Köşe Yazıları

Solcuyuz, düzenin yolcusu olmayız!

En başta söylenmesi gereken şudur: 24 Haziran seçimleri korsan bir seçim olarak emekçi halkın karşısına çıkarılmıştır. Böylece seçim sath-ı mailinden seçim sathına geçen ülkemizde 24 Haziran seçimlerinin damdan düşer gibi gündeme getirilmesinin hem koşulları hem de anlamı sorgulanmak durumundadır.

Bu seçimin koşulları konusunda söylenecekler basit: Ortada adil bir yarış değil, AKP’nin yeni bir dayatması bulunmaktadır. Daha dün, 16 Nisan referandumu üzerine kopartılan “seçim güvenliği” fırtınası bugün konu bile edilmiyor. Sandık sandık seçim güvenliği üzerine ortak arayışlar gündemden düşmüş, birinci turda hangi düzen aktörü aday olacak gündemi ülkeyi sarmış bulunuyor. AKP iktidarı, iktidarını garantilemek için bırakın oyları, seçimin kendisini çalmaya ve korsanlığa yeltenmiştir. Durum kısaca bundan ibarettir.

Öte yandan, bu korsanlığın altında yatan nedenlere ve bu anlamıyla seçimin anlamına dair de birkaç noktanın altı çizilmeli. Her şeyden önce AKP eliyle kurulan İkinci Cumhuriyet rejiminin yerleşmesi, Ortadoğu’da da olası bir Amerikan çözümüne ortaklık ve ekonomik krizi sermaye adına karşılamak. Olası bir Amerikan çözümünün başta Suriye olmak üzere ayaklarının aynı zamanda Türkiye’deki siyasi karşılıkları bulunuyor. Bugün seçim sathında herkesin en “muhalif” gözüktüğü tablo, seçim sonrası başka iş birliklerine gebedir. Bugünden söylenebilecek olasılıklardan birisi budur.

Ülkemizde yaşanan son 15 yıllık tablodan kökten bir geriye dönüşün mümkün olmadığı açık olmalı. Bugün düzen siyasetinde başkanlık tartışması tek başına AKP iktidarının bir tercihi olarak değil aynı zamanda sermaye düzeninin ihtiyaçları bağlamında bir objektivizme sahiptir. Merkezileşme, sermaye iktidarının de tercihlerinden birisi ve çıkarlarına hizmet eden bir dönüşüm olarak görülmelidir. Bununla birlikte, başka bir açıdan,  emperyalizmin Ortadoğu’da hayata geçirmeye çalıştığı planlarına, Türkiye sermaye devletinin entegrasyonun bir aracı olarak da başkanlık sistemine geçişten söz etmek mümkündür. (Yerelleşme, yeni-Osmanlıcılık, Kürt sorununun AKP eliyle kurulan İkinci Cumhuriyet’e entegrasyonu sorunu ve benzeri olarak da adlandırılabilir.) Bu, sermaye düzeninin ve sermaye sınıfının kanatlarından birisinin tercihidir ve AKP bu tabloda büyük bir ağırlığa sahiptir.

Bunun yanında, sermaye sınıfının başka kanatlarının temsil ettiği temel çizgi ise neticede “düzenin restorasyonu”ndan başka bir şey değildir.  Özellikle “toplumsal uyum” ve emperyalist güçlerle uyumlu bir düzen talep etmektedirler. Bugün AKP-MHP ittifakının karşısına çıkan düzen muhalefetinin temel düsturu ve ufku bundan ibarettir.

Bu tablodan çıkacak tek şey, AKP eliyle kurulan İkinci Cumhuriyet rejiminin mutabakatıdır. Sermaye düzeni açısından seçimlere katılan partilere bakınız! Düzen aktörlerinin kendilerinin çaldığı ve kendilerinin oynadığı bir yarış karşımızda duruyor. CHP adayı İnce’nin, bütün başkan adaylarını ziyaret etmesi çok “ince” bir siyasettir ve toplumsal kutuplaşmayı bitirmek babında düzen mutabakatını seçim sathında sağlama girişimidir. Buradan çıkacak tek şey, hele hele başkanlık yarışına katılmanın bizatihi kendisi de, İkinci Cumhuriyet’in seçiminden başka bir şey olmasa gerek!

Saadet Partisi önce AKP’nin kapısını çalmıştır, olmamıştır ama CHP ile ittifak kurabilmiştir.

Bir önceki seçimde CHP ile ittifak kuran MHP bu kez AKP ile yan yanadır.

İP, MHP’den çıkmıştır, AKP ise Saadet Partisi’nden!

HDP, CHP-SP-İP-DP tarafından kurulan “Millet ittifakı”nın içinde yer alamamasını eleştirip, İP’e yüklenmekte, “keşke olsaydı” demektedir. HDP aynı zamanda, sermaye devleti tarafından seçimlere sokulan Hüda-Par ile ittifak görüşmeleri yapmaktan çekinmemekte, “taban rahatsız olmasa ittifaka aslında hayır demeyeceklerini” söylemektedir. Ama Barzanici partilerle ve başka bir şeriatçı Kürt partisiyle ittifak HDP için tartışma konusu bile değildir.

Ancak asıl ittifaklar seçimlerden sonra olacaktır. Bakalım Meclis aritmetiği sonrası AKP karşıtı muhalif geçinenlerden kaçı AKP’nin ortağı olacaktır. Şimdiden söylenecek söz kulaklarımızda çınlıyor: “Ulusal çıkarlarımız gereği!”

Yeni bir Ekmeleddin vakasının olmamasını kim garanti edebilir? Erdoğan’ı devirmek adına Ekmeleddin aday gösterilmiş, bugün aynı isim Erdoğan’a oy vereceğini ilan etmiştir! Ders çıkarmayacak mıyız?

Bu anlamıyla,  bugünün seçim sathında “at izinin it izine” karıştığı bir tablo karşımızda duruyor, emekçilerin kafasını karıştırıyor. Burjuva düzende seçimler söz konusu olduğunda sesler çok çıkar, büyük laflar edilir, herkes en muhalif kesilir. Ancak sermaye düzenin bekası bütün düzen aktörleri için tek ve gerçek ortaklıktır!

24 Haziran seçimi, İkinci Cumhuriyet’in seçimidir. Sağın sağla yarıştığı bir seçim haline gelmiştir.

3 bileşenin sağcı olduğu “Millet İttifakı”nı kimse sol bir cephe diye yutturmaya kalkmasın! Sivas katliamından hatırladığımız, Tansu Çiller’le bildiğimiz, MHP’den tanıdığımız isimlerle solcu bir cephe kurulduğu görülmüş müdür? İttifakın dışında kalan HDP, kendisini solcu diye tanımlamaya, tepki oylarını almaya çalışmaktadır. Suriye’nin kuzeyine NATO’yu davet edenlerin solculuğu mümkün müdür? AKP, dün “asker vesayetini yıkıyoruz”, “sivilleşiyoruz”, “Avrupa Biriği’ne uyum” derken, bu liberal tezlerin Yetmez Ama Evetçi dayanakları bugün yeniden işbaşındadır. Muharrem İnce, “Avrupa Birliği ile aramızı düzelteceğiz” demektedir. HDP ise ideolojik olarak liberallerle paralel bir politik duruşa ve ideolojik bakışa başından beri sahiptir. 2010 referandumunda boykotun anlamı ise bir kez daha hatırlanmalıdır.

Bu seçim İkinci Cumhuriyet’te uyum ve mutabakat arayışıdır! AKP’nin bu saatten sonra kazanmasının ya da kaybetmesinin bir yerden sonra önemi kalmamıştır; düzen kendisini yeniden kurmakta, düzen muhalefeti bu nesnelliğin parçası haline gelmektedir. Bugün bu rejime temelden hayır diyen her hangi bir muhalefet partisi bulunmamaktadır. Ama bundan daha çok bu sömürü düzenine, kapitalist düzene, emperyalist ABD’ye ve AB’ye, NATO’ya hayır diyen hiç yoktur!

Ortada düzen karşıtı bir cephe, ittifak ya da aday bulunmamaktadır, tersine AKP eliyle kurulan İkinci Cumhuriyet rejimine meşruiyet katma çabası vardır. Başkan yaptırmak ya da yaptırmamak sermaye düzeninin lanetli yüzünü örten bir peçe olarak karşımıza çıkmıştır bugün. Kafalar da tam da bu yüzden karışmaktadır.

Seçimlerde sandığa gitmemek AKP’cilikmiş! Asıl bugün AKP eliyle kurulan bu rejimin parçası haline gelen düzen muhalefetinin değirmenine su taşımak AKP’cilik değil midir?

Solculuk, sermaye düzeninin onarılması değildir, bu düzeni değiştirme mücadelesidir!

Biz solcuyuz, bu gerici, emek düşmanı sermaye düzeninin değirmenine su taşımayız!

Biz solcuyuz, emperyalizmle mücadele solculuktur! Suriye’nin kuzeyinde ABD ve Fransız üslerinin konuşlanmasına ses çıkarmamayı, hatta işbirliği yapmayı, destek vermeyi solculuktan saymayız! Avrupa Birliği emperyalizmi ile arayı düzelteceğiz diyenlerle bizim işimiz olmaz!

Biz solcuyuz, gericiliğe karşıyız, laiklikten yanayız! Tescilli dincilerle aynı cephede olmayız! Sivas’ta yakılan 33 aydınımız pahasına gidip tescilli gericilerin aday olması için seçim kurullarına imza vermeyiz.

Biz solcuyuz, patronlarla, burjuva sınıfıyla büyük bir davamız var! Yılların sermaye partilerine, sırf AKP muhalifi diye, sempati beslemeyiz!

Biz solcuyuz, sermaye düzenin yolcusu olmayız!

Tabur tabur reformizme kayıldığı bir ortamda, rüzgarın estiği her yöne savrulmayı kimse devrimcilik, solculuk, siyaset yapmak diye pazarlamasın.

Ortada reformizm ve devrimcilik ayrışması vardır. Tartışmanın ekseni doğru konulmalıdır!

Yukarı