Köşe Yazıları

TKP'den geçenler, TKP'nin geçemedikleri...

Türkiye sosyalist-komünist hareketinin, ülkenin cumhuriyet tarihi boyunca, girdiği kavganın bir bölümü de kaçınılmaz olarak düzen solu ile verilmiştir.

İlk olarak TKP’nin kuruluşu ile cisimleşen, TİP ile sosyalizmin toplumsal bir seçenek haline gelmesiyle ete kemiğe bürünen, 1960 ve 70’li yıllarda devrim arayışında önemli ve özel bir yerde duran, 1980 darbesi ve SSCB çözülüşü sonrasında inadı ve kavgayı geriye çekmeyen bir geleneğin ülkenin solu ile verdiği kavganın özünde aslolarak iktidar perspektifi vardır. Geriye kalanlar bu kalın çizginin ince ayrıntılarıdır.

1920 yılında TKP kurulurken, ülke koşullarını analiz ederken, altında, Anadolu’nun sosyalizme açık olduğu ve bunun örgütlenebilir olduğu fikri yatmıştı. O zaman bu çıkışa yan bakanlar, ütopik bulanlar vardı, fakat tehlikeli akım olarak görenler işi ciddiye almışlardı çoktan. TKP’nin ilk önder kadrosu tasfiye edilmiş ama kendisi asla tasfiye edilememişti.

1960’lı yıllarda TİP kurulduğunda, sosyalizmin sesi, başka seslere karışmadan ilerlemiş, TİP, haklılığı, siyaseti, sınıf ile kurduğu bağlarla sosyalist ideolojiyi güçlendirmişti.

Sosyalist hareket içinde farklı mücadele yöntemleri izleyenler, Sovyetler Birliği’ni düşman görenler, hareketçiliği başa yazanlar, işçi sınıfının öncülüğünü kağıt üzerinde görenler de çıktı. Ancak partili gelenek, tarihsel görevlerinden vazgeçmedi, sosyalizmi geriye çekmedi ve işçi sınıfının tarihsel mücadelesini hep başa yazdı.

Sonra faşist darbe geldi. SSCB çözüldü. Ortaya yeni teoriler de döküldü. Teori ve pratiği rafa kaldıranlar da oldu. Artık kavga umut, haklılık, irade üzerine veriliyordu. Belki de en zoru buydu. Dönenler ve duranlar burjuvazinin mutluluğundan daha tehlikeli daha zorlayıcıydı. Zorlandı, zorlandı ve bu dönem de bitti. Çizgi devam edenler ile etmeyenler arasında çekildi.

90’lı yıllarda devam edenlerin seçtiği farklı yolların kırılmaları, yamaları hemen kendini gösterdi. Aşamacılık, kimlikçilik, liberalizm, demokratizm ne ararsan vardı. Ama devrim, sosyalizm dersen, işte o, bu cenah için çok uzaklara atılmış, TKP geleneği için ise yolun kendisi ile kısaltılması arasında fark kalmamıştı.  O yolda tek başına yürüyen TKP, kendi yolunu açmış, umut, ısrar ve inat her geçen gün belirginleşen haklılık ile daha fazla buluşmaya başlamıştı. Kavga bu defa çok boyutlu veriliyordu. Ne 70’li yıllardaki devrim arifesi psikolojisi vardı ne de güçlü toplumsal sol örgütler. Ama ideolojik sapmalar, yeni kavramlar ve siyasi önermeler önce iktidardan vazgeçme halinin giderek sosyalizmden vazgeçme noktasına getirmiş oldu; ülke solu sağa kaymıştı…

Yakın tarih ise ortada. 16 yıllık bir AKP iktidarında ülke solu nasıl bir sınav verdi diye sorarsanız şu gerçekleri karşınızda bulursunuz.

1- “AKP’ye bir bakalım ne çıkacak?” diyerek asgari kavgayı dahi rölantiye alanlar haksız çıktı. AKP’yle ilk günden itibaren kavgaya tutuşan gelenek haklı çıktı.

2- 2010 referandumunda sol artıklarının “Yetmez Ama Evetçiler”i haksız çıktı. 2010 referandumunda boykot diyenler, AKP’ye kazandırdı. Sosyalist Blok’un Hayır’ı sağla, AKP ile hesaplaşma yolunu açtı.

3- AKP’nin Kürt ya da barış açılımının tüm aktörleri AKP’yi güçlendirdi. Ülkeye “onursuz bir barış“ adahi gelmedi. AKP’nin takiyeciliğine karşı taktik geliştirenler yerine ilkesel bir mücadele örenler haklı çıktı.

4- Ergenekon operasyonlarında “yesinler birbirlerini“ diyenler cumhuriyetin tasfiyesi yoluna körleşerek bakarken, gözünü açıp sürecin daha da Doğu’ya gelmesini bekleyenler, Sivas’ın doğusundaki Ergenekon’u işaret ederek, kapalı desteklerini açığa çıkaranlar, AKP’yi meşrulaştırdı. O dönemde ülkenin felaketin eşiğinde olduğunu söyleyerek, düzenin tüm ayaklarına vuran gelenek haklı çıktı.

AKP bu 16 yıl boyunca, diktatörlüğünü sadece kendi yeteneği ve sermaye desteği ile değil aynı zamanda ülke solunun verdiği bu kötü sınav ile de tesis etti.

Peki şimdi zamanın ruhu “zararın neresinden dönersek kar ederiz” cümlesinde mi yatmaktadır?

Sanırız bu kadar basit değil.

Bir kere, yukarıda yazılanların bir kısmında hata yaptıklarını söyleyenler ironik olarak, Hasan Cemal, Oya Baydar, Cengiz Çandar gibi liberaller…

Ülkenin sol ya da öyle olduğunu söyleyen öznelerine bakarsanız, ortalık, “sor bakalım neden yaptım” siyasetinden hala geçilmiyor. Ve hatta, AKP’nin ıslahından vazgeçilemiyor, yeni barış açılımı özlemleri dahi gizlenemiyor.

İdeoloji ve teori, siyaseti belirliyor. Ülke solunun 80 sonrasında şekillendiği kap halen varlığını koruyor.

Ancak, bu kapta şekillenmemiş olup, yukarıda özetlenen sürecin hep haklı yanında olanların kap değiştirmesine ne demeli?

Bir dönem TKP Genel Başkanlığı yapmış Erkan Baş’ın ve onlarca üyenin, çok değil üç sene önce altına imza attıkları metinlerin şimdi tam tersini yapmalarının siyaset dilinde onlarca karşılığı var. En basitinden bir ilkesizlik hali almış başını gidiyor… Yakışmıyor diyeceğim ama işte insan hep kendine yakışanı giyiyor. Moda bu…

TKP kapısından içeri girmek, her zaman düzenin farklı seçeneklerine şerbetli olmak anlamına gelmez. Bu genel başkanlar için de böyledir. Zaman eleyicidir, sınayıcıdır. Nefesini tüketenler, kendini, hiç anlamadan bu geleneğin dışında bulur. TKP tarihinde bu ilk örnek değil ama son örnektir. Düzen solunun kopardığı bundan ibaret olacaktır. Saflar netleşmiştir.

TKP geleneği vazgeçmez, TKP geleneğinden vazgeçenler varsın geçsin. Varacakları yeri en iyi biz biliriz.

Yukarı