanımı kanıt oldu!

Yazar, Freud’ın “baba” tanımını iddiasına dayanak olarak gösterdi. Say, şu ifadeleri kullandı:
“Eğer, “Psişik” olarak “babacı” toplumları ele almak gerekirse, o zaman da; Psikanalizin babası Sigmund Freud’un “ataerkil” toplumlarla ilgili o meşhur analizine yeniden göz atmakta fayda görüyorum.

Freud, kurguladığı “ataerkil despotizm” analizinde;

“Babanın (biyolojik değil, görece ihtiyaç duyulan baba figürü) zorba yönetimi, oğulların ayaklanmasına neden olur ve babanın yasaklarını ve onun baskıcı düzenini katlanılmaz bulan kardeşler el ele vererek babayı öldürürler.” der.

Böylece;

“Babanın katli”nin “özgürleştirici eylem” hüviyeti aldığını iddia eder.”

Yazının devamında şu ifadeler kullanıldı:

“Evet!..

Freud’un analizinden de anlaşılacağı gibi, “biyolojik baba”nın haricinde, görece olarak ihtiyaç duyulan “baba” figürü, “tahakkümü” ve “despotizmi” temsil etmektedir. Bu tarz otoriter babalar, evlatları (halkı) tarafından öldürüldükçe, toplum da özgürleştiğine inanır.

Örnek verecek olursak,

Libya eski lideri Muammer Kaddafi, kendi halkı tarafından infaz edilmeden önce; “Evlatlarım, ben sizin babanızım” demesine rağmen öldürülmekten kurtulamamıştı.

Veya,

Saddam Hüseyin’in idam edilmeden önce, bir baba edasıyla halkına; “Birlik içinde kalın” demesi.

***

Gördüğünüz gibi;

“Otoriter” ve “despotikbaba”ların sonu, genelde evlatlarının yani halkının elinden olmuş.

Bunu bilen bazı mihraklar, benzer bir “akıbetin” Erdoğan’ın başına gelmesini istediğinden olsa gerek;

Uzun zamandır Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı bu tarz bir “despotik” ve “otoriter baba” figürü haline getirmeye gayret ediyorlar.

*

Tayyip Erdoğan’ın üslubunu gerekçe göstererek, onun “otoriter bir dil kullanmak”la ilk itham eden isimlerden biri, FETÖ’nün aydın devşirme platformu “Abant Toplantıları”nın müdavimi, Doç. Dr. Ferhat Kentel’di.

Kentel, 2008 yılında verdiği bir mülakatta;

“Erdoğan ‘baba’ olmak istiyor” diyerek, onun;

“daha ataerkil, daha erkekçe, daha milliyetçi ve daha otoriter bir dil kullandığı”nı ileri sürmüş, Erdoğan’ın;

“askerler gibi otoriter bir baba” olduğunu iddia etmişti.

***

Ferhat Kentel’den sonra Tayyip Erdoğan’ı “baba” ilan etme sırası, yine Gülen’e yakınlığıyla bilinen Fehmi Koru’ya gelmişti..

Koru, 28 Kasım 2012’de, Star gazetesinde yazdığı;

“Tayyip Bey’i anlamak” başlıklı yazısında, Erdoğan’ın “sert baba”lığını giderek daha da fazla belli etmeye başladığını…

“Babanın sert olduğu ailelerde esas önemli olanın çocukların tavrı olduğunu…

“Erdoğan’ın yalnızca, gençler büyüyüp karşısında haklı çıktıklarında geri adım atacağını” ifade etmişti..

*

Fehmi Koru’nun ilk bakışta pek bir anormallik varmış gibi gözükmeyen mahut yazısındaki maksadını deşifre etmek ise, ertesi gün Ahmet Hakan’a düşmüştü.

Ahmet Hakan, 29 Kasım 2012 tarihli Hürriyet gazetesinde kaleme aldığı;

“Müjde! İlk ‘başkan baba’ yazısı yazıldı” başlıklı yazısında;

MARQUEZ’in “Başkan Babamızın Sonbaharı” adlı kitabına atıfta bulunarak;

“Acaba Türkiye’de ‘başkan babamız’ yazısını ilk kim yazacak?” diye merak ederim.

Dikkat!

O yazı yazıldı.

Henüz bize özgü “başkanlık sistemi” gelmedi ama bize özgü “başkan baba” yazısı yazıldı.

Kim mi yazdı?

Fehmi Abi yazdı.

Tayyip Erdoğan’ı anlamak” başlığını atmış yazısına Fehmi Koru.

Özetle şunları diyor:

Sert babalar, çocuklarının iyiliklerini istedikleri için sert davranırlar.

Bu durumda bütün iş çocuklara düşmektedir.

Sert babaları ancak çocuklar yumuşatabilir.

Çocuklar doğru tavır sergilerse babalar da geri adımlar atarlar.” sözleriyle, Koru’nun yazısını deşifre ediyor.

Ahmet Hakan yazısının sonuna da;

“İlahi Fehmi Abi!

Marquez olamadan “başkan baba” yazısı yazmayı başardın.

Bir Marquez değilsin ama az da değilsin hani…” diye “not” düşmeyi ihmal etmiyor.

* * *

Peki,

“Garcia Marguez’in“Başkan Babamızın Sonbaharı” adlı romanında ne anlatılıyor?” diye merak ediyorsanız…

Onun da cevabı, Cumhuriyet yazarı Mine Söğüt’ün aşağıdaki satırlarında gizli:

“İşte bu yüzden biz Marquez’i çok sevdik.

“Hem bizi gerçeklerle yüzleştirdi hem de onları alt edebilme gücümüzü hatırlatıp bizi büyüledi.

“Başkan Babamızın Sonbaharı” adlı romanında anlattığı general mesela…

O generalin birazı Kenan Evren’dir; birazı Tayyip Erdoğan.

Çoktan ölüp gitmesi gerektiği halde yüz yaşını geçmiştir.

Ve hâlâ inatla halkı yönetmeye devam etmektedir.

(…)

Ve çok da zalimdir.

Bu arada hep ihanete uğrar.

En yakınındakiler bile onu devirme planları yapar.

Hepsiyle devamlı mücadele etmek ve kimsenin gözünün yaşına bakmamak, iktidarına zeval getirecek ufacık bir açık bile bırakmamak zorundadır.

İktidarını sürdürebilmesi buna bağlıdır.

O yüzden kendisiyle alay eden papağanlar dâhil, herkes hemen ortadan kaldırılır.

Uçurtma uçurmayı yasaklar.

Küçük çocuklar için öldürme emri verir.

Sonra o emri uygulayanı da öldürtür.”

*

Gördüğünüz gibi, yukarıda isimleri zikredilen “kalem erbapları,” Garcia Marquez’in romanından hareketle;

Erdoğan’ı ömrünün sonbaharında bir “Otoriter Baba”ya benzetmekle kalmıyor, onun yalnıza “gençlerin kıyamıyla” alaşağı edileceğini de ima ediyorlardı. Bize de, bu satırlardan yalnızca birkaç ay sonra patlak veren “Gezi olayları”nı, “tesadüf” kelimesi izah etmek kalıyordu.

*

Hazır “tesadüf” demişken…

Gezi protestolarının son günlerinde, şimdilerde FETÖ iltisakıdan dolayı kurucusu firari olan “Genç Siviller”in, Erdoğan’a mektup yazıp;

“Babamız, hocamız değil sadece başbakanımız olun.” demesi de, “tesadüf(!)” olsa gerek.

*

İzin verirseniz;

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “babamız” diyerek, “diktatör” iması yapılmasıyla ilgili son bir “tesadüf” örneği daha vermek istiyorum:

Bu seferki isim ise, Cumhuriyet yazarı Kadri Gürsel.

Gürsel,

FETÖ’nün alçak darbe girişiminden 3 gün önce, yani 12 Temmuz 2016’da;

“Erdoğan babamız olmak istiyor” başlıklı bir yazı yazmış;

”Madem Erdoğan zorla babamız olmak istiyor, o halde Türkiye’nin bütün ihtiyacı, Tunus’taki diktatörün devrilmesine yol açan kıvılcıma çakan Muhammed Buazizi gibi asi bir evlattır.” diyerek,

Freud’un “ataerkil despotizm” kurgusunda olduğu gibi;

Erdoğan’dan kurtulmak için “oğulların ayaklanması” gerektiğini ima etmişti.

Sonuç malum…

*

Hülasa!..

Şunun şurasında seçimlere iki hafta gibi kısa bir süre kalmışken; yüzleri maskeli, kimlikleri gizli bir takım gençlerin ortaya çıkıp, ellerinde sprey boyalarla buldukları her yere; “Türkiye evimiz, Erdoğan babamız” yazmalarını kimse makul ve masum bir olay olarak görmemeli…

Zira, ne zaman birileri kalkıp Erdoğan’a “baba” dediyse, ülke hep bir felaketin eşiğinden döndü.

Aynı taktik her seferinde başarısız olduğu için, bu kez “masum” görünümlü bir kampanya ile bizi, Erdoğan’a “baba” demeye zorluyorlar.

Eğer biz, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a “babamız” demeye başlarsak, onların işi çok daha kolaylaşacak…

***

Bakın daha şimdiden, karne bahanesiyle “lise öğrencisi” kılıklı provokatörlerin Kadıköy’de kendilerini göstermesi…

Üstüne bir de,

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun;

“Yeni bir darbe planları var ama güçleri yok” çıkışı…

Tüm bu olanları üst üste koyduğumda;

Oyunun yine “gençler” üzerine kurulduğunu, “Türkiye evimiz, Erdoğan babamız” kampanyasının da, muhtemel bir kalkışmanınhazırlık evresi olduğunu düşünüyorum…

Bu bilinçle, müteyakkız olalım, müteyakkız kalalım!..

Öz babamızdan başka hiç kimseye de “baba” demeyelim!..”

Yukarı